AB'nin Almanya sorunu

AB'nin birçok sorunu var. Küçücük bir Yunanistan sorunu yanında, bir de kocaman Almanya sorunu var.

Bayern Münih’ten maç kaybetmesi talep edilmez!” Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schauble, önce Amerikan hazinesinin, ardından Avrupa Komisyonu’nun Almanya’nın dış ticaret fazlasıyla ilgili yaptıkları sert eleştirileri böyle yanıtladı.

Almanya 2013 yılında dünyada en yüksek cari fazla elde eden ülke. Dış ticaret fazlası rekortmeni Çin’i, petrol gelirlerini nereye harcayacağını bilemeyen Suudi Arabistan’ı da katlayarak geçiyor Almanya’nın cari fazla oranı. Çin’in cari fazlasının ulusal gelire oranı %2.3 iken, Almanya’da bu oran %7’ye ulaşmış durumda. Bu nedenle geçen günlerde Avrupa Komisyonu Almanya’yı aşırı fazla vermesi nedeniyle ‘derinleştirilmiş denetim’ altına aldı! Bu oran %6’yı geçtiğinde, ‘aşırı makroekonomik dengesizlik’ nedeniyle komisyonun inceleme başlatma zorunluluğu var. Komisyon tarihindeki bu nedenle yapılan on dördüncü inceleme olacak bu. Ama bu kez aşırı açık, aşırı borç vs nedenleriyle değil, aşırı fazla nedeniyle! Alman muhafazakârları bunu ‘erdemli ekonomi’nin cezalandırılması olarak tanımlayıp, homurdanıyorlar.

Bugüne kadar bu incelemelerin sonucunda hiçbir ülkeye ceza verilmedi ama komisyon örneğin, İspanya ve Slovakya’nın makroekonomik dengesizliklerinin aşırı olduğu sonucuna varmıştı. Almanya konusunda da bir cezai yaptırım kararı alınması elbette beklenmiyor. Buna karşılık, bu ‘erdemli iktisat poltikası’nda hissedilir bir gözden geçirme baskısının hem IMF ve ABD hem diğer AB üyeleri tarafından önümüzdeki dönemde arttırılması bekleniyor.

Neden ‘AB ekonomisinin motoru’ sıfatı taşıyan, yakın zamana kadar örnek ülke olarak gösterilen Almanya şimdi eleştirilerin odağında? Sorun Almanya’nın dış ticaret başarısının esas olarak Euro Bölgesi’nin yavaşlamasıyla paralel gitmesinde yatıyor. Almanya’nın cari fazlası AB’nin diğer ekonomilerinde güçlü bir deflasyon baskısı yaratıyor. Almanya’da iç talebin büyümeden çok daha yavaş artması, neredeyse artmaması ve üretimin ihracata olan bağımlılığı, Euro Bölgesi ülkelerinin birçoğunun üzerinde iç talebi küçültme ve ithalatı yavaşlatma baskısı varken, çelişkili bir durum yaratıyor. Almanya örneğin Yunanistan’a çok ağır bir kemer sıkma politikası empoze ederken, Alman ekonomisi Yunanistan’ın toparlanmasının önündeki en önemli dış engel oluyor. Bu günlerde Almanya’da muhafazakârlarla sosyal demokratlar arasında devam eden koalisyon pazarlığının önemli bir ayağı, başta bütün Almanya’da geçerli bir asgari ücret ilan edilmesi olmak üzere, iç talep arttırıcı önlemler konusu.

Yakın zamana kadar gelişmiş ülke ekonomilerinin Çin’e yönelik eleştirilerinin odağında, Çin’in kronik devasa dış ticaret fazlası vardı. Şimdi bu eleştiri oklarının Almanya’ya yönelmiş olması ilginç. Keynes bu sorunu 2. Dünya Savaşı sonunda yeni dünya ekonomik sistemi kurulurken dile getirmişti. Dış açık veren bir ülkeden bu açığını sadece kendi politikalarıyla düzeltmesi beklenir, fazla veren ülkeden de fazlasını azaltması talep edilmezse, Keynes’e göre sonuç deflasyon olurdu. Ama bu durum aynı para birimini kullanan iki ülke arasında olursa, bu kez fazla veren ülke açık veren ülkeyi finanse etmiş olurdu. Bu nedenle Keynes uluslararası bir paranın dış açık sorununu çözeceğini iddia ediyordu. Avro Bölgesi’nde yaşanan dengesizlik, Keynes’in birinci öngörüsünü doğruluyor ama ikinci öngörüsünü tam doğrulamıyor. Daha doğrusu Almanya kendi fazlasının açık veren ülkeleri finanse etmesinden de hoşnut olmuyor. 

AB’nin birçok sorunu var. Küçücük bir Yunanistan sorunu yanında, bir de kocaman Almanya sorunu var. Esas erdemli çözüm Euro Bölgesi’nde gerçekten federal bir yapı oluşturmaktan geçiyor.