AKP iktidarı meşru değil midir?

İktidarın demokratik meşruiyeti ile icraatlarının demokratik meşruiyeti arasındaki farkı karıştırma hali, AKP'ye ideolojik hegemonyasını güçlendirme imkânı veriyor.

Geçen hafta Avrupa Parlamentosu Avrupa Bileşik Sol/Kuzey Yeşil Sol Grubu (GUE/NGL) Koordinasyon Bürosu İstanbul’da toplandı. GUE/NGL, Avrupa Parlamentosu’nda sosyal demokrat/sosyalistler ve Yeşiller’den sonra solda yer alan üçüncü gruptur. İki günlük toplantı, üç ana başlık altında düzenlenmişti: Türk-Kürt barış süreci perspektifi, Türkiye’de temel hak ve özgürlükler, Türkiye’de sol partilerin geleceği ve GUE/NGL gubu ile ilişkileri.

Ben de temel hak ve özgürlüklerin ele alındığı oturumda kısa bir konuşma yaptım. Türkiye’deki otoritarizmin tarihsel kökenlerini ve bunun AKP yönetimi altında aldığı biçimi on dakikada anlatmaya çalışırken, çok küçük bir azınlık dışında, Türkiye’de toplumsal muhalefetin AKP’nin iktidarda olmasını demokratik ilkeler çerçevesinde gayrimeşru bulmadığını, buna karşılık “Çoğunluk oyunu aldım, bu nedenle ne istersem yaparım” anlayışına dayanan icraatlarının demokratik meşruiyetini sorguladığını, bu icraatların içerik ve biçim itibariyle demokrasinin seçim dışında kalan gerekli diğer koşullarını yerine getirmediğini vurguladığını belirttim.

Oturum sona erdikten sonra, kahve arası sohbetinde, Türkiye’de yıllardır insan hakları mücadelesinin önde gelen isimlerinden biri olmuş bir tanıdığım, AKP’nin iktidarda olmasının demokratik meşruiyetinin olduğunu iddia etmemin yanlış, hatta demokrasi mücadelesi açısından tehlikeli olduğunu söyledi. Seçim barajının yanında, AKP’nin medyayı tamamen kontrol ettiğini, devlet organlarını kendi emrinde çalıştırdığını, (yanlış hatırlamıyorsam seçimlere hile karıştığını da ilave etti), bu nedenle sandıktan çıkan sonuçların demokratik kıstaslara göre sağlıklı olmadığını ilave etti. Kısacası, AKP’nin son genel seçimlerde geçerli oyların yarısını almış olmasının seçmenlerin özgür iradeleriyle ortaya çıkan bir sonuç olmadığını, bu nedenle iktidarın aslında gasp edilmiş addedilmesi gerektiğini ima ediyordu. Ben ise seçimlerin çok geniş katılımla ve demokratik seçim ilkelerine büyük ölçüde riayet edilerek gerçekleştiğini ve buradan çıkan sonuca dayanan bir siyasal iktidarın gayrimeşru ilan edilmesinin, bunu ilan edenlerin demokrasi anlayışındaki vahim eksikleri ortaya çıkardığını ileri sürdüm. İktidarda olma meşruiyeti ile iktidarın icraatlarının demokratik meşruiyeti arasındaki farka dikkat çekerken, bunun muhalefetin demokrasi anlayışının da turnusol kâğıdı olduğunu belirttim. %10 barajının yarattığı temsilde adaletsizliğin iktidarın gayrimeşruluğu iddiası için son derece yetersiz olduğunu, %5 barajı nedeniyle Almanya’da son seçimlerde oyların %15’inin parlamento dışı kaldığını hatırlattım. Bu kısa tartışmayı izleyen birkaç kişi de aralarında bölündüler. Bir kısmı, dediğimin ‘teknik olarak doğru olduğunu’ belirtip, ardından ‘ama’ deyip, neden AKP iktidarının meşru olduğunun söylenemeyeceğini anlatan, yukarıdaki gerekçeleri tekrarladılar.

Bu kısa tartışmayı, Türkiye’de demokrasi anlayışının sadece iktidarda değil, sol muhalefetin içinde de bazı kesimlerde sorunlu olduğunu belirtmek için aktardım. Bugün iktidar çevresinin sözcülerinin hemen darbeci yaftalamasıyla kriminalize etmeye çalıştıkları, bu nedenle yapıcı bir eleştiri ve tartışma ortamının koşullarının daha da zorlaştığı bir demokratik zihniyet aksaklığı var. Bunun tarihsel kaynaklarını ele almak bu yazının boyutlarını katbekat aşar. Bugün sol muhalefetin bir kısmında belirgin olan, iktidarın demokratik meşruiyeti ile iktidarın icraatlarının demokratik meşruiyeti arasındaki farkı birbirine karıştırma hali, AKP’ye ideolojik hegemonyasını tazeleme ve güçlendirme imkânı veriyor. Bu demokratik zihniyet bulanıklığı, sol muhalefetin bazı kesimlerinde, AKP’nin bir dizi anti-demokratik icraatına karşı bütünüyle meşru bir toplumsal mücadele yürütürken, yer yer temel demokratik ilkeleri reddeden bir tavır alınmasına veya böyle bir izlenim verilmesine yol açıyor.
AKP’nin hegemonik ve baskıcı iktidarıyla yalnız seçim yarışında değil, toplumsal yaşamın bütün alanlarında okulda, işyerinde, sokakta demokratik ilkeler çerçevesinde etkili biçimde mücadele etmek için önce bugün Türkiye’de iktidar partisinin bu konumunu zor ve hile ile gasp etmediğini, asgari demokratik yöntemlerle kazandığını kabul etmekle işe başlamamız gerekiyor. Aksi durum, Jacques Ranciere’in ‘demokrasi nefreti’ olarak tanımladığı tavrın sol versiyonu olmaktan başka bir şey değildir.