CHP'nin kendi elleriyle yakalandığı tuzak

CHP Genel Başkanı, son seçimler öncesi bünyesine aldığı merkez sağ figürlerle partinin emekli devlet büyüklerine meydanı boş bırakmaya devam ediyor.

Başbakan’ın Kürt sorununun çözümü yolunda dikkat çekici taktiklerinden birinin, MHP’nin bu konudaki doğal muhalefetine CHP’nin de ortak olmasını sağlamak olduğunu düşündürecek birçok kanıt var. Bilinçli biçimde yürütülmüyorsa bile, siyasal refleks olarak benimsenen bu taktiğin amacı, artık bir yıldan az bir süre kalan gelecek yerel seçimlerde, MHP yönünden gelecek ve AKP seçmenlerinin bir bölümünün hassas olduğu taşkın milliyetçi-mukaddesatçı tazyiği, bu tazyiğin kadim CHP politikasıyla eşanlamlı olduğunu, CHP ile aynı safta yer aldığını söyleyerek, zayıflatmak. Benzer şekilde, CHP yönünden gelecek ve AKP seçmenlerinin farklı bir bölümünün hassas olduğu seküler milliyetçi tazyiği de, bunun MHP ile izdivaç anlamına geldiğini iddia ederek, etkisiz kılmak. Böylece sağına ve soluna yerleştirdiği iki muhalif milliyetçiliğin birbirini etkisiz kılması sayesinde, riskli bir zeminde yürüttüğü Kürt açılımının yerel seçimlerde AKP’ye son genel seçimlere kıyasla oy kaybettirmemesini sağlamak.

Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, az bir ihtimalle başkanlık, daha büyük ihtimalle yarı başkanlık veya partili cumhurbaşkanlığı seçeneklerinden birini içeren bir anayasa değişikliğini meclise sunması, bu iki tazyiğin birbirini büyük ölçüde etkisiz kılmasının başarılmasına bağlı gibi gözüküyor. CHP yönetiminde yılların devlet partisi olma geleneğinin verdiği güvenle konuşanların sesinin daha tok ve gür çıkması sayesinde, AKP kurmaylarının bu taktiğinin başarı şansı artıyor. CHP’nin içinde matador Erdoğan’ın salladığı kırmızı örtüye gözü dönmüş biçimde saldıracak boğa sayısı az değil. Bunların CHP tabanında tam ne kadar etkili olduğunu bilmiyoruz ama bugünkü CHP söylem ve tavrını belirlediklerini görüyoruz.

CHP milletvekillerinin verdiği araştırma komisyonu önergesine AKP milletvekillerinin imzalarını koymalarının ardından CHP cephesinde yaşanan panik, bu taktiğin ne kadar etkili olduğunu çok açık biçimde gösterdi. Soğukkanlı biçimde bu hamleyi karşılayıp, bunu CHP’nin Kürt açılımı girişiminde inisiyatif alma ve AKP tekelini kırma karşı hamlesine dönüştürmekten aciz, nefret ve şaşkınlıktan eli ayağı tutmaz hale gelmiş bir parti görünümü sergiledi CHP bu vesileyle. Önergeyi veren parti olarak atılan adımı sahiplenme, meclisin bu konuda devreye girmesini sağlamış olma meşruiyetini elde etme ve öfkeli bir taraftar grubunun amigosu olarak süreci tribünde izlemeye mecbur kalmaktan kurtulma fırsatını kaçırmış oldu. AKP milletvekillerinin CHP önergesine imzalarını ilave etmeleri karşısında, bunun “eser sahibinin hakkını çiğnemek” olarak tanımlamaya çalışan, meclise verilen önergeyi telif hakkı yasasına tabi eser muamelesi yapan milletvekillerinin hali ise tam anlamıyla patetikti.

Kılıçdaroğlu’nun boş gösteren halini alan doğruları bu durumu telafi etmekten aciz. Elbette bir kısım parti üst yöneticisi, parti meclisi üyesi ve bazı bölgelerin yerel parti yöneticileri CHP’nin ustaca kurulmuş bir tuzağa yakalandığının farkındalar. Bunun CHP’nin tabanında belli bir yarılmaya yol açtığını da görüyorlar. Yarılma demek, illa bölünme demek değildir. Seçmenin ve parti tabanının başka bir yere yüzünü dönmeden, kendini gelişmeler karşısında yabancı hissetmesi ve partisine ve sandığa sırtını dönmesidir. Ama CHP Genel Başkanı, CHP’yi bölmeme gerekçesiyle, son seçimler öncesi bünyesine aldığı merkez sağ figürlerle partinin devlet partisi olma güvencesi emekli devlet büyüklerine meydanı boş bırakmaya devam ediyor. Bunu yaparken, CHP’nin tam da AKP’nin istediği gibi görünmesini sağladığını fark etmiyor mu? Herhalde fark ediyordur ama yapısal çaresizlik böyle bir şeydir. Ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz ama yapısal nedenlerle bir şey yapamazsınız. Rakibinizin kurduğu tuzakta debelenirsiniz.