Çözüm yolunda patika bağımlılığı yaratmak

Barış ve çözüm yolu, uzun, engebeli ve taşlı bir yol. Ama kervanın yola koyulduğundan şüphe yok.

Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır meydanındaki yüzlerce suretinin ve okunan mektubunun televizyon ekranlarından Türkiye’nin en ücra köşelerinde evlere, kahvelere, işyerlerine aynı anda girmesi, Kürt sorununda son derece önemli bir eşiğin aşıldığı an oldu. Hükümlü ama Kürt dünyasında milyonlarca Kürt’ün önder olarak kabul ettiği Öcalan’ın, Türkiye siyaset sahnesinde resmen oyun kurucu aktör olarak yer alması değildi bu kritik aşama. Bu da elbette önemli bir adımdı ama o kadar yeni değildi. Öcalan’ın mesajının içeriği kadar, bunun toplumun bütün üyelerinin canlı olarak izlediği, şeffaf bir iletişim adımı olması önemliydi. Sonucu da son derece başarılı oldu. Çoğu toplumda olduğu gibi, Türkiye’de de ırkçı nefretin esas olarak yukarıdan, devletten, medyadan, siyasetten topluma salgılandığını gösterdi. Bu salgılamaya ara verildiğinde, şehit ailelerinden 180 derece farklı mesajlar gelir oldu.

Daha önce bu sütunlarda ifade ettiğimiz gibi, Kürt sorununun çözümünde en önemli eşik, sorunun silahla, çatışmayla, asayiş önlemlerinin sürekli arttırılması ve güçlendirilmesiyle değil, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün genişlediği ve sağlamlaştırıldığı siyasal alanda, temel hakların koşulsuz tanınması ve müzakere yoluyla çözülebileceği kanaatinin oluşmasıdır. Bu kanaatin Türkiye toplumunda baskın hale gelmesi, ilk adımları atılan çözüm sürecinin geri dönüşü olmayan bir eşiği atlaması demektir. İleride yapılabilecek tüm provokasyonlara, geri dönüş teşebbüslerine karşı çekilecek en dayanaklı set, budur. Kürtlerin yürüttükleri mücadelenin, yöntemleri ne kadar eleştirilir ve tartışılır olursa olsun, özünde haklı bir mücadele olduğunun tescil edilmesidir. Bundan sonra, müzakereler dursa da -ki geçici yol kazaları her an olabilir- bu olgunun izinin ve etkisinin silinmesi mümkün olmayacak. Faşizan bir ırkçı milliyetçilikle zihinleri damgalanmış olmayanların, ‘bebek katili’ türünden ifadeleri meydanlarda, medyada yeniden dile getirmeleri bundan sonra kolay olmayacak. Bunu yapanların toplumsal itibarı eskisiyle kıyaslanmayacak biçimde zedelenecek. Toplumsal algıda değişim denilen gelişme budur. Başlayan sürecin en önemli istikrar güvencesi de bu. İktisat ve siyaset literatüründe ‘patika bağımlılığı’ denen kavram bunu ifade eder.

Abdullah Öcalan’ın mektubu, buna Murat Karayılan’ın verdiği video kayıtlı, törensel yanıt veya Hasan Cemal’in yaptığı söyleşi, KCK yönetiminin yayımladığı bildiri, tersten düzden, içindeki eksikleri arayarak, kullanılan kelime ve kavramları tefsir ederek ne kadar okunmaya ve başka türlü anlamlandırılmaya çalışılırsa çalışılsın, içinde bulunulan aşamada silahlı mücadele gereğinin bittiğini, Kürt siyasal hareketinin taleplerini bundan böyle yasal siyasal alanda sürdürme kararı alındığını, bunun koşullarının oluşması sorumluluğunun da esas olarak hükümetin omuzlarında olduğunu söylüyor. Geri kalanı, başkanlık ve nasıl bir başkanlık sistemi, özerklik, federasyon, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi vb. konular siyaset alanında özgürce tartışılacak ve siyasal mücadelesi verilecek konulardır.

Şimdiden ortaya çarpıcı biçimde çıkmaya başlayan çelişki, silahlı PKK militanlarının Türkiye’den güvenli biçimde çıkma koşullarını başta hükümetin sorumlu bakanları ve Başbakan konuşurken, hiçbir şiddet eylemine bulaşmamış, silahsız binlerce BDP üyesi ve yöneticisinin ‘terör örgütü üyeliği’ suçuyla tutuklu olmalarıdır. Bu sürdürülür bir çelişki değildir. Meclis’te AKP, CHP ve BDP’nin 4. yargı paketinin görüşülmesi vesilesiyle, süreci tökezleten bu çelişkiyi hızla çözme olanağı ve sorumluluğu var.

Barış ve çözüm yolu, uzun, engebeli ve taşlı bir yol. Ama kervanın yola koyulduğundan şüphe yok. Bu aşamada en önemlisi bu. Zaman, Türkiye’de demokratların, sosyalistlerin, özgürlükçülerin mızırdanmak, başka korkuları tetiklemek, güçsüzlüğünü kibirle örtmek değil, bu yolun engebelerini düzeltmek, mümkün olduğu kadar taşlarını ayıklamak, demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden bir yol olması mücadelesini kararlılık ve özgüvenle vermelerinin zamanıdır. Bu da Türkiye’de özgürlükçü, demokrat solun gelecekteki varlığını ve konumunu belirleyecektir.