Darbelerle hesaplaşmak

12 Eylül'e meşruiyet veren toplumsal hareketlerin, 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki tavırlarının detaylı incelenmesi, yüzleşmenin bir parçasıdır.

Önümüzdeki dönemde, 12 Eylül askeri darbesi ile ilgili birden çok dava ve girişimin birkaç kulvarda devam etmesi muhtemel. Birinci kulvarda, darbeyi doğrudan gerçekleştiren beş askerden hayatta kalan ikisi hakkında başlamış olan dava var. İddianamedeki eksikliklere ve yaklaşım sorunlarına rağmen, darbe fiilinin somut olarak yargılandığı dava bu. Buna paralel olarak, darbenin yarattığı yeni fiili hukukun yetkilendirdiği kişilerin, darbeciler dahil olmak üzere işledikleri, insanlığa karşı suç kategorisinde ele alınması gereken suçlar var. Bu suçların bir kısmı hakkında, mağdurların şikayeti ve Evren-Şahinkaya davasını yürüten mahkemenin suç duyurusunda bulunmasıyla dava açılması ihtimali yüksek gözüküyor. Cezaevlerinde yapılan işkenceler, cinayetler, ölüm vakaları ile ilgili yürütülen bir dizi soruşturma var. İnsanlığa karşı işlenmiş bu ağır suçların işlendiği yerlerde davaların görülmesi, bu toplumsal travmaların yaşandığı yerlerde bir tarih ve bellek yüzleşmesinin gerçekleşmesi için önemli ve gerekli. EDP İzmir İl Başkanı avukat Arif Ali Cangı’nın verdiği bilgilere göre, şu anda 56 il ve ilçe savcılıkları darbe sonrası yapılan işkencelerle ilgili soruşturma yürütüyor. Cangı, ayrıca, 1980’den önce, Hasan Fehmi Güneş’in İçişleri Bakanlığı sırasında kurulan ve darbe sonrası yaptığı işkenceli sorgu yöntemleriyle ünlenen Derinlemesine Araştırma Laboratuarı konusunda soruşturma başlatıldığını belirtiyor.
Üçüncü kulvarda ise, geçici 15. maddenin koruması artık kalktığı için darbeci gücün yarattığı gayrı meşru idarenin yürütme ve yasama faaliyetlerini yerine getirenlerle ilgili açılabilecek davalar var. Milli Güvenlik Konseyi’nin hayatta olan iki üyesine ilaveten, Bülend Ulusu hükümetlerinin ve Danışma Meclisi’nin hayatta olan üyeleri bunlar. Bu kişiler hakkında aldıkları kararlar, yaptıkları tasarruflar ve uygulamalar nedeniyle doğrudan mağdurların şikayeti üzerine dava açılabilir.
Bütün bu girişimlerin sadece adli süreçle sınırlı kalmaması, 12 Eylül rejiminin icraatlarının toplumsal alanda derinlemesine değerlendirilmesi, parlamentonun bu konuda kapsamlı araştırma yapması, sorumlulukların ve sorumluların ortaya çıkarılması gerekiyor. Bu hafta meclis genel kurulunda, geçmiş iki darbenin, iki müdahalenin ve son muhtıranın toplum ve bireyler üzerinde meydana yarattığı hak ihlallerinin, maddi ve manevi zararların araştırılması amacıyla bir komisyon kurulması teklifi görüşülecek. 27 Nisan muhtırası için münhasıran neden dava açılmıyor sorusu daha da anlamlı olacak. Bu araştırma önerisinin Meclis’te grubu bulunan bütün partiler tarafından desteklenerek, bir partinin sahipleneceği bir girişim olarak kalmaması mümkün olacak mı? Göreceğiz.
1 Mayıs 1977’de, Özel Harp Dairesi içinde yer alan unsurlar tarafından düzenlenmiş olma ihtimali yüksek olan provokasyon eylemlerinin de açığa çıkması için parlamenterlerin ve toplumsal hareketlerin ısrarlı bir takibi gerekeceği açık. Meclis komisyonuna bu konuda verdiği dosyanın hala gizli kalmasını MİT’in talep etmesi, geçmişte işlenmiş devlet suçunun ifşası anlamına geliyor.
Son olarak, 12 Eylül darbesine siyasal-toplumsal meşruiyet veren toplumsal hareket ve çevrelerin, 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki tavır ve eylemlerinin detaylı biçimde incelenmesi, bu yüzleşmenin adli süreç dışında yürütülecek bir parçası. Bu bağlamda, Ebru Deniz Ozan’ın, “Gülme Sırası Bizde” başlıklı kitabı (Metis Yayınları, 2012), yer yer fazla indirgemeci bir yöntem benimsemesine rağmen, sermaye kesiminin darbe öncesindeki tavır ve eylemlerini ele alan önemli bir örnek çalışma. 1980 sonrasında bu konularda yapılan bir çok çalışmanın, aradan geçen otuz yılı aşkın zamanın süzgeciyle yeniden ele alınması, yaygınlaştırılması ve derinleştirilmesi 12 Eylül’le toplumsal yüzleşmenin olmazsa olmaz diğer boyunu oluşturuyor.
Görüldüğü gibi, “bu işten bir şey çıkmaz” ya da tam tersine “tamam artık bu sorun da bitti” denmesi mümkün olmayan, ancak toplumsal hareketlerin ısrarlı takibiyle hayata geçtiğinde bir zihniyet değişiminin kalıcı tohumlarını atacak bir araftayız. Eğer demokrasi nihai aşaması olmayan, bitmeyen bir mücadeleyse, buradan ne çıkacağı da yapılacak somut girişimlerle, sebatla verilecek mücadelelerle belirlenecek. Özgürlükçü solun bu mücadelelerde en önde yer almasından daha doğal bir şey olamaz.