Dipteki siyaset yüzeye çıkınca

Dipteki siyaseti oluşturan bütün bu kampanya, girişim ve protestoları tanımlayan en güçlü üç hal, öfke, kabul edilmezlik ve hayal kırıklığı.

London School of Economics bünyesinde Sivil Toplum ve İnsani Araştırmalar birimini yöneten Mary Kaldor ve üç araştırmacı, 2012 Haziran’ında 58 sayfalık bir rapor yayımladılar. Rapor, Avrupa’da 2011-2012 yıllarında ortaya çıkan toplumsal hareketleri ele alıyor. Esas olarak gösteri, protesto ve işgal, bunun yanında yeni biçimlerde ortaya çıkan toplumsal muhalefet hareketlerini ele alan araştırmada, ‘yeraltında siyaset’ (‘subterranean politics’)olarak tanımlanan faaliyetlerin ortak ana nitelikleri ve birdenbire yüzeye çıkışları inceleniyor.


Yeraltındaki siyaset, yasadışı siyaseti işaret etmiyor. Anaakım siyaset alanı ve siyasal tartışma zeminlerinde olağan zamanlarda görülmeyen, yankısı duyulmayan siyasetler ve siyasal temalar burada kastedilen. Yeraltı ekonomisi gibi, buna da kayıtdışı siyaset denebilir. Ama kayıtdışında bile yasadışılık anlamı var. Bu nedenle galiba en doğru çeviri, ‘dipte yürütülen siyaset’. Yerleşik siyasal partilerin, büyük basının görmediği, formel siyaset alanında yansıması olmayan, bu anlamda enformel olan siyasetin aktör ve temalarının, siyaset yapma biçimlerinin, toplumsal ilişki tarzlarının birdenbire görünür olması bu yüzeye çıkış. Çok uzun olmayan bir süre için bile olsa, egemen siyasetin aktörlerini, temalarını ikinci planda bırakıyor.


Araştırmada, 2000-2010’la karşılaştırıldığında, son iki yılda yüzeye çıkan bu hareketlerin eskilerine nazaran çok daha geniş bir toplumsal titreşim yarattığına dikkat çekiliyor. Almanya, Macaristan, İtalya, İspanya (15-M) ve küresel kent Londra’daki işgal ve protesto hareketlerini inceleyen beş rapor ve Avrupa ölçeğinde ‘Başka bir Avrupa’ temasıyla yola çıkan hareketlerle, Avrupa krizine yanıt olarak geliştirilen sivil inisiyatiflerin ele alındığı iki raporun sentezi söz konusu çalışma. Görüldüğü gibi, sadece sol eğilimli hareketler değil, Macaristan’da olduğu gibi, milliyetçi, ksenefobik hareketler de var bu tanımın içinde. Araştırma, çoğu yerde, protestoların kemer sıkma politikalarıyla sınırlı olmadığını, mevcut uygulamalardaki demokrasi eksiklerine karşı çıkışın çok daha ön planda geldiğini gösteriyor. Demokrasiyi kolektif biçimde yeniden tanımlamak arzusu hâkim bu hareketlerde. Özellikle var olan demokrasinin günlük hayatla olan ilişkisi sorgulanıyor. Yeni demokrasi deneyimleri, yerel konularda doğrudan demokrasi uygulamaları, konsensüs oluşturmanın farklı yöntemleri deneniyor. 


Dolayısıyla bunların hepsi siyasal olana ilişkin hareketler. Siyasetin hedefi kadar, siyaset yapma biçimini sorguluyorlar. Formel siyasete karşı büyük bir früstrasyonu dile getiriyorlar. Dipteki siyaseti oluşturan bütün bu kampanya, girişim ve protestoları tanımlayan en güçlü üç hal, öfke, kabul edilmezlik ve hayal kırıklığı.


Bu hareketlerin ana gövdesini yataylığa, değiştirilebilirliğe ve lidersizliğe dayalı, ‘çevrimiçi aktivizm’ (‘online activism’) olarak tanımlanacak bir örgütlenme tarzı oluşturuyor. Kalıcı formel siyaset biçimlerine evrilme kapasiteleri son derece sınırlı. Ama Korsanlar Partisi gibi bazı örneklerin en azından belli bir dönem seçimlerde görece başarı elde etmesi mümkün. Hepsi İtalya’daki 5 Yıldız hareketi kadar heterojen değil ama ülkesine göre, sosyal adaletsizliğe, yolsuzluklara ve bunlardan sorumlu tutulan tüm siyasal partilere karşı gelişen bir yerleşik politika karşıtı politik hareketler bunlar. Çoğunda anti-otoriter vurgu ağır basıyor.


Yüzeye çıktıktan sonra bu hareketlerin formel siyaseti ne kadar ve nasıl etkilediği konusunda, yeteri zaman mesafesi olmadığı için raporda birkaç gözlem yapmakla yetinilmiş. Muhakkak ki birkaç sene sonra, bu çalışmayı güncelleyenler, 2012 Haziran’ında yapılan bu tespitlerin, bir yıl sonra Avrupa’nın periferisinde son derece açık ve güçlü biçimde doğrulandığını Gezi Direnişi örneğinden hareketle dile getirecekler. 


Komplo detektiflerini uyaralım. Bu rapor Gezi olaylarından tam bir yıl önce yayımlandı. Komplonun Memet Ali Alabora’nın sahneye koyduğu oyundan önce, esas LSE’de kurulduğunu iddia edip söyleyenin budalalığını sadece ele vermekten başka anlamı olmayan yeni bir hamle yapmadan, biraz soğukkanlılıkla okunursa rapor, Gezi Direnişi’nin nasıl yeni zamanın ruhuna uygun olduğunu, bu direniş ve işgalin yeraltında birikenin yeryüzüne çıkma anı olduğu anlaşılır. Türkiye’de yeraltında birikeni raporda tarif edilen üç hal güzel özetliyor: Hayal kırıklığı, yapılanı kabul edilemez bulma ve öfke.