Emek şehidi değil, emekçi katliamı

İş kazalarında ölenler hangi kutsal amaç için öldüler? Yoksa iktisadi büyüme tanrısına sunulan kurbanlar mıydı bütün bu ölenler?

28 Nisan dünyada iş kazalarında ölen çalışanları anma günüydü. 28 Nisan’ın emek şehitlerini anma günü olduğu türünden sözler düşünmeden söyleniveriyor. İş kazalarında ölenleri şehit olarak tanımlamak, uğrunda öldükleri eylemi de kutsallaştırmak amacı taşır. İş kazalarında ölenler hangi kutsal amaç için öldüler? Yoksa iktisadi büyüme tanrısına sunulan kurbanlar mıydı bütün bu ölenler? Sermaye sahiplerinin, işverenlerin kârlarını daha fazla arttırmak için uluslararası bir zincir halinde dayanışarak oluşturdukları güvensiz, insanlık dışı çalışma koşullarının neden olduğu cinayetler değil mi bunlar? Kurbansalar eğer, sınırsız büyüme ve zenginleşme hırsının doğrudan sorumlusu olduğu cinayetlerin kurbanılar.

Türkiye’de iş kazalarında ölenlerin kader kurbanı olduğuna inanmamızı istiyor muhafazakâr sermaye sınıfı. En yüksek kâr tapınması içinde muhafazakârı ve liberali, dindarı ve dinle işi olmayanı, militan laiki ve Müslümanı, iş kazaları gündeme gelince bir kutsal ittifak oluşturuveriyorlar. Sermayenin rengi iş kazalarında ölen emekçiler için fark etmiyor.

Bangladeş’te 28 Nisan’dan üç gün önce, içinde 3500 civarında tekstil işçisinin çalıştığı bir bina göz göre göre çöktü. Binanın sağlam olmayan bir zeminde inşa edildiği, yıkılma tehlikesinin son derece yüksek olduğu bilindiği halde, kimse binayı mühürlemedi. Büyük çoğunluğu kadın 376 kişinin cesedine ulaşıldı. 600 işçi halen kayıp. Binanın yıkıntılarında çıkan yangın kayıpların hemen hepsinin ölmüş olması ihtimalini arttırıyor. Binanın ortakları arasında bir İspanyol işadamı da var. Binadaki atölyelerde dünyanın ünlü hazırgiyim markalarına fason üretim yapılıyordu. Çoğu kadın olan işçiler ise aylık 30-50 dolar maaşla, tanesi bunun iki misline satılan giyim eşyalarını üretiyorlardı. Çöken binada Mango, Primark, Cato, C&A, Bon Marché, Corte Ingles gibi markalar veya büyük mazağazaların markaları altında satılacak ürünler üretiliyordu. Carrefour’un giyim markası Tex’in etiketleri de yıkıntılar arasında bulundu. Benetton da olağan şüpheliler listesinde.

Bangladeş’te son altı ayda hazırgiyim alanında yaşanan bu üçüncü büyük kaza. 24 Kasım’da bir tekstil fabrikasında çıkan yangında 112 emekçi ölmüştü. Fabrikada Walmart, Carrefour, C&A için üretim yapılıyordu. Sadece bir yangın çıkışı olsa, bu ölümler olmayacaktı. Bu yangından iki ay sonra, başka bir tekstil fabrikasında çıkan yangında yaşları 16-18 arası olan 7 işçi öldü. Acil çıkışın bu defa da önü kapatılmıştı. Bu fabrikada da Zara, Scott&Fox gibi markalara üretim yapılıyordu.

Bangladeş’in dünyada Çin’den sonra tekstil ihracatında ikinci sırayı alması bekleniyor. Şu anda 24 milyar dolarlık toplam ihracatının %80’i tekstil sektöründen geliyor. Aylık ücretlerin ortalama 50 dolar olduğu bu sektörde, çoğunluğu kadın, iki milyon işçi çalışıyor. Bangladeş parlamentosundaki milletvekillerinin önemli bir kısmı doğrudan veya dolaylı olarak bir veya birkaç tekstil atölyesi sahibi.

Bir atölye sahibi, “Gelişmiş ülkelerin ince ruhları önce kendi önlerini süpürsünler. Önünde kuyruk oldukları ünlü giyim markaları bize biraz daha para verseler, biz de işçilerimizin güvenliğini arttıracak harcamalar yapabiliriz. Ama daha düşük fiyat ve daha kısa zamanda teslim, stoksuz üretim için hep bizi sıkıştırıyorlar, sonra iş güvenliğini arttırmamızı istiyorlar” derken, bu seri cinayetlerdeki sorumluluk zincirini ortaya koyuyor. Bu sorumlulukta gelişmiş ülkelerin orta ve üst sınıf tüketicilerinin payı da yok mu? Var elbette. Bu nedenle bazı uluslararası insan hakları örgütleri gelişmiş ülkelerin tüketicilerinin ödeyeceği ve geliri bu atölye ülkelere gidecek olan adil paylaşım vergileri konmasını talep ediyor.

Bir tekstil ürününü alırken etiketine baktığınızda gözünüzün önüne bu işçi cinayetleri gelmiyor mu? Eliniz gene de onu almaya gidiyor mu? Sizin de bu cinayetlerde sorumluluk payınız var demektir.