Güdümlü adaletin çarpık kararları

Fethiye Çetin, bu hafta yayımlanan 'Utanç Duyuyorum!' başlıklı kitapta (Metis Yayınları), Hrant Dink cinayetinin yargısını gözler önüne seriyor.

Bir yanda, terör örgütüne üye oldukları konusunda yeterli kanıt çıkmadığı için polis fezlekesine şüphelilerin katıldıkları yasal eylem ve etkinliklerin, ne silah ne patlayıcı madde bulunan aramalarda çıkan ‘bol miktarda’ teyp kasedi, kitap ve derginin art arda dizildiği terör örgütü üyesi iddianameleri. Buna bağlı uzun tutukluluklar ve verilen ağır cezalar var. İsmail Saymaz geçen ay yayımlanan ‘Sözde Terörist’ başlıklı kitabında (İletişim Yayınları) bunları gözler önüne serdi. Cinayet, bombalama veya başka bir şiddet eyleminin olmadığı ‘terör davaları’ bunlar. Parasız eğitim için pankart açmaktan taşeron işçileri bir sendika etrafında örgütlemeye, HES’lere karşı yürüyüşler düzenlemekten cemaat yapılanmasını konu alan kitap hazırlamaya kadar yayılan çok geniş bir yelpazede yer alan, demokratik hak niteliğindeki eylemlerin ‘terörize’ edilerek bastırılması, sindirilmesi için açılmış davalar. Saymaz, iktidarın anti-demokratik niteliğini örtebilmek için ‘sözde teröristlere’ ihtiyaç duyduğunu, birçoğu Aziz Nesin hikâyesine malzeme olacak nitelikteki bu davaları toplu biçimde değerlendirirken belirtiyor.

Diğer yanda, bir Ermeni gazetecinin öldürülmesine giden uzun yolda ortaya çıkan birçok örgütlü suç karinesini görmemek için direnen, cinayeti münferit bir vaka olarak ele alıp, cinayetin doğrudan azmettiricisi için bile beraat kararı veren bir ceza mahkemesi var. Özel olarak korunan şahıslar, üzerine gidilmeyen somut olgular, üstü örtülen konular, önce sızdırılıp sonra buharlaştırılan haberler... Hrant Dink’in öldürülmesinin arkasındaki örgütlü yapıyı gizleme konusunda elbirliği eden koskoca bir devlet aygıtı ve bunun üzerine gitmemeye teşne bir yargı. Fethiye Çetin, bu hafta yayımlanan ‘Utanç Duyuyorum!’ başlıklı kitapta (Metis Yayınları), Hrant Dink cinayetinin yargısını gözler önüne seriyor. Bu sefer karşımızda, İsmail Saymaz’ın kitabında incelediği otuz ayrı dava dosyasındakinden çok farklı bir yargı davranışı çıkıyor. Hrant’ın cezalandırılması için yapılan girişimlere boyun eğen, Hrant öldürüldükten sonra cinayetin arkasındaki organize yapıyı ortaya çıkarma konusunda gönülsüz olan bir yargı.

Fethiye Çetin, kitabın birinci bölümünde cinayete giden uzun yola gölgesi vuranları tek tek sayıp, eldeki kanıtları hatırlatıyor. Hrant Dink’e açılan Türklüğe hakaret davası 2005 Temmuzu’nda normal seyrinde devam eder ve beraat kararına çok yakınlaşmışken birdenbire hâkimin tavır değiştirmesinin, üç celse karar vermeden duruşmaları ertelemesinin arkasındaki gelişmeleri, Ergenekon davasında ortaya çıkan kanıtlarla aydınlatmaya çalışıyor. Karşımıza Özel Harp Dairesi’nde (1990 başından beri Özel Kuvvetler Komutanlığı) görevli bir binbaşı ve Ergenekon davası sanığı Ümit Sayın çıkıyor. Binbaşının ilgi konusu ‘gayrimüslimler.’ Barış Kerimoğlu takma adıyla kitap yazıyor. Aralarındaki msn konuşmalarının çözümü Ergenekon davası belgeleri arasında yer alıyor. Bu konuşmaların Hrant’la ilgili bir kısmının sansürlenmiş olmasına rağmen, geri kalanı bile çok güçlü suç karineleri oluşturuyor. Ortada bir ‘psikolojik harekât grubu’ olduğunu, “Hrant Dink bizim savaştığımız adam” türünden sözlerin edildiğini, hakaret davasının beraatle sonuçlanma ihtimaline karşı harekete geçme gereğinin dile getirildiğini Fethiye Çetin’in kitabından öğreniyoruz.

Bu davaya bakan ağır ceza mahkemesi, ortada terör örgütü veya örgütlü bir suç olduğuna dair delil olmadığını iddia ederek, hapis ve beraat kararları vermişti. Yargıtay’ın terör örgütü değil ama ‘suç işlemek amacıyla örgüt oluşturulduğunu’ tespit edip, bu kararı bozmasından sonra dava yeniden 17 Eylül’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanacak.

Fethiye Çetin, Hrant’a açılan hakaret davasından başlayarak izini bugüne kadar sürdüğü bu davada, cinayetin derin, çok güçlü ve organize bir yapı tarafından hayata geçirildiğinin, öncesi ve sonrasıyla planlanmış bir operasyon olduğunun birçok kanıtı bulunduğunu gösteriyor. Kâğıt üzerinde yasalara göre suç bile olmayan birçok muhalif eyleme terör damgası vurmakta tereddüt etmeyen Türk yargısının, bir Ermeniyi öldürme amacıyla sınırlı olmayan, aynı zamanda bir tedhiş ortamı yaratma amacı taşıyan Dink cinayetinin arkasındaki örgütlü yapıyı ve sorumluları görmemeye devam edecek mi?

İlginç bir ‘demokrasi’ Türkiye. Bir yanda ‘sözde terörist’ yaratmada son derece usta, diğer yanda göstere göstere gelen, tedhiş amaçlı örgütlü bir cinayette örgüt ve terör eylemi bulmamayı başaran bir devlet refleksinin yönlendirdiği güdümlü adalet ve rastlantısal demokrasi ülkesi burası.