Haksızlıkları kabul etmeyin, başkaldırın!

On binlerce İspanyol şiddeti bütünüyle dışlayan bir başkaldırının iktidarı nasıl çaresiz bıraktığını gösterdi.

15 sayfalık kısa bir metin. Yazarı, 1917 Berlin doğumlu bir Fransız. Nazi işgaline karşı direnişin saflarına ilk geçenlerden. Savaş sonrasında, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni yazmak için BM bünyesinde kurulan 12 kişilik komisyonun en genç üyesi. Adı, Stephen Heissel. Broşürün başlığını Türkçeye çevirmek zor: ‘Indignez-vous!’ Haksızlığa esef duyun, karşı çıkın. Sosyal güvenlik sisteminin parçalanmasına, İsrail’in Filistinlilerle kedinin fareyle oynar gibi oynamasına, çılgın gibi büyümeye, fütursuzca işlenen haksızlıklara karşı şiddeti reddeden bir isyana çağırıyor. Olan bitene karşı kayıtsız kalmanın olabilecek en kötü tavır olduğunu hatırlatıp, bir vicdan ayaklanmasına herkesi davet ediyor. Broşürün sonunda yeni yüzyılı yapacak olan erkek ve kadınlara şunu hatırlatıyor Heissel: “Yaratmak, direnmektir. Direnmek, yaratmaktır.”
Fransa’da 2010 sonunda yayımlanan broşür, birkaç ay içinde 800.000 adet sattı ama ülkede somut bir etkisi şimdilik olmadı. Buna karşılık, çevirisinin İspanya’da yayımlanmasından hemen sonra, son yıllarda üzerine ölü toprağı serili olduğuna inanılan İspanya’da, gençler, yaşlılar, işsizler, işi olanlar ve emeklilerden oluşan bir kitle, 15 Mayıs’ta Madrid’in ünlü meydanı Puerta del Sol’da oturma eylemi başlattı. Kendilerine ‘Los Indignados’ adını verdiler. Yani, haksızlıklara esef duyup, başkaldıranlar. 

İki partiye de karşı
Bütünüyle şiddet karşıtı olan bu hareket, genç-yaşlı, kadın-erkek bütün İspanyolları, iktidarı on yıllardır sırayla paylaşan sağ ve sol her iki partiye birden karşı çıkmaya, yerel seçimlerde oy vermemeye çağırdı. Karşı çıktıkları haksızlıklar, 2008 krizinde ağır yara alan İspanyol ekonomisinde işsizliğin yeniden %20’yi geçmesi, 25 yaşından küçüklerin yarısından fazlasının işsiz olmasıyla sınırlı değil. Artan sosyal eşitsizlikleri ve kapitalizmin giderek cangıl düzenine dönüşmesini şiddetle eleştiriyorlar. Siyasetçileri, kendi çıkarlarını ve kariyerlerini her şeyden üstün görmekle suçluyor, siyasetçi sınıfıyla sermaye çevrelerinin yakınlığını teşhir ediyorlar. ‘15-M’ hareketi, İspanya’da iktidardaki Sosyalist Parti’nin 22 Mayıs’taki yerel seçim hezimetini, seçim öncesinden ilan ediyordu. 

Laboratuvar işlevi
Önümüzdeki yeni toplumsal hareketler açısından bir laboratuvar işlevi de gören bu spontane taban hareketi, iddia edildiği gibi apolitik mi? İki partiye de “yeter” deyip, seçimleri boykot etme çağrısında bulunmaya dayanan bu apolitiklik nitelemesi, 15-M göstericilerinin işgal ettikleri meydana Puerta del Solidaridad, Dayanışma Kapısı adını vermelerini dikkate almıyor. ‘Los Indignados’lar sadece iki büyük partiye karşı tepkilerini dile getirmiyor, ‘yurttaşlara salt tüketici değeri atfeden’ sistemi eleştiriyorlar. Devlet bankalara milyarlarca euro yardım yaparken, sosyal yardımların kısılmasına öfkeleniyorlar. Siyasal ve iktisadi sistemin kendilerini bir mal olarak gördüğünü, partilerin ve sendikaların onları eşit yurttaşlar olarak görüp, değer vermediğini düşünüyorlar. Halkoylamasına çağırma hakkı, ‘aynı sıkıntıları, aynı yükümlülükleri paylaşan ama aynı haklara sahip olmayan’ göçmen işçilere oy hakkı talep ediyorlar. İzlanda ve Yunanistan bayraklarını dalgalandırıyor, Kuzey Afrika’dan sonra, Avrupa’nın da bu başkaldırı hareketine katılmasını diliyorlar. 

Seçimden sonra devam
15-M hareketi seçimlerden sonra en az bir hafta daha eylemi sürdürme kararı aldı. Madrid’de meydanda kurulan ‘alternatif köy’, şiddet yöntemlerini bütünüyle reddeden bu barışçı isyanın kalbi olmaya devam edecek. Meydanın girişinde bir pankartta, “Siz parayı alın, biz meydanı alıyoruz” yazıyor. Bir diğerinde ise “Başkaları mücadele ediyor, biz maç kazanmakla yetiniyoruz” serzenişi var.
Heissel, broşürünün sonunda, ‘yegâne ufuk olarak gençlere kitle tüketimini, zayıfları ve kültürü küçük görmeyi, her şeyi unutmayı, herkesle çıldırmış biçimde rekabet etmeyi öneren kitle iletişim araçlarına karşı gerçek bir barışçıl ayaklanmaya’ çağırıyordu. On binlerce İspanyol şiddeti bütünüyle dışlayan böyle bir başkaldırının iktidarı nasıl çaresiz bıraktığını gösterdi. Bu da bir sivil itaatsizlik hareketidir desek, daha iyi anlaşılır mı?

.