HDP 'Türkiye Özgürlük Hareketi'ne dönüşür mü?

28 Şubat toplantısı ve onu izleyen KCK Eşbaşkanlığı ve HDP yönetiminden gelen açıklamalar, bu hareketin Türkiye'de demokrasinin normalleşmesinin asli taşıyıcılarından biri ve ağırlıklı gövdesini oluşturma kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor.

HDP heyetiyle Başbakan Yardımcısının başkanlık yaptığı heyetin 28 Şubat’ta yaptıkları kamuoyuna açık toplantı, Türkiye’nin Kürt meselesinde gelinen önemli bir aşamayı simgeliyor. HDP heyeti adına okunan son derece dikkatli yazılmış metin, buna hükümet adına verilen yanıt ve hepsinden önemlisi bunların ardından KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı'nın yaptığı açıklama, sorunun barışçı yollardan çözümü yolunda ümitvar olmayı güçlendiren adımlardır.

KCK üst yönetiminin açıklamasındaki kilit ifade, Öcalan’ın silahlı mücadelenin bırakılması kararının alınması amacıyla bir kongre toplanması önerisini “tarihi bir adım” olarak değerlendirilmesidir. Elbette önerilen on maddenin içerikleri üzerinde hükümetle “Kürt Özgürlük Hareketi” arasında bir asgari müşterekte anlaşılması koşulu eşliğinde bu değerlendirme dile getiriliyor. Silahlı mücadele yönteminin terk edilmesini bugün Kürt siyasal hareketinin silahlı kanadının yöneticileri yakın ve mümkün bir gelişme olarak değerlendirerek, HDP’nin önünde çok daha geniş bir siyasal alan açıyorlar.

Bu tarihten itibaren, Türkiye’de Kürt sorunu merkezli örgütlü bir silahlı çatışmanın devam etmesinin esas sorumluluğu hükümetin bu konuda yan çizme, topu tacı atma, işi sürüncemeye bırakma politikasının üstünde olacaktır. Hükümetin atması gereken somut ve acil bir ilk adım var. Meclis Genel Kurulu'nda maddeleri üzerinde görüşmeleri devam eden, İç Güvenlik Yasası olarak bilinen torba yasa tasarısını geri çekmek. Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda yapılan değişiklikler gibi, temel hak ve özgürlükleri zedelemeyen değişiklikler ayrı bir kanun değişikliği önerisiyle meclisten hızla ve tartışma yaşanmadan geçirilebilir. Buna karşılık, “iç güvenlik” adı altında oluşturulmaya çalışılan, fiili ve sürekli olağanüstü hal ya da askersiz sıkıyönetim rejiminin bu gelişmeler sonrasında yasalaşması konusunda hükümetin ısrarcı olmaya devam etmesi, AKP iktidarının Kürt sorununu bahane ederek tüm Türkiye’ye bir deli gömleği geçirmeye çalıştığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serecektir. KCK Eşbaşkanlığı ve HDP Eşbaşkanı Demirtaş da İç Güvenlik Paketi'nin hemen geri çekilmesini hükümetin ilk samimiyet sınavı ve bunu sürecin devamı için önkoşul olarak tanımladılar.

Bugüne kadar yasanın hızla meclisten geçmesi konusunda hükümet üzerinde baskı yapan, bu nedenle bazı AKP milletvekillerini kendilerini göstermek çabası içinde holigana dönüştüren Tayyip Erdoğan’ın en çok neye önem verdiği daha açık ortaya çıkacak. Polise ve mülki idare amirlerine verdiği yetkilerle, hükümetin hoşuna gitmeyen her türlü eylem ve söylemi şüpheli ve suçlu konumuna sokan bu yasa değişikliği önerisinin kaderi bugün bir turnusol kâğıdı işlevi görüyor. Diğer taraftan, Türkiye’de giderek büyüyen bir Tayyip Erdoğan sorunu olduğu her gün daha fazla ortaya çıkıyor. Merkez Bankası Başkanı’nı ima yoluyla vatan haini ilan ederken, hükümetin önde gelen bir bakanını dolaylı biçimde ama açıkça azarlarken, çözüm ve barış görüşmeleri yürüttüğü kişiler için maymun benzetmesi kullanmaktan geri kalmıyor. Bu aşırı saldırgan tavır sadece bilinçli bir siyasal stratejinin değil, bir ruh sağlığı sorununun emaresi olarak ele alınamaz mı?

HDP Eşbaşkanı Demirtaş İç Güvenlik Paketi'nin geri çekilmesinin, sadece Kürt değil, Türkiye özgürlük ve demokrasi mücadelesi açısından son derece önemli bir şart olduğunu vurguladı. Gerçekten de Meclis Genel Kurulu'nda hiçbir şey olmamış gibi yasanın maddelerinin tartışılmasına devam edilmesini zorlamak, sadece Kürt siyasal hareketiyle değil, barışı isteyen bütün Türkiye ile alay etmek anlamına gelecek.

28 Şubat toplantısı ve onu izleyen KCK Eşbaşkanlığı ve HDP yönetiminden gelen açıklamalar, bugün “Kürt Özgürlük Hareketi”nin Türkiye Özgürlük Hareketi’ne dönüşme potansiyelini taşıdığını ortaya koyuyor. Bu hareketin Türkiye’de demokrasinin normalleşmesinin asli taşıyıcılarından biri ve ağırlıklı gövdesini oluşturma kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. Ancak bu konuda Kürt siyasal hareketinin bazı kadrolarının da kendilerine yönelik uyarı ve eleştirileri cumhurbaşkanınkine benzer bir saldırganlıkla karşılamamayı öğrenmelerine ihtiyaçları var. HDP, PKK veya Abdullah Öcalan’a yönelik dost kamptan gelen bir eleştirinin, bir uyarının alçakça iddialar ve hakaretlerle karşılanması ve buna HDP ve daha geniş olarak Kürt siyasal hareketi içinden kimsenin açıkça karşı çıkmaması düşündürücüdür.

İç Güvenlik Torba Yasa Tasarısı'nın Meclis Genel Kurulu'ndan geri çekilip çekilmeyeceğini bugünden itibaren göreceğiz. AKP’nin bu gelişmelerden sonra bu yasada ısrar etmesi, artık bu partinin ve onun şefinin Türkiye’de özgürlükler alanına yönelik en büyük yakın ve açık tehlike oluşturduğunu gösterecektir. Bunun karşısında, Selahattin Demirtaş’ın, üzerinde titizlikle düşünüldüğü belli olan bir söylem bütünlüğü içinde, gelecek Türkiye’de özgürlüklerin en büyük teminatının parlamentodaki güçlü bir HDP grubu olacağı güvencesini vermesi, başkanlık sistemine karşı partisi adına görüşlerini herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak biçimde ifade etmesi dikkat çekiyor. HDP’nin Türkiye Özgürlük Hareketi olarak kendini kabul ettirmesi için atılan bu önemli ve gerekli adımların gene aynı hareket içinden baltalanmayacağını ümit ediyoruz.