Kendi korku ve vehminin esiri olmak

İrrasyonel olarak korktuğu şeyin somut olarak karşısına çıktığına inandığı zaman rahatlar.

Türkiye demokrasi tarihinde Gezi Parkı direnişi büyük bir dönemeç, yıllarca etkisi sürecek bir anlam noktası oldu. Bunun izini hiçbir polis şiddeti, kudretli devlet büyüğü kabarması, meydanlara doldurulan kitleler silemez, silemeyecek. Bu dönemeci, Tayyip Erdoğan ve AKP alamadı. Baştan itibaren Erdoğan’ın şahsen yangına körükle gitmesinin en büyük etmen olduğu bu büyük toplumsal bunalımın geldiği aşamadan, Erdoğan’ı zapt edemeyen bütün AKP teşkilatı bir o kadar sorumludur. Bir kişinin, doğru bildiğinin mutlaklığına olan inancının, korkularının, iktidar baş dönmesinin, firavunvari tasarımlarının, psikolojik iniş ve çıkışlarının bütün toplumu, toplumsal yaşamın her alanını esir alabilmesi, sadece o kişinin sorumluluğunda olan bir durum değildir. En küçüğünden en büyüğüne bütün yetkileri kendi elinde toplama, her şeyi denetim altında tutma saplantısındaki bir kişiye, yanlışını açıkça yüzüne karşı söyleyemeyen ve en önemlisi bunu toplumla paylaşmayan ama bu gidişin iyi bir gidiş olmadığını bilen AKP’liler de zapt edemediklerinden sorumludur.

Görünen o ki, Erdoğan’ın ve yakın çevresinin, daha geniş olarak AKP kadrolarının, basında AKP’nin sözcülüğünü veya destekçiliğini yürütenlerin aklını, birkaç istisna dışında, kendilerine karşı düzenlenmiş ve düğmesine basılmış bir komplo saplantısı esir almış. Bu tür büyük korkular akli melekelere hâkim olduğu zaman, bu korkunun somut gerçekliğini ispata yarayacak işaretler nereye bakılırsa bulunur. Bugün Erdoğan’ın elle tutulur somut bir gerçek olduğuna inandığı komplonun, Ukrayna’da, Gürcistan’da olduğu türden, diktatörü devirme amaçlı toplumsal ayaklanma senaryosunu hazırlayanların harekete geçtiği yönünde olduğu anlaşılıyor. Abartılı yalanın, kasıtlı yanlış haberin, tahrik ve aşağılamanın burada da gırla gittiği AKP sosyal medyasında okuduklarına inanarak, dünyanın bütün şer güçlerinin “Erdoğan’ı yemek” ve AKP’lileri sürüm sürüm süründürmek için harekete geçtiğine insan inanabilir. Bu söylentileri, vehimleri dikkate alınır kılan, o zihniyetin bilinçlerine kazınan tarihsel mağduriyet hatırasıdır. Erdoğan’da da bu hatıranın hemen canlandığını gördük. Karşısında türü ve tezahürü yeni ama özü ve beslenme kaynakları eski bir darbe girişimi olduğuna inanmışsa Tayyip Erdoğan, bundan sonra bir cadı avı da başlatabilir. Nitekim Kazlıçeşme konuşmasında, tek tek isim, konum ya da meslek belirterek, başlatmaya niyetli olduğu sindirme operasyonunun hedeflerini, kendi bakış açısına göre ‘darbenin sorumluları’nı saydı. Gezi Parkı’nı boşaltma aşamasına gelmiş bütünüyle barışçıl insanlara yönelik polis şiddeti sonrasında bile öfkesi dinmeyen, belki daha fazla artan, vehmi savuşmayan muktedirin, muhaliflerine karşı başlatmayı tasarladığı bir devlet terörünün açılış müziği gibiydi bu konuşma.

Kendisini kutuplaşmaya hapseden zihniyetin korku ve vehimleri artık Erdoğan siyasetinin dinamosu olacak. Bunun önümüzdeki dönemde çok daha büyük bir siyasal ve toplumsal istikrarsızlık etmeni olması ihtimali ne yazık ki çok güçlü. İstikrarsızlık arttıkça kendi umacılarına daha fazla inanarak daha fazla şiddete, devlet terörüne başvurulan bir kısırdöngü artık çalışıyor.

Gezi Parkı direnişi şimdi geride kaldı. Gezi Parkı direnişini yürütenler kazandık diyemediler ama başta Erdoğan olmak üzere herkes biliyor ki onlar kazandı. Ferasetli bir devlet adamı olmadığını sergileyen muktedir, içine alelacele ilave ağaç diktirdiği parka ve Taksim Meydanı’na bu sefer kendini hapsetti. Gezi Parkı direnişinin bundan sonra başka mecralarda, başka aktörlere malzeme olmasının koşullarını kendi elleriyle hazırladı. Ama korku ve vehime teslim olmak tam böyle bir şeydir. İrrasyonel olarak korktuğu şeyin somut olarak karşısına çıktığına inandığı zaman rahatlar. Başbakan kendisinin en iyi bildiği ve bugüne kadar başarısını buna borçlu olduğu bir toplumsal yarılmanın karşısında, “Havayı bulduk, şimdi müzik” diye içinden geçiriyordur belki. Ama şimdi hava o bildiği hava değil, müzik de değişti.