Kıbrıs'ta bitmeyen çözüm umudu

Kıbrıs'ta ya taraflar karnındakini açıkça söylemiyor ya da başka güçler barışa çomak sokuyor.

Kıbrıs konusu gündemimizden nasıl düştü, farkında mısınız? Üç-dört yıl öncesine kadar, az da olsa medyanın ilgilenmeye devam ettiği bir konuydu. KKTC liderlerinin bazı demeçleri basında yer bulur, seçimler iyi kötü izlenir, değerlendirilirdi. Şimdi Kıbrıs’la ilgimiz uzak ve yabancı bir diyarla olduğu gibi. Yahut KKTC’yi denizaşırı vilayetimiz olarak kafamıza yerleştirdik ve KKTC gündemimizde 82 vilayet arasında en küçüklerinden biri ne kadar yer alabilirse artık o kadar yer alıyor. Kafamızda böyle kurgulasak da gerçek böyle değil elbette.

Kıbrıs sorununun devam etmesi, sadece Kuzey Kıbrıs’ta yaşayanların değil günlük yaşamını, gelecek tasavvurlarını yakından etkilemiyor. Türkiye’nin, başta AB müzakereleri olmak üzere, bir dizi konuda elini bağlıyor. Şunu hatırlatmak yeterli: Türkiye’nin 2005’te imzaladığı AB uyum protokolünde Kıbrıs Cumhuriyeti’ni fiilen tanıdığını ama bunun gereklerini yapmadığı (limanlar ve havaalanlarını Kıbrıs bandıralı taşıtlara açmak) gerekçesiyle, AB Konseyi 2006’da Türkiye ile 10 müzakere faslının bu sorun çözülmedikçe açılmaması ve açılmış hiçbir faslın kapatılmaması kararı aldı. O günden beri durum değişmedi.

Gene de söyleyelim: Kıbrıs’ta yeniden bir hareketlenme var. Sonradan hiçbir sonuç vermeyecek olan, 23 Mayıs 2008’deki Talat-Hristofyas ortak açıklamasından daha iddialı, daha önemli gelişmeler mi bunlar, diye sorarsanız, artık bu konuda yoğurdu üfleyerek yemeye alışmış olarak, yanıtım hayır olacaktır. Ama şu gerçek ki 14 Aralık’ta Ahmet Davutoğlu’nun Yunanistan Dışişleri Bakanı ile görüşmeden dönerken yaptığı ani ve kısa Lefkoşa ziyareti adanın iki tarafında önemli bir hareketlilik yarattı. Ziyareti öğrenen BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Downer, Avustralya’ya uçmaya hazırlanırken bunu bir gün erteledi. Davutoğlu, KKTC cumhurbaşkanı, Başbakanı, başbakan yardımcısı ve anamuhalefet partisi başkanıyla yaptığı toplantı sonrasında, “İki taraflı, iki kurucu devletin iradesine dayalı bir iradeden neşet eden bir egemenlik anlayışına dayalı bir çözümü artık devreye sokmak zamanı geldi” dedi.

Gerçekten çözüme yönelik bir açılım değil mi? Galiba tam öyle değil. “Şeytan detayda bulunur” deyişini hatırlatacak biçimde, bu demeçte sorunlu bir detay var. Son seçimlerden beri iktidarın büyük ortağı olan CTP-BG’nin genel sekreteri Asım Akansoy, Yeni Düzen gazetesinde buna işaret ediyor. Davutoğlu’nun demecindeki çözüm tarifinin bir konfederasyon olduğunu, halbuki Talat-Hristofyas ortak deklarasyonundan beri iki kesimli, iki toplumlu, siyasi eşitlik temelinde bir federasyon konusunda ortak görüş oluşmuş olduğunu hatırlatıyor. Tek egemenliğe ve tek uluslararası kimliğe sahip bir federal hükümetin eşit statüye dayalı iki kurucu devlet tarafından oluşması başka şey, ayrı egemenlik haklarına sahip iki devletin bir çatı alında birleşmesi başka bir şey. Birincisi federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti demek, diğeri bugünkü Avrupa Birliği’nden belki biraz daha fazla entegre bir Kıbrıs Birliği kurmak demek. Kısacası KKTC vatandaşları kimin vatandaşı olacak? Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yurtdışı temsilciliklerinden ayrı, Rum ve Türk Kıbrıs Cumhuriyetleri’nin büyükelçilikleri mi olacak? AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti ne olacak?

Bildiğimiz kadarıyla CTP-BG, geçen haftaki kurultayında da vurgulandığı gibi, federasyonu çözüm olarak savunuyor. Bu durumda Davutoğlu’nun Lefkoşa’da teşhis etmekten memnuniyet duyduğunu söylediği ortak akıl ve ortak irade neye tekabül ediyor?
Soruları çoğaltmak mümkün. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Anatasiades 1 Ekim 2013’teki konuşmasında, federasyonunun Kıbrıs Rumları için acı bir uzlaşı değil bir gereklilik, kendi toplumsal çıkarları için önemli olduğunu ifade etmişti. Görünen o ki, Kıbrıs Türkleri de hepsi değil elbette ama son seçim sonuçlarına bakılırsa yarısından fazlası bezer biçimde düşünüyor. Ama ya iki taraf da karnındakini açıkça hiç söylemiyor ya da başka güçler barışın gelmesine çomak sokuyor. Kıbrıs’ta çözümün nasıl olabileceğini hemen herkesin bildiği ve görünüşte onayladığı ama çözümün hep ertesi bahara ertelendiği bir fasitdaireden kurtulunmuyor.