Lawrence terör örgütü yolda

AKP basınının "derin analizler"le, kendilerini rahatsız eden ne varsa onları şer gücü olarak, menfur gizli ellerin uzantısı ve terör örgütü olarak damgalamaya ve buna dayanarak bastırmaya, sindirmeye ve hatta cezalandırmaya çalıştığını görüyoruz.

Hükümet ve AKP örgütü bir yandan güvenlik devleti uygulamalarını güçlendiren, temel hak ve özgürlükler alanını daraltan yasa değişikliklerini meclise sunarken, diğer yandan Milli Güvenlik Kurulu’nda “paralel devlet yapılanması”nın terör örgütü olarak tanımlanmasına yönelik adımlar atılacağını ilan ediyor. Görünen o ki, yasa değişikliği önerilerinde uyuşturucu satışından molotof kokteyli atmaya, hükümete yönelik ağır eleştiriden cam-çerçeve indirmeye kadar uzanan geniş bir eylem yelpazesi terör eylemi olarak nitelendirilirken, ismi var ama kendisi bir türlü ortaya çıkarılamayan terör örgütleri listemiz de genişleyecek.

Türkiye’de terör örgütü tabiri bir bakıma deruni (ezoterik) düşünün yeni zamanlarda şer güçleri arayışının bir ifadesine dönmüş durumda. Deruni düşünde olaylar gerçek görünüşü ve adıyla var olmazlar. Bunların arkasında, sadece onun özel bilgisine vakıf olanların anlayabileceği, gizli ve derin işaretler vardır. Deruni düşünce bir varoluşu yorumlama tarzı olmanın ötesine geçip, siyasal alanda yol gösteren bir yöntem ve araç haline dönüştüğünde, temel demokrasi ilkeleri hızla askıya alınmaya başlar. Çünkü o deruni düşüncenin mistik boyutu somut, elle tutulur olguları küçümser ve onların arkasında var olduğuna inandığı derin anlam boyutuyla sadece ilgilenir.

Üstelik bu mistik zihin büyük bir korku ile dağlanmış ise, o zaman etrafındaki her türlü rahatsız edici gelişmeyi şer güçlerinin tezahürü olarak algılar. Bunlara, gerçek boyutlarını kat be kat aşan anlamlar, tehlikeler atfeder. Bunları söyleyenler önce kendileri ikna olurlar ve ağızlarından çıkanın kulaklarında yankılanmasını, söylediklerinin nesnel doğru olduğunun işareti olarak görmeye başlarlar.

Türkiye’de komplo kuramlarının bu denli güçlü yankı uyandırmasının arkasında toplumda yaygın olan ve sadece dindarlara özgü olmayan mistik düşünce yapısının rolü büyüktür. Bu düşünce yapısı örneğin bazı subay ve onlarla ilişkili sivillerin hükümeti itibarsızlaştırma, istifaya zorlama veya darbeyle devirme projelerini somut bir suç olarak tanımlamakla yetinmeyip, bunun arkasında derin bir örgütlenme olmamasının imkansız olduğuna inanır. Böylece Ergenekon terör örgütü adı altında, bugün dahi ne hiyerarşik yapısı, ne bir toplantısı, ne de varlığıyla ilgili somut ve inandırıcı bir karine sunulamamış olan büyük bir şer gücü simgesi yaratılır. Somut suçlar ve suçluları adlarıyla tanımlamayı yetersiz bulan bu mistik zihniyet için, şer gücünün kendine özel bir ismi olmalıdır. Ergenekon davaları, biraz da bu nedenle, içine her türlü şeytan figürünün tıkıştırıldığı bir kabalistik davaya dönüştürüldü.

Şimdi polis ve yargı içinde yetkilerini suistimal eden kişiler varsa bunların somut delillerle cezalandırılmasıyla yetinmeyen, yeni şer gücünün imha edilmesine yönelik bir tedhiş operasyonu sürdürülüyor. Önce bu örgüte Haşhaşiler adı yakıştırıldı. Daha sonra bu yeni şer gücünü tanımlamak için “paralel yapı”da karar kılındı . Gülen cemaati adıyla somut olarak adlandırılamayan ama sonuçta bu gizemli cemaatin açıkça hedeflendiği yeni bir şer gücü bu. Opus Dei’yi andıran yapısı ve işleyiş biçimiyle cemaatin bu tür kabalistik değerlendirmelere kapıyı açık bıraktığı açık. Diğer yandan cemaatin mensuplarının veya yakın çevresinin de yakın geçmişte Ergenekon terör örgütü veya “paralel devlet yapılanması” gibi suçlamaları üretmekteki, örgüt yaratmaktaki mahareti ve rolü unutulmamalı. Ama bütün bunlar, bugün Gülen cemaatine yönelik başka bir kabalistik terör örgütü tasarımı üretildiği olgusunu ortadan kaldırmıyor.

AKP için de kurulduğu yıllarda laikçi-milliyetçi çevrelerde kabalistik yorumlar yapmak pek modaydı. AKP’nin Allah-Kuran-Peygamber anlamına geldiğinden başlayan, Kabala’da ışığın bir ampülle (sanki 19. yüzyıl öncesinde ampül varmış gibi!) simgelendiğini iddia eden yorumlarla devam eden derin analizler ortalığı kaplamıştı. “AKP tüzüğünün 15 temel amacı var ama neden parti logosunda 7 ışık huzmesi var?” gibi sorularla, bunun AKP’nin ampülünün anahtarını elinde tutanların prensiplerini ifade ettiği imaları pek bol yapılmıştı. Sadece laikçi çevrelerde değil, AKP’nin İslamcı dünyadaki rakipleri arasında da.

Şimdi AKP basınının benzer kabalistik yorumlarla, “derin analizler”le, kendilerini rahatsız eden ne varsa onları şer gücü olarak, menfur gizli ellerin uzantısı ve terör örgütü olarak damgalamaya ve buna dayanarak bastırmaya, sindirmeye ve hatta cezalandırmaya çalıştığını görüyoruz. Şer güçlerinin varlığına inanmanın ötesinde, kendi varoluş biçiminin, yaptığının ulvi güçler nezdinde doğruluğu, haklılığı, adil olup olmamasıyla ilgili insanların içlerinde taşıdıkları şüphenin dışa vurumudur aynı zamanda bu şer güçleri korkusu. Mistik düşüncede bu korku katlanarak etkili olur.
“Son günlerde birileri okyanus ötesinin İslam âlemi üzerinde oynamayı düşündüğü oyunları gerçekleştirmek için aldığı emirler doğrultusunda Türk milletini parçalamak, güçsüzleştirmek için düğmeye bastı” türünden ifadeler, AKP basınından önce sağ ve sol milliyetçi basında yer alıyordu. Şimdi AKP basını bunları tekrarlıyor. Fiili başbakan temsil ettiği cumhur adına, “ Hizmet eri görünümünde, gazeteci yazar görünümünde, terörist görünümünde yeni Lawrence'lerin çabaladığını görüyoruz” diyor. O bunu dedikten sonra, önce güdümlü basının birkaç koçbaşı kaleminin, ardından bir savcının “Lawrence terör örgütü” soruşturması açmaması için bir neden kalmaz bu ülkede.

AKP’nin iktidar olmasının laikçi çevrelerde yarattığı büyük şok ve korku, onları, normal durumda gerçekleşmesinin mümkün olmadığına inandıkları bu durumu gizemli gelişmelerle, deruni olgularla izah etmeye sevk etmişti. Bugün AKP çevresinde benzer bir korkunun emareleri açık biçimde hissediliyor.