Özel Kuvvetler ve sivil vatanseverler örgütü

Genelkurmay, Darbeleri Araştırma Komisyonu'na ulaşan bilgiler ışığında tartışılmaya başlanan esas konuyu yanıtlamıyor.

Genelkurmay Başkanlığı, Özel Kuvvetler Komutanlığı hakkında uzun bir açıklama yayımladı. Bu açıklamanın kısa benzerini 2006’da yapmıştı. 2006’da yaptığı gibi şimdi de Özel Harp Dairesi hakkında yıllardan beri dile getirilen eleştirileri açık biçimde yanıtlamaktan çok, bir dizi kurumsal bilgiden yayılan dumanla konuyu perdelemeye devam ediyor.

Genelkurmay’ın bildirisinin ana eksenini Özel Kuvvetler’in illegal bir yapı olmadığı bilgisi oluşturuyor. Ne var ki Türkiye’de kimse Özel Kuvvetler’in veya 1992’den önceki adıyla Özel Harp Dairesi’nin illegal, yani yasadışı kurulmuş bir idari ve askeri yapı olduğunu iddia etmemişti ki! Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın doğrudan Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı, TSK teşkilat şemasında yeri olan, birkaç yıl önce kolordu seviyesine çıkarılmış bir askeri birlik olduğunu inkâr eden kimse yok Türkiye’de. Bu kuvvetlerin, 1952’de dönemin bakanlar kurulu kararıyla kurulduğu konusunda da herhangi bir ihtilaf yok. Ne de hangi amaçla kurulduğu konusunda bir görüş ayrılığı var. Genelkurmay Başkanlığı bildirisi ayan beyan olduğu için sorulma ihtiyacı olmayan sorulara yanıt veriyor. Ama sorulan esas soruyu ise yukarıdan bir sesle konuşarak görmemezlikten geliyor.

Bildirinin bize verdiği yegâne önemli bilgi, Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde faaliyetine devam eden Seferberlik Tetkik Dairesi’nin bugün de faal olduğu. ‘İşgale karşı özel kuvvet teşkilatlarının kurulması ve yönetilmesine yönelik sistem’in varlığını devam ettirdiği konusunda bilgilenmiş oluyoruz. Bilindiği gibi, 1952’de NATO çerçevesinde kurulan ve ilk ‘mükemmel faaliyeti’ 6-7 Eylül olaylarını düzenlemek ve Kıbrıs’ta Türk Mukavemet Teşkilatı’nı kurmak olan bu özel kuvvet teşkilatlanması sadece askerlerden oluşmuyor. Seferberlik Tetkik Dairesi’nin esas işi, ‘işgale karşı direniş için’ sivil güçleri örgütlemek. Direnişçi, karşı propagandacı, dezenformasyoncu, bilgi toplayıcı gibi farklı işler için farklı profillerde seçilmiş bu sivil ‘vatansever’ kişilerin örgütlenmesinin merkezi Özel Kuvvetler’in bünyesinde mi yer alıyor? Bu örgütlenme ülke sathında askerlik şubeleri aracılığıyla örülen bir ağ mı? Kızılay gibi kurumlar bu kişilerin paravan sivil görevlerde bulunması için mi kullanılıyor? Sorular bunlar.

Genelkurmay Başkanlığı, Darbeleri Araştırma Komisyonu’na ulaşan bilgiler ışığında tartışılmaya başlanan esas konuyu yanıtlamıyor. Bu sivillerden oluşan ömür boyu görevlendirilmişler gizli ordusunun faaliyetine devam edip etmediği, geçmişte bu sivillerin ne tür işlere yöneltildikleri soruları bugün tüm ağırlığıyla yanıt bekliyor. Kimse “Özel Kuvvetler Komutanlığı yasadışı bir kuruluştur” demiyor. Kuvvet komutanlıklarından bağımsız çalışan böyle bir askeri birlik yararlı mıdır değil midir konusunu da pek tartışan yok -ki aslında bu da münhasıran önemli bir sorudur.

Sorulan soru basit: Meclis komisyonuna ulaşan, komisyon üyesi milletvekillerinin içeriğini bölük pörçük anlatmaya başladıkları, bir kısmı geç ulaştığı için komisyon raporunda yer alamayan on binlerce sayfa belgenin içinde yer aldığı iddia edilen, genellikle bir subayla irtibatlı olarak örgütlenmiş sivillerin içinde yer aldığı böyle bir yapı var mı yok mu? Sayılarının bazı kaynaklara göre on bin, başka kaynaklara göre yüz bin olduğu söylenen bu ‘sivil vatanseverler ağı’ geçmişte yasadışı işler yaptı mı? Daha doğru bir ifadeyle, bu kişilerden bazılarına ağır suç olan bazı işler ‘yüksek devlet menfaati’ veya ‘vatan uğruna’ yaptırıldı mı? Bu ağ içinde yer alan bazı kişiler bu özel konumlarını kullanarak kendi inisiyatifleriyle ve ‘âli menfaatler’ adına veya değil, yasaların suç olarak tanımladığı işler yaptılar mı?

Genelkurmay Başkanlığı’nın son bildirisi insana birkaç yıl önce kullanılmış lav silahının ‘boru’ diye halka tanıtıldığı basın toplantısını hatırlatıyor.