Seçime zar atmak!

Siyasette elbette riske girilir ama bu koşullarda zar atılmaz. Hele böyle bir ortamda zar atarcasına oyun oynanmaz. Ya da oynanır ama o zaman "herşeyi kaybetme"nin aslında göründüğü kadar önemli bir kayıp olmayacağının inandırıcı gerekçeleri ortaya konur. HDP, %10 seçim barajını az veya çok farkla yakalayamadığında bu seçimlerin gayrı meşru olduğunu mu ilan edecektir?

HDP 2015 milletvekili seçimlerine parti olarak girme kararında olduğunu açıkladı. Bunun ne kadar değişmez bir karar olduğunu, ne ölçüde böyle bir kararın yaratacağı seçmen dinamiğini görmek, değerlendirmek için ortaya atılmış bir karar olduğunu bilmiyorum. Ama dünyanın her yerinde, son seçimde adayı oyların %9,8’ini almış bir parti, bir sonraki seçimde bu oy oranını daha yukarıya taşıyacağı umudunu haklı olarak taşır. Bunun mümkün olmadığını kesin bir dille iddia etmek, bu partinin başarı kapasitesini küçümsemek, onu hep marjinal kalmaya mahkum bir parti olarak görmek demektir. Bu da HDP militanları açısından gerçekten inciticidir.

HDP’nin önümüzdeki seçimlerde, parti olarak girerse %10 barajını aşma ihtimali var ama en güçlü ihtimal bu değil. Kaba bir hesapla, 2014 yerel seçimlerinde HDP/BDP’nin aldığı 3 milyona yakın oya, önümüzdeki seçimlerde en az 1,5 milyon oy ilave etmeyi gerektiriyor. Yani 2014 yerel seçimlerine göre HDP’nin oylarını % 50 arttırması demek bu. 2014 Mart’ında HDP 41 ilde toplam %1,9 oy aldı. En yüksek oy oranını Adana’da (%7,3) elde etti. Bu iller arasında en büyük oy deposu olan İstanbul’da oy oranı %4,8 (420.000 oy) oldu. BDP ise, 21 ilde %4,6 oy elde etti. %10 barajını aşmak için esas harekete geçilmesi gereken seçmen HDP’nin 2014’de seçime katıldığı illerde yaşıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bakınca durum elbette epey farklı. İki turlu seçimin birinci turunda Demirtaş kendi geleneksel seçmeni dışından da oy topladı. Zaten Demirtaş’ın büyük seçim başarısında bir partiden ziyade onun şahsına oy veriyor olmanın, CHP-MHP ortak adayının her iki partide bir kısım seçmeni Demirtaş’a oy vermeye sevk etmesinin ve seçime katılım oranının %78’e düşmüş olmasının payı var. HDP’nin Türkiye sathında bir siyasal alternatif kutbu olarak kendini konumlandırmasının getirdiği katkı da başarının diğer önemli kaynağı.
2015’de, eğer katılım %85 civarında olursa, Demirtaş’ın 2014 Ağustos’unda aldığı 3,6 milyon oya, HDP’nin en az 1 milyon oy ilave etmesi gerekiyor. Bu da Demirtaş’ın aldığı oyların hepsini koruyup, buna %30’a yakın bir ilave oy gelmesi demek. Bu imkansız bir hedef değil elbette. Ama 3,6 milyon seçmenin hepsini bu sefer de HDP’ye oy vermeye ikna etmek zor. Buna bir milyon ilave seçmen katmak da başka bir zor.

HDP’nin seçimlere bağımsız adayları destekleyerek girmesi durumunda Meclis'e girebilecek milletvekili sayısı 34’le 37 arasında. 2011’de BDP’nin desteklediği 36 aday milletvekili seçildi ve 47 ilde seçimlere giren Bin Umut adayları toplam oyların %6,6’sını aldılar. Dolayısıyla önümüzdeki seçimlerde en kötüsü olsa da 25-30 ve muhtemelen biraz üstünde milletvekilinin daha sonra HDP grubunu oluşturacak olması neredeyse kesin bir veri. Bu sayı 37’e kadar çıkabilir.

Sorun tam da burada yatıyor. Diğer her türlü değerlendirme ve saikı bir kenara bırakıp, ilk elde sorulması gereken soru, parti olarak seçime girip, 50-55 civarında milletvekilliği kazanma ihtimalinin aldığı riskin orantılı olup olmadığıdır. Bu risk Meclis dışında kalmaktır. Belki 50’den daha fazla milletvekili de kazanabilir HDP parti olarak seçime girerse. Ama parti olarak girip 10, 20 veya 30 milletvekili kazanma şansı yok. Buna karşılık, bağımsız adaylarla seçime girmek kazanılması kesin olan 25-30 milletvekilini ve belki daha fazlasını Meclis'e sokmak demektir. Gerçekleşme ihtimali daha zayıf olan 50 civarında milletvekillik kazanımın riski gerçekleşme ihtimali daha yüksek olan sıfır milletvekilidir. İki olasılığın gerçekleşme şansı aynı olsa da, bu bir kumar hamlesidir. Kumar hamlesidir çünkü kazanma ihtimali %100 olan 35 milletvekilliğini bütünüyle riske atarak, alternatifi 0 olan bir hamleye zar atmak demektir bu.

Siyasette elbette riske girilir ama bu koşullarda zar atılmaz. Hele böyle bir ortamda zar atarcasına oyun oynanmaz. Ya da oynanır ama o zaman “herşeyi kaybetme”nin aslında göründüğü kadar önemli bir kayıp olmayacağının inandırıcı gerekçeleri ortaya konur. HDP, %10 seçim barajını az veya çok farkla yakalayamadığında bu seçimlerin gayrı meşru olduğunu mu ilan edecektir? 2002 seçimlerinde seçmenlerin neredeyse yarısının oyu Meclis dışında kalmıştı ve Meclis'e giren iki partinin kılı bile kıpırdamamıştı. Bir müddet sonra bu tema maalesef tavsamıştı.
HDP, ne kadar oyunu arttırmış da olsa, AKP lideri tarafından “seçim kaybetmiş” parti damgası yiyip, Kürt sorununda muhatap olma kapasitesini büyük ölçüde kaybettiğinde, Kürt siyasal hareketi resmi muhatap olarak Demokratik Toplum Kongresi’ni mi AKP hükümetine kabul ettirmeye çalışacaktır? Ayrıca esas amacı bu mudur, yani “Kürt siyasal hareketinin otantik örgütü”nü HDP’ye ikame etmek midir? HDP bu durumda boş bırakacağı 30 civarında milletvekilinin takriben 25’inin AKP’ye gitmesinin sonuçlarını, Diyarbakır’ın AKP ve Hüda-Par milletvekilleriyle Meclis'te temsil edilir olmasını göğüsleyebilecek midir? HDP’nin Türkiye partisi olma iddiasını sürdürmesi nasıl mümkün olacaktır? Meclis'e girememenin telafisi Türkiye Kürdistanına çekilmek ve salt Kürdistani siyasal mücadeleyi mi öne çıkarmaktır?

Ayrıca gelmesi umut edilen asgari bir milyon ilave oyun önemli bir bölümünün CHP seçmeninden gelebilecek olmasını dikkate alarak, tüm eleştiri oklarını CHP’ye yönelterek bu sonucu almak mümkün olmayacaktır. İkinci ilave oy kaynağı, AKP’ye oy veren Kürtlerdir ve AKP bugün HDP’den biraz daha fazla Türkiye’deki Kürtlerin oyunu alıyor. Sol söylem ve değerlerin baskın olduğu HDP’nin, Yunanistan’da SYRIZA’nın yararlandığı ve seçmenlerin takriben %60’ını oluşturan bir doğal sol seçmen kitlesi yok karşısında. Bu da SYRIZA’ya nazaran HDP’nin oyunu hızla arttırma kapasitesini epey sınırlıyor.

Bu soruları sormayı HDP yöneticileri kötü niyetli bir yıkıcı faaliyet, oluşan iyimser havayı bozma amaçlı bir düşmanca girişim olarak değerlendirmeleri, her şeyden önce %10 barajını aşma çabasını baltalar. Yapılması gereken, tam tersine, somut durumun somut analizini yapma kapasitesini körelten bir aşırı heyecana kapılmadan, kendi sesinin yankısını toplumdan gelen ses zannetmeden, hamle yapma kapasitesini bütünüyle felç eden karamsarlığa da düşmeden alınan kararın olası sonuçlarını açıkça ve serinkanlılıkla tartışmaktır. Ancak bu sayede seçimlere parti olarak girmenin riskinden ürkerek, daha emin limanlara sığınmak isteyecek seçmenlerin buna rağmen HDP’ye oy vermesi sağlanabilir. Elbette tam tersine, HDP’nin seçim barajının altında kalmasının endişe verici sonuçları karşısında, bugüne kadar HDP ve seleflerine hiç oy vermemiş bir seçmen kitlesinin can havliyle HDP’ye oy vereceği de düşünülebilir.

Yükselme eğilimi gösteren bir partiyi yerinde saymaya zorlamak elbette büyük bir haksızlıktır. Ama yükselirken tepetaklak aşağıya düşmesi ve yılların mücadelesinin dişle tırnakla kazıyarak elde ettiği kazanımı bir anda kaybetmesi ihtimali de dikkate alınmak zorundadır. HDP yönetimi kuşkusuz bütün bunları dikkate alarak bir karar aldı. Benim gibi, bu soruları soran birçok insan HDP parti olarak seçime girerse, bu partinin en yüksek oyu alması için hiç şüphe yok ki uğraşacaktır. 7 Haziran akşamı amaç hasıl olursa, gerçekten bu çok büyük bir kazanım olacaktır. Amaç hasıl olmazsa, o zaman hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı da çok güçlü bir ihtimaldir.