Seferberlik Tetkik Başkanlığı

Şu 'milli kuvvetler'in kim oldukları ve neler yaptıkları konusuna lafı döndürüp dolaştırmadan ne zaman gireceğiz?

MİT’in TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na yolladığı Özel Kuvvetler Komutanlığı hakkındaki belgelerle ilgili haberler gündemde saman alevi gibi parlayıp söndü. Halbuki örneğin Radikal’de Deniz Zeyrek’in verdiği haberde (12.1.2013), Özel Kuvvetler Komutanlığı, Seferberlik Bölge Başkanlıkları ve bunların denetiminde olan sayısı binlerle ifade edilen sivil kişilerle ilgili önemli bilgilerin Darbe Komisyonu’na verildiği belirtiliyordu. Haberde, kamuoyunun yakından tanıdığı bazı sivillerin ve bağlı oldukları komutanların isimlerinin de bu belgelerde yer aldığı ve bu seferberlik teşkilatının Dink ve papaz cinayetleri, Zirve katliamı ve Danıştay baskınıyla yakından alakalı olduğuna dair iddiaların yer aldığı bilgisi dikkati çekiyordu.

Sakine Cansız ve iki arkadaşına yönelik suikast ve onu izleyen heyecan dalgası içinde bu haber hızla unutuldu.

Halbuki, belki Ergenekon davalarının bir dizi zayıf halkasını aydınlatacak, ‘derin devlet’ olarak muğlak biçimde tanımlanan yapılanmanın operasyonel örgütlenmesini günyüzüne çıkaracak bilgiler bunlar. Bunlarla ilk kez karşılaşmıyoruz. 1990’ın son aylarında, İtalya’da Gladyo konusu yeniden gündeme gelince, bu örgütlenme hakkında basında çok haber yayımlanmış, ateşli tartışmalar yaşanmıştı. Bülent Ecevit, Milliyet’te yayımlanan bir söyleşide, ‘ömür boyu görevli vatanseverlerden oluşan gizli sivil uzantıda görev alanların, kendilerine verilen olağanüstü görev ve yetkileri siyasal amaçla kötüye kullanmış olduklarından kaygı duymuş’ olduğunu belirtmişti.

Aynı günlerde Kenan Evren, 1978’de Özel Harp Dairesi’nin denetlenmesi emrini verdiğini, Trakya Bölgesi’nde iki bin kişinin bir heyet tarafından tek tek incelendiğini söylemişti. Bunların hepsi elbette sivil kişilerdi. Evren ayrıca Süleyman Demirel’in başbakan iken kendisine gelip “Bu teşkilat 1971’de teröristlere karşı kullanıldı, biz de şimdi kullanalım” dediğini, ancak kendisinin bu öneriyi reddettiğini iddia etmişti. Eski CHP Erzincan Senatörü Niyazi Ünsal da o zaman Ecevit’in bilmediğinin Özel Harp Dairesi değil, Seferberlik Tetkik Kurulu’nun faaliyetleri olduğunu, kontrgerillanın bu kurul tarafından oluşturulduğunu, örtülü ödenekten finanse edilenin bu kurul olduğunu söylemişti. ‘Ömür boyu görevli bu vatanseverler’in genellikle askerliğini komando olarak yapanlardan oluştuğunu, terhis edilirlerken kendilerine sefer görev emri verildiğini Aralık 1990’da Özel Harp Dairesi Başkanı Tuğgeneral Kemal Yılmaz’ın açıklamaları sayesinde öğrenmiştik. Görüldüğü gibi, bugün bu teşkilat hakkında öğrendiklerimizin hemen hepsini 1990 yılının sonunda biliyorduk. Dönemin cumhurbaşkanı, başbakanları, bakanları herhalde bizden daha fazlasını biliyorlardı.

Daha sonra Özel Harp’in birkaç elemanının itirafları yayımlandı. 1992’de Özel Harp Dairesi yeniden yapılandırıldı. Adı Özel Kuvvetler Komutanlığı oldu. ÖKK içinde Seferberlik Tetkik Daire Başkanlığı çalışmaya devam etti. Bölge başkanlıkları olarak örgütlenmişti. Örneğin, 2009’un son günlerinde bir hâkimin mahkeme kararıyla girdiği ve hiçbir dokümanı almadan sadece inceleyebildiği ünlü kozmik oda, ÖKK’ya bağlı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’ydı. Bordo bereliler olarak tanımlanan profesyonel askerlerden oluşan, bugün kolordu seviyesinde faaliyet gösteren bu askeri kuvvetin sivil uzantısını Seferberlik Bölge Başkanlıkları örgütlüyor. Sivil Savunma Kanunu çerçevesinde kurulan yapılar ve askerlik şubeleri bu örgütlenmenin kılcal damarlarını oluşturuyor.

ÖKK’nın resmi amacına Genelkurmay Başkanlığı sırasında Yaşar Büyükanıt’ın bir ilave yaptığını, 28.11.2009’da Odatv’de yayımlanan Mehmet Ali Güller haberinden öğrenmiştik. İlave edilen amaç, ‘düşmanın fiziki, ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgallerine maruz kalmış bir bölgede işgali ortaya çıkarmak, engellemek ve karşı tedbirleri uygulamak’tı. Her amaca örtü işlevi görecek bir milli görev tanımı! Güller’e göre, ‘MGK’da içi boşaltılan Toplumsal İlişkiler Başkanlığı da ÖKK bünyesine dahil edilmiş’ ve ‘ÖKK, TSK’nın seçkin bir gücü olmanın ötesinde, milli kuvveti’ olmuştu. Bu gücün NATO ve ABD’den özerkleşmesinin kendisini ABD’nin hedefi haline getirdiğini Odatv’de iddia ediyordu.

Yirmi yıldan fazla bir süredir bugün MİT’in komisyona aktardığı bilgilerin büyük çoğunluğunu biliyoruz. Şu ‘milli kuvvetler’in kim oldukları ve neler yaptıkları konusuna lafı döndürüp dolaştırmadan ne zaman gireceğiz?