Selahattin Demirtaş'ın başı dönmemeli

Selahattin Demirtaş'ın bu seçimlerde elde ettiği büyük başarının bir baş dönmesine yol açmadan değerlendirilmesi gerekiyor. Katılımın düşük olmasının Demirtaş'ın aldığı 3.5 milyon oyun oy oranı olarak ifadesini marjinal olarak arttırdığını unutmamakta yarar var

Seçime katılımın 30 Mart seçimlerinden takriben 10 puan düşük olması seçim sonuçlarını büyük ölçüde etkiledi mi? Bunun yanıtını bu seçimlere katılmayanların detaylı analizinin daha ileride yapılmasıyla alabileceğiz. Ancak görünen o ki, Tayyip Erdoğan bu seçimde, 30 Mart seçiminde AKP’nin aldığı 19,3 milyon oyu 20,5 milyon oya çıkarmış gözüküyor. Bir yandan AKP seçmenlerinin az da olsa bir kısmı sandığa gitmediği görülürken, diğer taraftan 30 Mart’ta MHP oy vermiş seçmeninin bir kısmının da Erdoğan’a oy vermeyi tercih ettiği görülüyor. Erdoğan’ın bu şahsi başarısı elbette kendisi ve partisi açısından bir seçim zaferidir ama önümüzdeki dönemde ne genel seçimde %50 seçim başarısını elde etme ne de arzuladığı türde bir anayasa değişikliği referandumu güvencesi verir. Bu ikisinin olması için, eğer gelecek seçimlerde katılım oranı eski seviyelere gene yükselirse, Erdoğan’ın 2-3 milyon seçmeni daha kendine ve partisine oy vermeye ikna etmesi gerekecek. Görünüşte bile olsa tarafsız kalmak zorunda olacak olan Erdoğan’ın işi o kadar kolay olmayacak.

Katılımın düşmesinden en fazla zarar gören İhsanoğlu’nun, kendini destekleyen partilerin seçmen tabanından da en fazla fire veren aday olduğunu eldeki ilk veriler ışığında söylemek mümkün. MHP seçmenin her yerde değil ama birçok Orta Anadolu kentinde oyunu Erdoğan’a vermeyi tercih ettiği izlenimi edinmek mümkün gelen ilk sonuçlardan. Erdoğan’ın sandığa gitmeyen AKP seçmenin oylarını bu MHP oylarıyla telafi ettiği söylenebilir.

Bu seçimde ikinci ve kendi sınırlı koşulları içinde büyük başarı Demirtaş’ın neredeyse %10 yaklaşan bir oyu almasıdır. Türkiye’nin batısından aldığı oyların gözle görülür artışı, Demirtaş’ın temsil ettiği siyasal duruşun önümüzdeki dönemde ciddi bir seçmen karşılığının olabileceği umudu veriyor. Bu başarı bir risk de içeriyor. Önümüzdeki genel seçimlerde %10 barajını aşma umudunun güçlenmesi ve milletvekili seçimlerine bağımsız adaylarla değil, parti olarak girme kararının alınmasına yol açması. Şimdiden bunu tartışmak erken ama bu kararın büyük bir risk taşıyacağını ve genel seçimlerde %10’unun az da olsa altında kalarak AKP’ye mecliste çok daha büyük bir çoğunluk elde etme fırsatı sunacağını hatırlatmakta yarar var. Demirtaş’ın bu seçimlerde elde ettiği büyük başarının bir baş dönmesine yol açmadan değerlendirilmesi gerekiyor. Katılımın düşük olmasının Demirtaş’ın aldığı 3.5 milyon oyun oy oranı olarak ifadesini marjinal olarak arttırdığını unutmamakta yarar var.

Türkiye’de seçmen topluluğunun yarısından biraz fazlası Erdoğan’ı cumhurbaşkanı olarak seçti. Demokrasi mücadelesinde zorlu bir safhaya giriyoruz. Bu sınavı Türkiye toplumu verecek.