SYRIZA ve Yunanistan'ın Avrupa anı

Radikal Sol Alternatif'in yükselişi, neo-liberal hegemonyanın çatırdadığını gösteriyor. Bunun Yunanistan'a özel bir durum olmaması ihtimali Avrupa'daki neo-liberal konsensüsün savunucularını esas korkusu.
SYRIZA ve Yunanistan'ın Avrupa anı

Eğer kamuoyu araştırmalarının hepsi yanılmıyorsa, 25 Ocak Pazar akşamı Yunanistan’da Radikal Sol Koalisyon, yani SYRIZA genel seçimlerden birinci parti olarak çıkacak. Böylece Yunanistan’daki seçim sisteminin birinci gelen partiye otomatik olarak sağladığı 50 milletvekiline sahip olacak. Ama mecliste çoğunluk için gerekli olan 151 milletvekiline ulaşması için sadece bu yeterli değil. SYRIZA’nın bu seçimlerde %38 civarında oy alması gerekiyor. Ya da birçok partinin %3 barajını geçememesi ve onlara düşen milletvekilliklerinin barajı geçen partiler arasında bölüşülmesi.

Seçime iki gün kala en güçlü olasılık, Radikal Sol Parti’nin oyların %33-34’ünü alarak parlamentoda 145 civarında sandalye elde etmesi gibi gözüküyor. Bu ise elbette çok büyük bir başarı demek olacak. SYRIZA’nın koalisyona yapmaya bile ihtiyacı olmadan, dışarıdan alacağı destekle hükümeti tek başına kurmasını mümkün kılabilecek. Çünkü bu durumda Yeni Demokrasi ve PASOK bugün olduğu gibi gene ittifak yapsalar da, parlamentoda yeterli çoğunluğu elde etmek için Komünist Partisi ve aşırı sağ Altın Şafak’ın aynı anda desteğine ihtiyaç duyacaklar. Bu da herhalde mümkün değil. SYRIZA’nın barajı geçen diğer sol veya sosyal demokrat partilerden hükümet kurması için destek almasının çok daha kolay olması beklenir.

Yunanistan’daki seçimler beklendiği gibi sonuçlanırsa, Avrupa Birliği, hatta genel olarak Avrupa için bir ilk teşkil edecek. İlk kez radikal sol bir parti tek başına hükümet kuracak. Bu olayın Yunanistan gibi göreli küçük bir ülkede gerçekleşecek olmasını küçümseyenler, eğer SYRIZA iktidarda önerdiği programın önemli bazı maddelerini hayata geçirmeyi başarabilirse, bunun çok ciddi bir yayılma etkisi olacağını dikkate almıyorlar.

Sadece dış borcun yeniden yapılandırılması değil SYRIZA’nın vaadi. Ondan daha önemlisi Yunanistan siyasetinin ve ekonomisinin başına on yıllardır çöreklenmiş olan ahbap-çavuş sistemini ortadan kaldırmak. Kerin Hope, finans dünyasının ağırbaşlı gazetesi Financial Times’da 12 Ocak’ta yayımlanan yazısında, sokağın tabiriyle, davatzides yani pezevenkler kelimesiyle ifade edildiklerini belirttiği bu oligarkların gücünü tarif ediyor ve bazılarının yeni duruma ayak uydurmak için şimdiden temaslar kurmaya çalıştıkları endişesine yer veriyordu. Bir tek “Dayan SYRIZA” sloganı eksikti yazıda!

SYRIZA’nın amacı ekonominin siyasetin finans pompası, siyasetin de ekonominin asli fırsat penceresi olmasına son vermek. Bunun ilk aşaması herhalde medya alanında, özellikle televizyonda Yeni Demokrasi ve PASOK hükümetlerinin marifetiyle son yirmi yılda oluşan oligarşik yapıyı kırmak olacak.

Hükümetin yandaşlarına ve iktidardaki siyasetçilerin ahbaplarına bedava kamu imkanı tahsis etmesine son verileceğini ve bazı son derece şüpheli özelleştirmelerin mercek altına alınacağını sol ittifakın temsilcileri söylüyor. Bunun yanında, Yunanistan’a beş yıldan beri dayatılan vahşi kemer sıkma politikasına son verilmesi elbette radikal sol hükümet programının omurgasını oluşturacak. Esas olarak alacaklıları Avrupa kamu kuruluşları olan Yunan devletinin dış borçlarının hızla yapılandırılması gereği de, ülkenin içinde debelendikçe daha fazla boğulduğu büyük resesyondan çıkmanın olmazsa olmaz bir koşulu. Yakın tarihe kadar bunun söz konusu bile edilemeyeceğini söyleyen Alman yöneticileri, son haftalarda bu tavırlarını müzakere yönünde değiştirdiklerinin işaretlerini vermeye başladılar. Eğer SYRIZA iktidara gelebilirse, önündeki ilk büyük sınav dış borcun yeniden yapılandırılması müzakereleri olacak. Bu konuda İtalya gibi, bazı sosyal demokrat hükümetlerden alacağı destek elbette yeterli olmayacak. Ama herkes, en radikal liberaller bile, SYRIZA iktidarda olsun veya olmasın, Yunanistan dış borcunun şimdiki halde ödenemez durumda olduğunu biliyor ve yarım ağız kabul ediyorlar. Daha önce yapılan ve sadece özel alacaklıları ilgilendiren borç silinmesi ve yeniden yapılandırmada hem geç kalındığı hem de yetersiz kaldığı da neredeyse ortak kabul gören bir tespit.

Asgari ücretin yeniden tesisine, sağlık hizmetlerinin yeniden kamu hizmeti anlayışına geri dönmesine ve en önemlisi Yunanistan’ın zenginler için bir vergi cenneti olmasına son verilip, kamu yönetimini sarmış olan yolsuzlukla mücadele edilmesine ve daha etkin ve adil bir sistem oluşturmak için vergi sisteminin baştan ayağa gözden geçirilmesine aslında Avrupa teknokratlarının itiraz etmemesi gerekir. Sonuçta SYRIZA Avrupa Birliği’nin kağıt üzerindeki ilkelerini savunuyor. Avro sisteminden çıkmayı programından kaldıran radikal sol ittifakın, aslında Avrupa-karşıtı değil, başka bir Avrupa Birliği savunucusu olduğunu söylemek daha doğru. Zaten Avrupa’nın diğer sol ve çevreci hareketlerinin gözünün bugün SYRIZA, üzerinde olmasının esas nedeni bu. Yunanistan Yeşil Partisi de bu sol ittifaka dahil olduğunu ilan etti.

SYRIZA bugün Thatcher’in ünlü “Bunun alternatifi yok” (TINA) anlayışı üzerine kurulu, finansın çıkarları merkezli yerleşik neo-liberal dogmayı sarsmaya aday. Kemer sıkmanın yegane erdeminin zenginlerin alacaklarını tahsil etmeye devam etmesi olduğu bir alternatifsizliğe son vermeyi vaat ediyor. Buna karşı oluşan “tehlike kapımızda” cephesinin tavrını Nicholas Theocarakis, www.analyzegreece.gr sitesindeki makalesinde Albert Hirschman’ın ünlü kitabı Gericiliğin Retoriği’nde (Türkçe çevirisini İletişim Yayınları yayımladı) incelediği tavırlara tamamen benzediğini gösteriyor. Yapılan her reform çabasının ya gereksiz olduğunu, ya beklenin tam aksi sonuç vereceğini ya da var olanı da tehlikeye atacağını ayrı ayrı veya hepsini aynı anda iddia eden bu tavır, bugün Yunanistan’da SYRIZA karşıtlarının iddialarında karşımıza çıkıyor. SYRIZA’nın iktidara gelmesini, avrodan çıkılması, AB’den atılmak, Yunanistan’ın tamamen iflas etmesi, Yunan ulusunun yok olması olarak tanımlıyorlar. Bunları ağızlarından düşürmeyenlerin bir kısmı, krizin etkisinin gözükmediği Atina’nın şık mahallesi Kolonaki’nin Paris ve Londra fiyatlarıya hizmet veren kahvelerini, lokantalarını doldurmaya devam ediyorlar. Onlar açısından açıkça sınıfsal bir mücadele SYRIZA’yı şeytanlaştırmak.

Bir de krizin bütün şokunu yaşayıp, çocukları 30 yaşında işsiz kalmaya devam eden, kendi ücreti %30 azalan ama SYRIZA’ya oy vermeye eli gitmeyenler var. Bunlar, büyük mal varlığı nedeniyle muhtemelen vergi vermek zorunda kalacak olan Yunan kilisesinin “dinsizler iktidar oluyor” kampanyasından eğer etkilenmemişlerse, SYRIZA’ya mesafeli durmalarının nedeni bilinmeyeni temsil etmesi. Diğer yandan bildikleri hiç açıcı değil. 1980’lerden beri ülkeyi yöneten, ekonomiye el koyan aynı klan. Bugüne kadar uygulanan politikaların hepsinin iflas ettiği kanaati yeni bir yol deneme arzusunu kamçılıyor. Kamuoyu yoklamaları, Yunanistan’da deneklerin %70’inin SYRIZA’nın kazanmasını beklediğini gösteriyor. Oy vermeyecek bile olsa, SYRIZA’nın iktidara gelmesinin kaçınılmaz olduğunu Yunan toplumunun büyük bölümü kabul etmiş durumda. Bugün Yunanistan’da bilinenin kapı dışarı edilmesi arzusu, bilinmeyen karşısında duyulan endişeden daha güçlü.

Radikal Sol Alternatif’in bu yükselişi, neo-liberal hegemonyanın çatırdadığını gösteriyor. Bunun Yunanistan’a özel bir durum olmaması ihtimali Avrupa’daki neo-liberal konsensüsün savunucularını esas korkusu. Alacaklarının bir kısmının silinecek, bir kısmının ertelenecek olması burada sadece bir detay.

SYRIZA’nın iktidara gelmesi ve başarılı olması sadece Yunanistan’ı değil, Avrupa Birliğini de aşağıdan gelen bir itmeyle değişmeye zorlayabilir. Bu anlamda Yunanistan esas şimdi Avrupa Birliği’nin önde gelen bir üyesi oldu. Antonis Liakos’un, analyzegreece sitesinde yayımlanan söyleşisinde iddia ettiği, Yunanistan esas şimdi Avrupa anını yaşıyor .