SYRIZA'nın savaş kabinesi

Radikal Sol İttifak'ın (SYRIZA) lideri Alexis Tsipras'ın seçim konuşmasına başlarkenki sözleri, yeni hükümetin bir tür savaş ortamı hükümeti olarak ilk elde çalışacağını gösteriyor. Tsipras hükümeti, en azından bir yıl, büyük ihtimalle az sayıda bakandan oluşan bir "savaş kabinesi" olacak.

Radikal Sol İttifak’ın (SYRIZA) lideri Alexis Tsipras, 25 Ocak akşamı, Atina’da Syntagma meydanında seçim zaferini ilan eden konuşmasına şu cümlelerle başladı: “Yunanistan bir sayfayı çeviriyor. Yunanistan bir felaket olan kemer sıkmayı geride bırakıyor. Korkuyu, otokrasiyi, beş yıldır süren aşağılanmayı ve acıları geride bırakıyor.”

SYRIZA’nın beklenen seçim zaferinin tam olması için seçimde 1,5 puan daha fazla alması gerekiyordu. Böylece mecliste bugün eksik olan iki milletvekilliğini daha kazanmış olacaktı. Şimdi, normal koşullarda yan yana gelmesi mümkün olmayan bir partinin küçük ortaklığıyla koalisyon hükümeti kuracak. 300 üyeli mecliste 162 milletvekilinin doğrudan desteğini alarak işe başlayacak.

Evrensel insani değerler, temiz devlet, barışçıl toplum hedefini dile getiren bir partinin SYRIZA’nın ortağı Bağımsız Yunanlılar partisi, ANEL’in lideri Panos Kammenos’un elini bile sıkması zordur. Ama Tsipras’ın seçim konuşmasına başlarkenki sözleri, yeni hükümetin bir tür savaş ortamı hükümeti olarak ilk elde çalışacağını gösteriyor. Tsipras hükümeti, en azından bir yıl, büyük ihtimalle az sayıda bakandan oluşan bir “savaş kabinesi” olacak.

Neye karşı savaş? Hastayı öldürerek iyileştiren bir sözde tedavi, bir “büyük felaket” olduğu ortaya çıkan kemer sıkma politikalarına ve onu dayatan anlaşmalara, yükümlülüklere karşı savaş. Bu açıdan bakınca, parlamentoda yer alan partiler içinde SYRIZA’nın Yeni Demokrasi’den 2010’da ayrılan, 2011 sonunda ANEL’i kuran Kammenos’la koalisyon kurmayı tercih etmesinin nedeni daha açık anlaşılıyor. Diğer partilerden farklı olarak, bu sağcı popülist parti de kemer sıkma politikalarına karşı en kararlı direnişi dile getirirken, bunu Yunan Komünist Partisi gibi, NATO’dan, AB’den, avrodan çıkma ön koşuluna bağlamıyor. Dolayısıyla SYRIZA, parlamentoda herhangi başka bir koalisyon alternatifini imkansız kılan bir çoğunluğa sahip olduğu bir hakim konumda yanına, Troyka ve Almanya ile girişeceği büyük bilek güreşinde, yani savaşın birinci cephesinde onun yanında kararlılıkla duracak müttefiki alıyor. Bu konuda merkez sağda yer alan, yeni kurulmuş, AB ile bilek güreşine yatkın olmayan To Potami’yi almıyor. Ayrıca seçimlerden epey önce hem Tsipras’ın hem Kammenos’un seçim sonrasında gerekirse ittifak yapabileceklerini söylediklerini, seçmenleri seçim sonrasında şapkadan çıkmış beklenmedik bir koalisyonla aldatmadıklarını belirtelim.

150 yıldan beri ilk kez başpiskopos önünde ve aziz teslis adına yemin etmeyen yeni Yunanistan başbakanının koalisyonu bir günden az zamanda kurması da anlamlı. Geçen her günün yürütülecek “savaş”ta ellerini zayıflatacağının bilincinde SYRIZA yöneticileri. Gelecek iki ay içinde ödenmesi gereken 4 milyar avro, 2015’de ise toplam 22,5 milyar avro var! Kurulacak hükümetin kısa vadede neredeyse yegane gündemi, toplam 321 milyar borcun %70’ini elinde tutan Avrupa devletleri ve uluslararası kamu kurumlarıyla, bu borcun vadesinin uzatılması, faiz oranının düşürülmesi ya da büyüme oranına endekslenmesi ve en önemlisi 5 ila 10 yıl geri ödemesiz bir süre tanınması pazarlığı olacak. Söz konusu olan 240 milyar avro borcun bir kısmının silinmesi seçeneği de masada elbette yer alacak.

AB devletlerinin ikili alacaklarını tek tek devletlerle pazarlık etmenin yanında, en büyük alacaklı konumunda olan Avrupa Mali İstikrar Fonu’nun alacakları için Troyka ile pazarlık yapılacak. Her ne kadar Avrupa Merkez Bankası yöneticileri seçimlerin ertesi sabahından itibaren kendi alacaklarının bir kısmının silinmesinin söz konusu olmadığını ilan etseler de, büyük ihtimalle borcun yeniden yapılandırılmasını, IMF dahil tüm alacaklılar bir şekilde kabul edecekler.

Sorun, üzerinde anlaşmaya varılacak olan yeniden yapılandırma programının kemer sıkma politikalarının yarattığı daralma kısırdöngüsünü durdurmaya yetip yetmeyeceği. SYRIZA, ilk elde en düşük gelirliler için 12 milyar avroluk bir destek paketi vaadinde bulundu seçim kampanyasında. 510 avroya düşürülmüş olan asgari ücreti 750 avroya çıkarmak, 700 avrodan az emekli maaşı alanların 13. maaşını yeniden vermek ve gelir vergisi muafiyet seviyesini 5000 avrodan 12000 avroya çıkarmak. Bunların ilk ikisini sadece kısa vadede yapması durumunda bile 7-8 milyar avro civarında bir kaynağa ihtiyacı olacak. SYRIZA’nın ekonomi kurmayları bunun 6 milyarını Avrupa fonlarından, 3 milyarını vergi kaçağının azalmasından karşılamayı tasarlıyor.

SYRIZA’nın AB hakim güçleriyle pazarlığında elindeki önemli kozlardan biri, AB’nin yardım koşulları arasında yer alan ama eski düzen partilerinin uygulamakta ayak sürüdükleri devlet yapısının baştan ayağa değiştirilmesi konusundaki kararlılığı. Ahbap çavuş ilişkisinin, yolsuzluğun, hantal bürokrasinin ve liyakat eksikliğinin zirveye vardığı kamu yönetimini dönüştürmek. Aslında Yunanistan’ın bağımsızlığından beri devam eden bu devlet yapısına AB’nin Yunanistan’ın üyeliği ve özellikle avroya girmesi sırasında göz yummuş olması da ortadaki büyük sorunda sorumlulukların paylaşılmasını gerektiriyor. SYRIZA’ya seçmenlerin verdiği desteğin arkasında bu talep de en ön sıralarda yer alıyor.

SYRIZA’nın önüne koyduğu üçüncü hedef, siyaset-iktisat-medya üçgeninde oluşmuş çıkar kartellerini kırmak ve buna ilk elde medyadan başlamak. İktidarı 1974’den beri aralarında paylaşan iki düzen partisinin yandaşları, dostları, akrabaları arasında bölüştürdükleri, büyük zengin ailelerin bedava elde ettikleri yayın kanalı haklarını açık arttırmaya çıkarmak ve bu konuda oluşan tekelleri kırmak. Yakın tarihte yapılmış ve üzerinden güçlü yolsuzluk ve kayırmacılık dumanları tüten özelleştirmeleri mercek altına almak. Yunanistan siyaset ve ekonomisinin başına çöreklenmiş oligarkların etkisini dağıtmak, en azından büyük ölçüde azaltmak.

Bütün bunları yapabilmek için ilk elde SYRIZA’nın AB güçleri ve en başta Almanya’ya karşı vereceği borç yapılandırma mücadelesinden başarıyla çıkması gerekiyor. Bu anlamda bugün veya yarın açıklanması beklenen hükümetin bir savaş kabinesi olarak tanımlanması abartılı değil. Bu nedenle de SYRIZA’dan göçmen sorunu, kültürel haklar, cinsel ayrımcılık gibi konularda ilk aşamada açılımlar yapmasını beklemek safdillik olacaktır.

SYRIZA’nın seçim zaferinde seçimlere katılımın %64’e düşmüş olmasının da payı var. Zaten seçimin hemen ertesinde partinin önde gelen kurmaylarından biri, Yunanistan’da seçmenlerin %36’sının hepsinin kendilerini radikal sol olarak tanımlamadıklarını gayet iyi bildiklerini belirtirken, seçmenden aldıkları yetkinin her şeyden önce kemer sıkma politikalarına hızla akıllı ve yapıcı bir biçimde son verilmesi olduğuna işaret ediyordu. SYRIZA hükümetini Yunanistan toplumu bu alandaki başarısıyla ölçecek. Kısa vadede, yani 2015 yılı içinde bu konuda elde edilecek sonuçlar, SYRIZA’nın özgürlükçü, eşitlikçi toplum projesinin diğer adımlarını atabilmesinin imkanlarını yaratacak.

Beş yıldır uygulanan AB’nin dayattığı reçete Yunanistan’ı sefalete ve yıkıma sürükledi. Şimdi AB’nin de sorumlusu olduğu bu felakete son verecek olan yeni ve yapıcı bir uzlaşmadan başka bir yolun olmadığını herkesin bildiği bir dar patika var. SYRIZA’nın taşıyıcısı olduğu umudun baltalanması sadece Yunanistan için değil, tüm Avrupa için çok daha büyük bir felaketin kapısının açılması demek olacaktır. SYRIZA’nın kısa zamanda ırkçı, antisemit, göçmen düşmanı partiyle işbirliğine son vermesinin anahtarı şimdi AB sorumlularının elinde.