Taraf olma veya olmama hakkı

Taraf olmama hakkı demokrasinin en temel kurallarından biridir. Taraf olabilme, hangi tarafta olduğunu...

Taraf olmama hakkı demokrasinin en temel kurallarından biridir. Taraf olabilme, hangi tarafta olduğunu açıklama hakkı kadar önemlidir. Taraf olmama hakkını ortadan kaldırmak, ilişkiyi mutlak bir dost-düşman veya daha ılımlı biçimde hasım-yandaş ikilemine hapseder. Bir ihtilafta, bir tartışmada veya bir çatışmada taraf olmamayı seçmenin sorumluluğu elbette vardır. Ama bu sorumluluk taraf olmaktan daha büyük değildir ve yaptırımı daha ağır olamaz.
Tayyip Erdoğan’ın, halkoylamasında ‘evet’ kampanyasına katılmadıkları için TOBB ve TÜSİAD için söylediği, ‘taraf olmazsanız bertaraf olursunuz’ ifadesi, sözü söyleyenin konumu dikkate alındığında son derece vahimdir. Bunu söyleyenin Meclis’te geniş çoğunluğa sahip bir hükümetin başındaki kişi olması, bertaraf olmanın bertaraf edilme olarak anlaşılmasına yol açar. Bertaraf etme tehdidinde bulunan kişi, bu amacı gerçekten hayata geçirme olanağına sahip olduğu için, kurusıkı bir tehditten öteye gitme potansiyeli vardır. Bu ise demokrasi açısından bir tehdittir.
Diğer taraftan, başbakan veya değil, siyaseti salt yandaş-hasım ikilemi içine hapsetmek de son derece sorunlu bir demokrasi anlayışına sahip olunduğunu ele verir. Bu yaklaşım bazı konularda kendisiyle farklı düşünen yandaşlarını da ihanetle suçlamaya eğilimlidir. Yandaş-hasım zıtlığını mutlaklaştırmak için bu zıtlığın dışında kalmayı gayrımeşru ilan etmek gerekir. Genellikle otoriter zihniyet yapısına sahip kişiler ve otoriter siyaset geleneği, en çok mutlak yandaşlık ve mutlak hasımlık konumları dışında kalanlardan rahatsız olur.
Tayyip Erdoğan’ın TOBB ve TÜSİAD’a serzenişte bulunarak, “Anayasamızın bu halini onlarla birlikte hazırladık, bunu istediysen, ben nasıl evet diye meydanlarda dolaşıyorsam, sen de bir sivil toplum kuruluşu olarak ‘evet’ diye meydanda konuşman lazım” iddiası aynı zamanda çok büyük bir çelişkiyi ele veriyor. Aynı Başbakan işine gelmediğinde, “Biz elimizi taşın altına koyuyoruz” diyerek, politikalarını aynı sivil toplum kuruluşlarının eleştirmesine karşı tahammülsüzlük gösterebilmektedir. Hatta bu konulara karışmanın onların işi olmadığını sık sık dile getirebilmektedir. Siyaset alanına kimin, ne zaman ve nasıl müdahil olacağına karar verme tekelini eline almaya çalışmak da otoriter eğilimlerin önemli özelliklerinden biridir.
Bu yaklaşım, TBMM Adalet Komisyonu’nda bekleyen bir yasa tasarısında da karşımıza çıkıyor. Türkiye, Hâkimler ve Savcılar Birliği kurulmasını öngören tasarıda, hakim ve savcıların bu dernek dışında meslekleriyle ilgili başka bir derneğe üye olmalarının yasaklanması öngörülüyor.
Başbakan’ın YARSAV’ın kapatılmasını istediğini biliyoruz. Yasa bu haliyle kabul edilirse, YARSAV’a rakip olan Demokrasi ve Özgürlükler İçin Yargışlar ve Savcılar Birliği de kapatılacak. Yasanın esas gerekçesi, yargı alanında siyasetle uğraşan derneklerin faaliyetini engellemek. Ama hâkim ve savcı derneklerinin adalet konularında görüş beyan etmeleri de siyasetle ilgilenmek anlamına geleceği için, sonuçta böyle bir yasa otoriter rejimlere özgü bir anlayışla çözümü kamu kuruluşu niteliği haiz bir birlik kurmakta arıyor.
Yasa tasarısında bu Birlik’in resmi törenlerde protokolde temsil edilmesi öngörülüyor. Herhalde resmi plakalı araç da tahsis edilir. Kamu bütçesinden kaynak da ayrılır. Böylece yargı mensuplarının arasına ‘siyaset girmesi’, yani özerk görüşlerini dile getirme, bir adalet anlayışı etrafında yargı mensuplarını harekete geçirme teşebbüsünde bulunmaları da bertaraf edilmiş olacak.
Bu yasa tasarısının önemi, halkoylamasında anayasa değişiklikleri kabul edildiğinde daha da artacak. Yasa bu haliyle kabul edilirse, HSYK’ya doğrudan birinci sınıf hâkim ve savcılar tarafından seçilecek üyelerin seçiminde farklı yaklaşımlardaki derneklerin açıkça yarışması yerine, nerede ve kim tarafından oluşturulduğu bilinmeyen isim listeleri ortalıkta dolaşmaya başlayacak demektir.
Şeffaf biçimde oluşan rekabetin yerini, kapalı kapılar ardında tespit edilen ve açıkça adı konmayan yandaş listelerinin, cemaat listelerinin, mezhep listelerinin alması çok daha vahim sonuçlar doğuracak bir gelişme olacaktır. Demokrasi hasımlığın, rekabetin şeffaf biçimde yapılmasına dayanır. Taraf olma veya olmama özgürlüğünün de açıkça ve herhangi bir tehdide maruz kalmadan dile getirilmesini gerektirir. Şeffaf biçimde oluşmuş farklı listelerden seçilmiş hâkim ve savcıların HSYK’da yer alması, bu kurulun özerkliğinin asıl güvencesi olabilir. Sovyetler Birliği’nden esinlenen ülkelerde geçmişte örneklerine pek sık rastladığımız ve ister istemez iktidarın yandaşı olacak olan bir Hakimler Birliği’nin değil.
Taraf olmayanın bertaraf olması tehdidinden yandaş olmayanın bertaraf olması aşamasına pek kolay geçilir. Tayyip Erdoğan halkoylamasını yandaş-hasım ikilemi içine sokup, bir plebisite dönüştürdükçe, mutlak bir kutuplaşmayı körükledikçe, sonucun evet olması ihtimalini zayıflatmaktadır. Erdoğan’ın en büyük rakibi kendisidir.