Terörü terörize etme politikasının tali olmayan hasarları

Terörle Mücadele Yasası sayesinde silah, şiddet ve cebir unsurlarına bakılmaksızın, birçok eylem terör suçu olarak tanımlanabiliyor.

Terör, hiçbir gerekçeyle mazur görülemeyecek, son derece ağır suç olan bir eylemdir. Bunu kimin, ne için, nerede yaptığını tartışmak, eylemi yapanın ve düzenleyenlerin nedenlerini anlamak elbette gereklidir. Anlamaya çalışmak, onaylamak veya mazur görmek demek değildir. Söz konusu terör eylemi olunca, bu eylemi hem tanımlayıp, motivasyonlarını ortaya çıkarmaya hem de onunla arasına mesafe koymaya çalışırken eleştirel endazenin topuzu çok hızla başka bir insan hakkı ihlaline doğru savrulabilir. Radikal’in cumartesi günü kullandığı manşet, Korsakoff hastalığı teşhisi konmuş herkesi potansiyel terör suçlusu göstermek, toplu hedef haline dönüştürmek riski taşıyordu. Terör ortamı algının tutulmasına, dilin sürçmesine, reflekslerin körelmesine neden oluyor.

Terör eylemlerine karşı devletlerin refleksi, bununla mücadele için özel ceza yasaları, ceza muhakeme usulleri yaratmaktır. Otoriter eğilimleri yüksek olan devlet ve toplum yapılarında, teröre karşı mücadele adı altında yürürlüğe konan önlemler de bir tür devlet terörü olarak nitelenmeye müsait içerikte olur. 1991 yılında yürürlüğe giren, 2006 yılında kısmen değiştirilen Terörle Mücadele Kanunu ve desteğini aldığı Ceza Kanunu’nun bu nitelemeye uyacak içerikte olduklarını yıllardır insan hakları savunucuları, demokratik hukuk devleti bilincine sahip hukukçular haykırıyor. Bir kısmı TMK çerçevesinde şimdi tutuklu.

Terörle Mücadele Yasası’nın terör tanımı, ‘cebir ve şiddet kullanarak, baskı, korkutma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle’ bazı suç teşkil eden eylemleri içeriyor. Yasanın birinci maddesinde terör suçu neredeyse sadece devlete karşı suç niteliğinde tanımlanıyor. Daha vahimi, yasada Türk Ceza Kanunu’nun toplam 50 farklı maddesinde yer alan suçların bir terör örgütü çerçevesinde işlendiğinde terör suçu sayılacağına hükmediyor. Bilişim suçları da bu nedenle Türkiye’de terör suçu olarak tanımlanıyor, insan kaçakçılığı da. Kapsama alanı bu denli geniş bir terör suçu kavramı, YÖK yasasına karşı düzenlenen yürüyüşü, hükümet aleyhtarı bir toplu gösteriyi, silah, şiddet ve cebir unsurlarına bakılmaksızın, polis fezlekesinin takdirine göre terör suçu olarak tanımlayabiliyor. Bu da terörle mücadele politikasının teröristleri terörize etmek bahanesiyle makbul olmayan muhalefeti ‘bastırma, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit’ amacıyla kullanılmasına imkân sağlıyor. Hanefi Avcı’ya terör örgütü üyeliği davası açılması ve tutukluluğunun devam etmesi bu durumun somut bir tezahürü. Her ne kadar hükümet bu nedenle olmadığını iddia etse de avukatların, gazetecilerin, sendikacıların, belediye başkanlarının, öğrencilerin vs. terör suçu kapsamında tutuklanmaları, yargılanmaları da bu terörize etme politikasının parçası.

Polis ve savcılık, elde başka gerekçe olmadığı zaman, suçlamayı yasanın kılıfına uydurmak için suçun niteliğini hükümete muhalefet etme olarak ifade etmekten bile bazen çekinmiyor. Bunlarla ilgili İçişleri Bakanlığı’nın, HSYK’nın kendi yetki alanlarında olan soruşturmalar yürüttüklerini ne gördük ne duyduk. Diğer yandan, TMK’da bazı değişikliklerin yeni yargı paketinde yer alacağını ve daha önemlisi kapsamlı bir ‘Düşünce ve İnsan Hakları Eylem Planı’nın hazırlandığını Adalet Bakanlığı kaynakları düzenli olarak bildiriyor. Bekliyoruz. Hükümet, terörü terörize etme bahanesiyle yürütülen bu bastırma ve sindirme girişimlerinden gerçekten rahatsız mı, göreceğiz.

Devlet güçlerinin, hükümet ve rejim düşmanı olarak tanımladıkları muhalif kesimi terörize ederek yıldırma ve sindirme politikasının tali olmayan hasarı, toplumda demokrasi algı ve refleksinin hızla aşınmasıdır.