'Öteki'nin öteki yüzü

Pazartesiden çarşambaya iki kıtayı </br>'birleştiren' İstanbul Boğazı'nın kıyısında medeniyetler buluştu.

Pazartesiden çarşambaya iki kıtayı
'birleştiren' İstanbul Boğazı'nın kıyısında medeniyetler buluştu. İKÖ-AB zirvesi Dışişleri Bakanlığı'nın önemli ve başarılı bir girişimi olarak tarih yaprakları arasında yerini aldı. Kısa bir süre içerisinde, böylesi bir toplantının organize edilmiş olması kuşkusuz, başta sayın İsmail Cem, tüm bakanlığın ortak bir başarısı.
Genel olarak basında İKÖ-AB zirvesinin başarısı konusunda bir görüş birliği mevcut. Yukarıdaki satırlar çerçevesinde 'genel hatları' itibarıyla bu oydaşmanın içinde olduğumu söyleyebilirim. Ancak kimi noktalarda da bazı eleştirilerim var. Yanlış anlaşılmak istemem. Altını bir kez daha çizerek söylüyorum: bu zirvenin toplanması fikri dahi tek başına bir vizyon işidir.
İsmail Cem, zirvenin organizasyonu sırasında ve zirve boyunca gösterdiği 'ev sahibi' performansıyla Türkiye siyasetinde sahip olduğu konumun sıra dışılığını bir kez daha kanıtlamıştır. Toplantıya katılımın genişliği ayrı bir övünç kaynağıdır. Ülkemizin sahip olduğu köprü rolünün bir kez daha altı çizilmiştir. Daha da önemlisi sahip olduğumuz jeokültürel konum, stratejik bir araç olarak kullanım noktasına taşınmıştır. Sahip olduğu birçok kapasiteyi yönetemeyen veya verimsiz yöneten bir ülke için bu çok önemlidir. Devlet adamının yeteneği ülkenin maddi, manevi kapasitelerinin temsil ettikleri potansiyeli ustaca kullanarak onları misliyle uygulama alanına taşımakla ölçülür. Finans alanından devşirdiğimiz bir kavramla ifade etmek gerekirse: kapasiteleri 'kaldıraç'lı (leveraged) kullanmakla.
İKÖ-AB zirvesi tüm bu açılardan önemli bir başarıdır.
Şimdi gelelim işin 'ancak' kısmına...
Bu zirvenin amacı neydi? Birbirini tanımayan, anlamayan iki medeniyet oldukları varsayılan İslam ve Batı medeniyetlerini buluşturmak. Peki, hangi ülkenin okulları, sokakları, resmi sivil platformları her gün söz konusu bu medeniyetlerin buluşmasına ve çatışmasına ilişkin sorunları ve güzellikleri
bir arada yaşıyor. Elbette Türkiye. Bu ülkenin ünlü 'sokaktaki' insanı her gün medeniyetlerin fay hattında yürüyor. Üstelik de toplumsal bütünlüğünü. her şeye rağmen, koruyarak. Devlet adamı seviyesinde üst düzeyde katılımı sağlayan İKÖ-AB zirvesinin eksik kalan yönü de işte bu noktada ortaya çıkıyor.
Kimse inkâr edemez ki, bugün dünyayı yönetenler, medeniyetlerin gerginliğinde birinci dereceden sorumludurlar. Hatta, 'herkesten önce onlar ne kadar ince bir ip üzerinde oynadıklarının ve risklerin farkındadırlar.' Farkında oldukları riskin gerçekleşmesi ihtimali karşısında en başta onların tedbir almaya çalışması bu açıdan hem anlaşılır, hem de beklenilirdir. Ancak çatışması ihtimali kanımızı donduran medeniyetleri temsil eden 'sokaktaki adam'a hangi köprüler üzerinde buluşacağını anlatacak olan yine de onlar değil, ülkelerin aydınları, bilim adamları, gazetecileri, kısaca fikir liderleridir.
'İstanbul Ruhu'nun bu anlamda eksik kaldığını söylemek gerekir. Zirve çok daha yüksek sayıda 'çalışma toplantısıyla' birlikte organize edilseydi ve bu ülkenin aydınlarına da yabancı meslektaşlarıyla birlikte bu platformlarda tartışma imkânı sağlansaydı inancımca Türkiye, medeniyetleri buluşturan ülke olma konumuna sadece tarih ve coğrafya ile değil insan kaynaklarıyla da hazır olduğu mesajını dünyaya çok daha kuvvetle verirdi. Artık anlaşılması gerekir ki 'yüksek siyaset' sivil toplumu kavramazsa başarısızlığa mahkûmdur.
Bununla birlikte, İKÖ-AB zirvesi Türkiye'nin diplomasi alanında giriştiği hamlelerle kendisine uluslararası ilişkilerde nasıl büyük avantajlar sağlayabileceğinin çok önemli bir göstergesiydi. Umulur ki, dış politikayı silahların gölgesinde ve şoven nutuklar eşliğinde yürütülen bir iş sananlar Çırağan Sarayı'ndan yansıyan manzaraları sadece seyretmekle kalmamış, aynı zamanda bu görüntülerin manasını da anlamışlardır.