Arayış ve buluş resimleri...

Hüsamettin Koçan'ın Türkiye'de ve yurtdışında, çok sayıda galeride açtığı sayısız sergi var ama bunların arasında Alanya Tersanesi'ndeki 'Selçuklu', Yıldız Sarayı Silahhane binasındaki 'Osmanlı' ve geçen bahar Çankırı Tuz Mağarası'nda açtığı 'Tuz Tadı' sergilerinin yeri başka.

Hüsamettin Koçan'ın Türkiye'de ve yurtdışında, çok sayıda galeride açtığı sayısız sergi var ama bunların arasında Alanya Tersanesi'ndeki 'Selçuklu', Yıldız Sarayı Silahhane binasındaki 'Osmanlı' ve geçen bahar Çankırı Tuz Mağarası'nda açtığı 'Tuz Tadı' sergilerinin yeri başka. Her üç sergisinde de tarihle ve kültürel gelenekle olan hesaplaşmasını biçim, içerik ve malzemenin ötesinde mekânın kendisine, 'gerçek sahne'lere taşıyan sanatçı, bu sergilerle, sanatın yalnızca oluşum koşullarını değil, teşhir koşullarını da gündeme getirdi. Sanatçıda kıvılcımı çakan etkenlere dair ipuçları veren bu sergiler, bir yandan da sanatın, illa ki merkezde/merkezlerde görünmek durumunda oluşuna bir direnci içeriyordu.
Şimdi Maçka Sanat Galerisi'nde açtığı 'TuzAk'ta, sanat ortamından çok uzaktaki bir tuz mağarasında açtığı serginin anısını İstanbul'a taşıyarak bu koşulları yeniden düşünmemizi sağlıyor. Serginin adı boşuna 'TuzAk' değil, belli Koçan, sanatçının içine düştüğü bu tuzağı iyice belirgin kılmış: İzleyiciyi, tuz mağarasındaki ses, tuz mağarasındaki görüntüler, tuz mağarasındaki nesneler ve tuz mağarasındaki tuz karşılıyor önce! Nesnelerin ve görüntülerin teşhir kutuları içinde sergilenmesi, bir yandan deneyimin, şimdiki zamanın, 'an'ın üstünlüğünü teslim ederken, bir yandan sanatın yaşamı nasıl damıttığını düşündürüyor.
Sergiye giderseniz, o tuz parçalarını elinize almaya çekinmeyin; nerelerden geldiğini hayal edin! Koçan, sergi kataloğunda Ayşegül Sönmez'le yaptığı söyleşide, tuzun tat ve lezzet özelliğine, dahası eski zamanlardaki sağaltıcı yönüne işaret etmiş. Tuzda bir de 'sırlı' bir yan bulduğunu ise, resimlerinde kullandığı bakırın üzerindeki renk ve dokuyu tuzun değiştirmesine olanak tanımasından anlıyoruz.
Malzeme ve teknik arayışı
Sergide gördüğümüz resimler, Hüsamettin Koçan'ın tam anlamıyla olgunluk döneminin işleri. Burada 'iş' sözcüğünün karşılığını özellikle bulduğunu ise vurgulamak gerek: 1990'lardan bu yana Anadolu halk kültüründen okuduğu/gördüğü masalları ve simgeleri bireysel öyküsünün özgün biçimleriyle harmanlayan Koçan'ın sanatını bir o kadar da yeni malzeme/teknik arayışı olarak görmek mümkün. Toprağın öyküsünü toprakla anlatmanın yaratıcı yollarını ortaya koyan bir birikimden sonra 'TuzAk'taki işler, göçün etkisiyle dönüşen, boyutlanan, yeni yollar arayan bireyin öyküsünü silikon gibi yapay ve 'zamane' bir malzemeyle anlatıyor. Geleneksel camaltı tekniğine yepyeni bir yorum, bir buluş, bambaşka bir çağdaş boyut getiren; ayrıca kullanılan malzemeyi/tekniği saklayarak görsel yanılsamalar yaratan bu işlerin taşıdığı teknik sırların etkisine kapılmamak olanaksız.
Köyden kente uzanan yaşam
Koçan, son yıllarda gerçekleştirdiği 'Körler İçin Resimler'de izleyicinin dokunma duyusuna seslenen bir görsellik yaratmıştı; bu son dönem resimlerinde ise, her bir köşesinde ayrı bir hikâyenin gizli olduğu, yüklü bir simgesel anlatımla dolu, ayrıntılarla donanmış bir görsel deneyim kurgulamak peşinde. Bunu, giderek daha anıtsal boyutlarda ele aldığı tek tek figürler üzerinden yapıyor. Kuşlar, kaplanlar, kurtlar, ayılar, çiçekler, meyveler, yapraklar, yüzler, gözler ve kültürel/simgesel boyut taşıyan türlü türlü öğeler taşıyan bu tek tek figürler, Koçan için gurbete giden babasını ve köyden kente uzanan kendi yaşamını anlatıyor. Dolayısıyla, sanatçının benlik ve kimlik arayışının uzantısı olan bu resimlerde , tek bir bireyin yaşamının ipuçları kadar, Türkiye'de kendi toprağından başka yere göç etmek durumunda kalan her bir bireyin öyküsüne bir selam da bulmak mümkün.
Hem içeriği, hem biçimsel temelleri, hem de malzeme/teknik boyutuyla, bu kadar çaba ve emek, bu kadar arayış ve buluş, kuşkusuz ondan. 8 Aralık'a kadar, Maçka Sanat Galerisi'nde..