Bourdieu, Cezayir ve görsel sosyoloji

Cezayir'e hiç gitmedim, Cezayirli bir tanıdığım da hiç olmadı. Ama yıllar önce seyrettiğim bir film, Gillo Pontecorvo'nun o ünlü 'Cezayir Savaşı'ndan sonra kendimi Cezayirlilere ve ulusal davalarına hep yakın hissettim.

Cezayir'e hiç gitmedim, Cezayirli bir tanıdığım da hiç olmadı. Ama yıllar önce seyrettiğim bir film, Gillo Pontecorvo'nun o ünlü 'Cezayir Savaşı'ndan sonra kendimi Cezayirlilere ve ulusal davalarına hep yakın hissettim. Filmdeki bağımsızlık mücadelesi bütün bağımsızlık mücadeleleri gibi kendine özgü ve destansıydı; izleyiciyi olayların ta içine çekiyor, ister istemez kendi tarafına alıyordu. Oysa nesnelliğiyle ün yapmış bir filmdi. Sanki kurmaca değil de gerçeği birebir gösteren bir belgeselmiş duygusu ise profesyonel oyuncuların yanında amatörlere yer vermesinden ya da sanki 'haber' kamerasıyla rastgele yakalanmış kayıtların yan yana getirilmiş gibi kurgulanmasından değil yönetmenin gerçeği aramasından kaynaklanıyordu. 'Gerçeği' tam anlamıyla gösterebilmek mümkün müdür, bilmiyorum. Sanatta gerçeği gösterebilmenin tek yolu, onu gerçekten aradığınızı gösterebilmektir belki de.
Karşı Sanat Çalışmaları'nda açılan 'Pierre Bourdieu: Cezayir'de' başlıklı sergi, fotoğrafçıların fotoğrafın keşfedilmesinden bu yana, sanatçıların ise en azından 1960'lardan beri sanatın kendine özgü bir bilgi biçimi olarak gündeme gelmesiyle yoğun olarak ürettikleri 'görsel antropolojik' verilerden oluşuyor. 1962'deki bağımsızlık öncesi Cezayir'e dair dışarıdan bir gözün, 'içeriden' bir bakış sunan fotoğraflarını bir araya getiren sergide, bir ülkenin gerçek koşulları gözler önüne seriliyor. 2002'de ölen ünlü Fransız sosyolog Bourdieu'nun 1958-1961 yıllarında Cezayir'de gerçekleştirdiği saha araştırmalarının bir uzantısı olan bu fotoğraflar, kentsel ve kırsal alanlarıyla bir ülkeye dair ipuçları edinmek için bire bir. Bourdieu, görmek ve daha yakından görmek için; fotoğraf objektifinden bakmanın başka türlü bir keskin görüş sağladığını bilerek çekmiş bu fotoğrafları, belli. Bir estetik kaygı taşımadığı da belli: Bu fotoğraflara salt birer görsel veri, birer belgesel kayıt olarak; Bourdieu'nun sanat değil, sosyoloji yaptığını bilerek bakmalıyız. Bourdieu, fotoğraflarda gördüğü ve gösterdiği koşulları araştırırken, Cezayir'de gelenek ve gelecek arasındaki çatışmaları ve farklı toplumlarda modernleşme süreçlerinin yarattığı kültürel dinamikleri irdelemekteydi. İsmiyle özdeşleşen 'habitus' kavramı da işte bu fotoğraflarda gördüğümüz gibi, 'görsel sosyoloji' yaparak geçirdiği Cezayir yıllarının ürünüydü.
'Sosyal içerik'in ötesinde
'Pierre Bourdieu: Cezayir'de' sergisinde gördüğümüz Cezayir fotoğraflarında Cezayir'e ve Cezayirlilere dair son derece nesnel bir bakış açısı var; bunlar, alışık olduğumuz 'sosyal içerikli' fotoğraflardan değil. 'Öteki'ni göstermek adına Batılı gözün 'numuneleştirdiği' türde imgeler de değil bunlar. Bu alışılagelmiş kodlara uzak bir mesafede olmaları, Batılı olmayana dair gelenekselleşmiş görsel temsillerin sorgusunu da barındırıyor bana kalırsa, gördüğümüz bütün 'öteki' imgelerindeki öznel çerçeveleri düşünmemize yol açıyor. Bu fotoğraflar bir yandan da sanatçıların, özellikle fotoğraf imgesinin gerçekliği/kurgusallığıyla ve fotoğrafın çağımızdaki işlevi ve anlamıyla ilgilenenlerin sanatsal bir yöntem olarak antropolojik ve sosyolojik alanlara ne kadar yoğun bir eğilim gösterdiklerini hatırlatıyor. Bu yüzden olsa gerek, 'Pierre Bourdieu: Cezayir'de' sergisinin bir sanat galerisinde izlenmesi, sanatın günümüzde 'gösteri'nin ötesinde işlevleri olduğunu da hatırlatmış oluyor. Sergi 2 Haziran'a dek sürüyor.