Kent kazıları

Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde devam eden 'Tüm Şehir' ve Aksanat'ta açılan 'Megalopoller' sergileri, kent hayatının farklı cephelerine ayna tutan görülmeye değer çalışmaları içeriyor
Kent kazıları

Max Ernst’in ‘Tüm Şehir’ adlı resimler dizisinin üzerinden yüz yıla yakın zaman geçti; ünlü gerçeküstücü Ernst, 1930’lu yıllarda ‘grataj’ adı verilen bir yöntemle kazıyarak yaptığı o resimlerde karanlık kent manzaraları yaratmıştı. Kazıdıkça altından daha karanlık katmanlar çıkan o resimlerde her kentin yüzeyde gösterdiğiyle derinde barındırdığı arasındaki çelişkileri soyutlamacı bir biçimde ifade eden Ernst’in, Almanya’yı saran Nazi tehlikesine sezgisel olarak göndermede bulunduğu da söylenir. Kim bilir belki de öyledir. Kesin olan bir şey varsa o da Ernst’in yüzeyi ‘kazıma’ yöntemini, yani tekniğini, anlatıya hiç gerek kalmaksızın, bir yerin ruhsal arkeolojisinin metaforuna dönüştürebildiğidir.

Almanya’da kent yaşamı
Yıllar sonra, Almanya’da yaşayan altı fotoğrafçı, Almanya’dan yeni kent manzaraları sundukları bir sergide, Max Ernst’in ‘Tüm Şehir’ başlığını ödünç almışlar. Eva Bertram, Zoltan Jokay, Andreas Rost, Maria Sewcz, Ulrich Wüst ve Tomo Yamaguchi’nin fotoğraflarını bir araya getiren sergi, şu sıralar Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde sergileniyor. Küratörlüğünü Matthias Flügge’nin yaptığı sergi, her biri belgesel bir yaklaşım taşımakla birlikte bugünün Almanyası’nda kent yaşamına daha derinden bir algıyla bakabilme çabasını da duyuruyor. Günümüzün dijital manüpilasyonlu görsel dünyasında dümdüz fotoğrafla anlatılabileceklerinin sınırlarını sorgulayan, fotoğraf sanatının birincil anlatı işlevinin kent görünümü olduğu iddiasını taşıyan serginin Ernst’e göndermede bulunduğu nokta ise o ‘kazıma’ metaforu. Fotoğrafik bakışı, görünenin ardındakini gösterebilen bir ruhsal kazı süreci olarak yansıtan bu fotoğraflarda her şey Ernst’in resimlerinde olduğu gibi önce ‘yüzeyde’ algılanıyor. Donuk, sıradan görüntülerin arkasındaki dünyayı algılayabilmek için biraz daha uzun bakmak gerekiyor. Sergide Eva Bertram’ın ‘Barikatlar’ dizisi kapsamında sıradanı sıradışı gösterebildiği fotoğraflarıyla, Tomo Yamaguchi’nin kent sakinlerinin yaşam alanlarına ayna tuttuğu ‘Berlin Sakini’ dizisi özellikle oyalayıcı; her iki fotoğraf dizisi de fotoğrafçıların kendi zihinsel oyunlarıyla izleyenin tahminlerinin iç içe geçen oyunlu bir seyirlik sunuyor.

Paris banliyölerindeki yıkım
Kentte görsel kazı deyince, Aksanat’ta açılan ‘Mounir Fatmi’ sergisi de bu bağlamda değerlendirilebilir. Yaşamını Paris’te sürdüren, uluslararası birçok sergide adına rastlanan Faslı Mounir Fatmi, son dönemin ilginç sanatçılarından biri. Resim, heykel, video, enstalasyon gibi birçok alanda üretimi olan sanatçının ‘Megalopoller’ başlıklı sergisi, ‘uygarlığın’ ölçütü olarak kent yaşamının farklı cephelerine ayna tutan işlerden oluşuyor. Aksanat’taki sergide Paris’in banliyölerindeki yıkım sahnelerini gösterdiği ‘Sans anesthesie’ (Anestezisiz) özellikle ilginç; yıkım sahneleri bir ameliyata benzetilerek çekilmiş. Uzun uzun izlediğinizde, aslında düpedüz yıkım görüntüleri ama, yıkım makinesinin ağzından dumanlar saçan bir canavara dönüştüğünü, yıkım sahnelerinin içinizi acıtmaya başladığını duyabilirsiniz!

Fatmi de Ernst gibi kenti ‘kazıyabiliyor’, çünkü izlediğimiz banliyö görüntülerinde kenti dinamitleyen karanlık faktörleri hissettirebiliyor. Küratörlüğünü Ali Akay’ın yaptığı ‘Megalopoller’ sergisinde Fatmi’nin iyi bilinen işlerinin çeşitli versiyonları da yer alıyor: Hem bir bellek simgesi hem miadı dolmuş bir teknoloji simgesi olarak kullandığı VHS kasetlerle yaptığı duvar enstalasyonu ya da Deleuze, Foucault, Baudrillard gibi zamane filozoflarının isimlerinin yazılı olduğu baretli enstalasyonu gibi...
Bir düşünce, bir tahayyül, düşünceden pratiğe uzanan insan yapımı bir kültürel ‘organizma’ olarak kent ve yapısökümü... Kısacası, Mounir Fatmi’nin sergisi de farklı bağlamlarda birer kent kazısı oluşturuyor. Max Ernst’in resim yüzeyini kazıdığı resimlerinden video ve fotoğraf gibi araçlarla yapılan daha kavramsal kazılara uzanan günümüz sanatına uzanan süreçte tekniklerin, yöntemlerin, anlatım biçimlerinin değiştiği kesin; değişmeyen şey ise galiba sanatçıların yaşadıkları yerleri görme, sezme biçimleri. ‘Tüm Şehir’ de ‘Megalopoller’ de görülmeye değer iki sergi.