Koleksiyonun kadar konuş!

Avrupa'daki en büyük kurum koleksiyonlarından biri olan UniCredit Group'un koleksiyonundan önemli eserlerin yer aldığı bir seçkiyle, Yapı Kredi'nin koleksiyonundan çeşitli yapıtları bir arada sergileniyor

Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’ndeki ‘Past Present Future’ (Geçmiş/şimdi/Gelecek) önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, Avrupa’daki en büyük kurum koleksiyonlarından biri olan UniCredit Group’un koleksiyonundan bir seçkiyle, Yapı Kredi’nin koleksiyonundan çeşitli yapıtları bir araya getiriyor. Sonuç, 16. yüzyıldan günümüze, portrelerden manzaralara, natürmortlardan gündelik hayat betimlemelerine dünyadaki sanatsal üretimin çeşitli safhalarından nitelikli birçok örneği bir araya getiren kapsamlı, zengin bir sergi. Başlığının da işaret ettiği gibi, geçmiş ve şimdi arasında bir değer ayrımı gözetilmeden düzenlenmiş; hatta bu yan yana duruşun geleceğe yönelik işaretlerini de barındırıyor içinde.
Ne de olsa sanatçı, ne zaman ve nerede yaşamış olursa olsun, bu sergideki altbaşlıklar içinde hayal ediyor, düşünüyor ve yaratıyor ve gelecekte de yine muhtemelen o başlıklar içinde hayal edecek, düşünecek, yaratacak: Geçmişe bakacak (Klasik Üzerine); güzelliğin peşine düşecek (Yüce ve Pitoresk); yaşadığı yeri gözlemleyecek (Metropolis); ruhunun dış kabuğunu tanımaya çalışacak (Beden Dili); kendine ve bir başkasına daha yakından bakacak (Yüz Yüze); içgüdülerini, dürtülerini sorgulayacak (Arzunun Nesneleri); tüm bunlara zihinsel bir şekil vermeye, bir biçim kazandırmaya çalışacak (Geometri Üzerine).
Bu sergideki ortalama dört yüz yıllık zaman sürecine baktığımızda da gördüğümüz gibi bu uğraşların peşinde bambaşka şekiller, görüntüler çıkacak ortaya ama, insanın temel arayışları, kaygıları hep devam edecek. ‘Past Present Future’ sergisi, bu açıdan, sanatın tarihini radikal kopuşlar üzerinden yorumlamak yerine belli temalar içinde süregiden bir üsluplar dönüşümü olarak yeniden okumayı öneren yaygın trendi benimsiyor, izleyiciye bu anlamda oldukça eğitici bir görsel kültür kronolojisi sunuyor. 

Karşılaştırma fırsatı
Bu tür sergileri gezmenin en zevkli tarafı, o kronoloji içinde karşılaştırmalar yapmak, sanatçıların görme biçimlerini karşılaştırmaktır. Tabii bu açıdan bakınca kültür endüstrisini yönlendiren bireysel deha ya da kişisel üslup vurgusu biraz zayıflar; Kandinsky’nin deyimiyle, sanatçıların ‘kendi zamanının, çağının ürünü’ olduğu düşüncesi ağırlık kazanır, bireysel üsluplar yerine zamanının aynası olarak yapıtlar ön plana çıkar. Örneğin bu sergide de izlediğimiz gibi, Paul Brill’in 17. yüzyıl manzarasıyla Daubigny’nin 19. yüzyıl manzarası açısından amaç ve sonuç açısından çok büyük bir fark var ama her ikisi de 1980’li yıllara tarihlenen ve biri tuval üzerine yağlıboya resim, diğeri fotoğraf olmasına rağmen Gerhard Richter ile Andreas Gursky arasındaki mesafe daha kısa. Çünkü Gursky de Richter de özünde fotoğraf ve resim arasındaki ilişkiyi sorguluyorlar; temelde bir manzarayı değil, çağımızın görüntü yaratma biçimlerini irdeliyorlar, yapıtın teknik kurgusu değil ama anlam kurgusu açısından birbirlerine yakın duruyorlar. Ama sergideki karşılaştırmalar bununla bitmiyor. Örneğin sözü edilen bu doğa manzaralarını, kent manzarala-rıyla karşılaştırabilirsiniz: Balthasar Burkhard’ın 1999 tarihli kent manzarasındaki geometrik düzen ile Ryuji Miyamoto’nun Kobe depremi dizisinde insan zihninin yarattığı geometrinin bozgununa bakabilirsiniz. Wolfgang Tillmans’ın New York kent yaşamından gündelik, anlık bir sahneyle, Ferhat Özgür’ün Ankara varoşlarındaki gündelik varoluşun anlamını göstermek üzere kurguladığı sahneler arasındaki farkı arayabilirsiniz.
Düzen ve karmaşa arasındaki gerilim ayrıca Hermann Nitsch’in dürtüsel patlamalarındaki soyuta ya da Heimo Zobernig’in soyut renk geometrilerine götürebilir sizi. Ama bu gidişle bu gezi bitmez... dediğim gibi, sergi zengin, Baselitz’ten Candida Höfer’e, Osman Hamdi’den Aydan Murtezaoğlu’ya, Andy Warhol’dan Erwin Wurm’e, Valie Export’tan şükran Moral’a... görecek çok şey var sergide.
‘Past Present Future-UniCredit Group Koleksiyonu’ndan Bir Seçki’ 7 Ocak 2011’e kadar Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde.

Koleksiyonlar şirketlere tanınırlık ve prestij kazandırıyor
Past Present Future’ sergisinin ayrıca düşündürdüğü bir başka konu da dünyada kurum koleksiyonculuğunun dünü, bugünü, geleceği. Bilindiği gibi günümüzde, yalnızca sanat sponsorluğu değil bizzat sanat koleksiyonculuğu bir şirketin kurumsal kimliğinin vazgeçilmez unsuru sayılıyor. şirketler bu şekilde hem yerel hem uluslararası tanınırlık ve prestij kazanıyorlar, kurumsal imajlarını bu şekilde şekillendiriyorlar. Son elli yılın dikkat çeken bir olgusu olan bu eğilimi bazıları yeni bir Rönesans olarak nitelendiriyor; gerçekten de günümüzün önde gelen sanat ‘hamileri’ artık devlet ya da bireysel koleksiyoncular değil, büyük şirketler. Üstelik tıpkı geçmişte olduğu gibi, büyük bütçeler karşılığında yalnızca satın alma değil, ısmarlama da söz konusu: Bunun için Tate Modern’deki Unilever serisini akla getirmek yeterli. Günümüzde koleksiyonu olmayan birçok şirketin hemen bir bütçe ayırıp, bir küratör tutup bir-iki yıl gibi kısa sürede büyük bir koleksiyon oluşturma yoluna gittiğini de görüyoruz. şirketlerarası bu rekabet, ‘koleksiyonun kadar konuş!’ şeklinde özetlenebilir! Bugün pek çok kurum koleksiyonunun müze koleksiyonlarıyla yarışır bir birikime sahip olduğunu, iflas etmedikleri sürece de bu koleksiyonların giderek büyüdüğünü de söyleyebiliriz. UniCredit Group koleksiyonu ise, çeşitli banka koleksiyonlarının birleşiminden doğmuş bir koleksiyon olarak kapsadığı zaman dilimi, tematik çeşitliliği ve niteliği açısından görmeye değer bir koleksiyon olarak dikkat çekiyor.