Türk sanat tarihini yazmak için...

İlki 2001 yılında Türkiye'ye yeni bir modern sanatlar müzesi kazandırmak amacıyla İstanbul Sanat Müzesi Vakfı'nın girişimiyle açılan 'Modern Türk' sergisi...

İlki 2001 yılında Türkiye'ye yeni bir modern sanatlar müzesi kazandırmak amacıyla İstanbul Sanat Müzesi Vakfı'nın girişimiyle açılan 'Modern Türk' sergisi, 1950'lerden 2000'e uzanan süreci değerlendirmeye çalışmış; böyle bir müzede hangi sanatçıların yer alabileceğine dair bir 'panorama' sunmuştu. Hatırlayabildiğim kadarıyla epey tartışma da yaratmıştı. Sıradan bir grup sergisi olsaydı o denli tartışılır mıydı; sanmıyorum. Mesele, elbette ki, gelecekteki 'müze' iddiasıydı. Kimin, hangi yapıtla ve neden girdiği ve o sanatçıyı/o yapıtı kimin hangi gerekçeyle dahil ettiği, o zaman elbette ki daha büyük önem kazanıyordu.
Müze tartışmalı bir olgu
Günümüzde müze kavramının kapsamı birbirinden ilginç uygulamalarla belki son derece genişledi; ancak müzenin bugün de 'sanat ve bilime yarayan nesnelerin halka gösterilmek için sergilendiği yer' olduğu gerçeği değişmedi. Halka neyin gösterileceği, öyle küçümsenir bir mesele değil. Bu, tarihsel süreçte neyin 'görünür' kılınacağına karar vermek, başka bir deyişle 'tarih yapmak' demek. Dolayısıyla 'müze', zaten baştan tartışmalı bir olgu.
Ülkemizde ise, iyice çetrefilli bir konu. Neden? Çünkü 'resmi' modern sanatlar müzemiz bile (İstanbul Resim Heykel Müzesi), açılalı 70 yıl olmasına rağmen, koleksiyonunu tam anlamıyla tarihsel bir temel üzerinden sunabilmiş değil. Yeni açılan müzeler ise, unutulmamalı ki sonuçta birer 'koleksiyon'. En iyi koleksiyon bile, sonuçta kişisel bir bilgi ve beğeni birikimi. Kişisel koleksiyondan müze olmaz mı? Olmaz mı, elbette olur. Pek çok müzenin özünü zaten bu tür koleksiyonlar oluşturur.
'Türkiye'nin modern sanatlar müzesi' olmak iddiasıyla yola çıkan herhangi bir girişiminse, bunu tek bir koleksiyonla yapamayacağı açık. Bunu görebilmek için yeni açılan müzelerin koleksiyonlarını, özel koleksiyoncuların birikimlerini ve sanatçıların kendi koleksiyonlarını şöyle bir gözden geçirmek yeterli. Türkiye'nin 'modern sanat tarihi' dört bir yana dağılmış durumda. Bu tarihin her dönemini hakkıyla, Türkiye'nin geçirdiği tarihsel süreçlerle bağlantı içinde, her dönemi temsil eden doğru yapıtlarla ve sanatımızın hak ettiği gibi, izleyicide heyecan yaratacak şekilde sunulabilmesi için farklı birikimlerin en azından müzelerin öncülük edeceği çeşitli yollarla (belki ortak sergilerle) bir araya gelmesi, değerlendirilmesi gerek.
Mesela: Nuri İyem'in soyuttan figüratife keskin dönüşümünü, 1960'ların soyut-figüratif kavgasını odağa alarak göstermek, aslında bir müzenin işlevi değil mi? Cihat Burak'ın 'yerel' kavramına nasıl farklı anlamlar yüklemeye başladığını biz müzede değil de nerede göreceğiz? Yüksel Arslan'ın 1955'te açtığı sergilerinin psiko-erotik içeriği ve yeni biçim-malzeme arayışı kendi döneminin sanat ortamına bir bomba gibi düşmüşse, o halde biz neden bunu müzede görerek öğrenemiyoruz? Altan Gürman'ın 1967'de sergilediği manzaraları, Balkan Naci'nin 1971'de bu coğrafyanın geleneksel görsel verilerini sorguladığı 'aykırı' işleri neden bugün hak ettiği ölçüde gözümüzün önüne gelmiyor?
Nitelikli örnekler
'Modern Türk' sergisinin şu sıralar Tophane-i Amire'de açılan ikincisi, bu tür konuları düşünmek, büyük bir 'müze' hayal etmek, bir müze için belli bir koleksiyon politikasına sahip olmanın, koleksiyon sunumunun ve tarihsel sorumluluğunun önemini düşünmek için birebir. Beş farklı koleksiyondan derlenen bu sergi, Türk resminde 1950-1970 arası dönemi temsil edebilen son derece nitelikli örnekleri bir araya getiriyor. Bugünün isimlerinin, neden isim olduğunu ortaya koyan örnekleri gösterebilmesi, bir dönemin Balaban gibi 'isim'lerini hatırlatması, sergilenen yapıtlara önemli bir nitelik kazandırıyor. Adnan Çoker'in Mavi Soyut'u, Devrim Erbil'in İstanbul'u, Nuri İyem'in, Ferruh Başağa'nın soyutları, Özdemir Altan'ın Sinek Kralları, Yüksel Arslan'ın İnsanlı Günler'i o dönemden Zeki Faik, Cihat Burak, Sabri Berkel.. çok sayıda örnek, bir döneme dair hakkıyla ipuçları verebilen bir kesit oluşturuyor.
Bu beş koleksiyonu yan yana getirip bir müze açsanız olur muydu, fena olmazdı, ama bu müze de 'Türkiye'nin modern sanat müzesi' olamazdı, bunu da belirtelim. Hiç heykel olmaması bir yana, bu kez de 1950-70 döneminden başka müzelere, koleksiyonlara dağılmış eksikler dikkat çekerdi. Bütün koleksiyonlar birleşemeyeceğine göre, iş izleyiciye düşüyor! Türk resmine meraklı sanatseverler, bu sergiyi kaçırmasınlar. İdeali, bir gün ayırıp, bu sergiyle birlikte hem İstanbul Resim Heykel Müzesi'ni (gerçi şu sıralar kısmen restorasyonda) hem İstanbul Modern'i ziyaret etmek. 'Modern Türk-2'deki resimlerin kapalı kapıların ardında kalmaması, kısa bir süre için de olsa izleyiciyle paylaşılmasına sevinmemiz gerek. 27 Haziran'a kadar.