Acınızın hayaletine ayna tutun

Çektiğiniz acılar gerçek mi, yoksa bir yanılsama içinde misiniz?

Çektiğiniz acılar gerçek mi, yoksa bir yanılsama içinde misiniz?
Fantom uzuv sendromu, insan bedeninin en çok merak edilen sırlarından biridir.
Kaybedilen bir kol ya da bacak, nasıl olur da varmış gibi ağrımaya devam eder?
Bir hayalet uzuv, neden ve nasıl fiziksel acı verir bize?
Artık bu sorunun tam cevabını bulmaya çok yaklaştık.
Tedavisini bile geliştiriyoruz.
Fakat ya kaybedilen bir sevgilinin, bir şehidin, bir anne, bir evlat ya da bir eşin ardından kalplerimizin sızlayıp durmasını...
İçimizdeki yürek sancısının bir türlü geçmemesini, ıstırabımızın dinmemesini de çözebilecek miyiz?
Bir gün çare bulacak mı buna da, doktorlar?
***
Biz homo-sapiens’ler, kafasının içinde ayna taşıyan bir türüz.
Zaten öğrenme yeteneğimizi de bu ‘ayna nöronları’ sayesinde geliştirdiğimiz söylenir.
Düşündüğümüzü düşünebildiğimiz için diğer türlerden farklıyız.
Şimdi, tekamül merdiveninde bir basamak daha çıkıyoruz.
Kendi kendini kandıran, kendi beynini aldatabilen bir bilinç aşamasına doğru ilerliyoruz.
Dünkü Hürriyet’te gördüm önce, Bilim ve Teknik Dergisi’nde ilginç bir makale yayınlanmış.
Alıp, okudum hemen.
Iowa Üniversitesi’nden Prof. Bahri Karaçay imzasını taşıyor.
Kaliforniya Üniversitesi, Beyin ve Bilinç Merkezi’nde yapılan bir çalışmanın sonuçlarından
haberdar ediyor bizi.
Irak savaşı gazilerine uygulanan ‘ayna tedavisi’, başarılı olmuş.
Mayın patlamasında, bombardımanda ya da düşman kurşunuyla vücuttan kopmuş uzuvlar, yıllar sonra bile acı veriyormuş askerlere.
O yaralı uzvun hayaleti, beyinden gitmiyor; sanki oradaymış gibi dayanılmaz ağrılar çektiriyormuş.
Keşfedilmiş ki beyin, uzva gönderdiği komut sinyallerine karşılık bulamadığından ağrı hissediyor...
Bu yüzden o acı hatıranın hayaletini, hafızasından kazıyamıyormuş.
Öğrenilen acıyı beyinden silmenin bir yolunu bulmuşlar, buradan hareketle.
***
Tedavi, görsel aldatmacaya dayanıyor.
Seanslar boyunca ayna tutuyorlar askerlere...
Kopan kolu, aynanın arkasında saklayıp, oymuş gibi sağlam kolu gösteriyorlar beyne.
Ayna önünde, canlı kolu oynatıyorlar.
Bir süre sonra beyin ikna oluyor, aldanıyor yani.
Komut verince, hayalet uzvun hareket ettiğini sanmaya başlıyor.
Dayanılmaz ağrılardan kurtuluyor, siliyor acılarını, hayalet şikayetlerini.
***
Aynı şeyi, ruhumuzdan kopan parçalar için de deneyebilir miyiz?
Unutabilir miyiz, kaybedilen sevgililerin acısını?...
Sağ kalanları, hayatta olanları koyabilir miyiz onların yerine?
Ayna tedavisi, işe yarar mı; teselli bulur mu kalplerimiz?
Şehitlerimizin acısını pankart yapıp yüzümüze tutmak yerine, henüz kaybettiklerimizin
aynadaki aksini göstermedik ki kendimize hiç!...
Bir denesek, ne kayberiz!...

Oktay Vural’ın cevap hakkı
Dünkü ‘Hey gidi Rasih Efendi’ başlıklı yazım üzerine, sabah erkenden MHP’li Oktay Vural aradı.
Meclis kürsüsünden bana değil, muhalefetin 10 Kasım polemiğini ‘hurufiliğe’ yoran AK Parti’li Bekir Bozdağ’a cevap vermiş.
Konuşmasındaki ‘Erdoğan’ın harfleri’ ve ‘danışılacak hurufi’ göndermeleriyse, doğrudan banaymış bana olmasına...
Lakin Ergun Poyraz’dan almamış ilhamını, kara propaganda kastı da yokmuş.
Mecazı, gerçekle karıştırdıklarını söyledim ben de...
Baktım, MHP ile AK Parti sözcüleri arasındaki siyasi polemiğe malzeme olmuşum...
Makul izahlar aramak da, konuşmayı uzatmak da anlamlı gelmedi o yüzden.
Oktay beyin açıklamasını sizlere duyurmakla yetiniyorum...