Adalar muhafazakârlaşıyor mu?

Bunun yersiz bir soru olmadığını anlamak için, orada olmalıydınız. Adaları, muhafazakârlığın fethe giriştiği coğrafi bir 'öteki' olarak düşünmeyin.

Bunun yersiz bir soru olmadığını anlamak için, orada olmalıydınız.
Adaları, muhafazakârlığın fethe giriştiği coğrafi bir ‘öteki’ olarak düşünmeyin.
Büyük kültür havzamızda mazisi, geleneği olan...
Zihinsel bütünlüğümüzün bir parçası gibi bakın.
Ama bastırılmış, baskılanmış, geriye itilmiş bir parça.
Adına ‘azınlık’ dediğimiz bu cüz’ümüz, şimdi açılım bekliyor.
Lakin ne sağdan ümidi var, ne soldan.
Kurtarıcı olarak, sadece muhafazakâr siyaset umut veriyor.
***
Bizzatihi kendisi başlı başına açılım sayılacak bir buluşma için, Büyükada’dayız.
Anadolu Kulübü’nün bahçesinde uzunca bir protokol masası kurulmuş.
Ortasında, Başbakan Erdoğan oturuyor.
Hemen sağında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, solunda Kezban Hatemi...
Lozan’daki azınlık cemaatlerinin temsilcileri de, onlarla aynı masayı paylaşıyor.
Heyetteki diğer bakan ve milletvekilleri, davetlilerin arasına karışmış.
Yemekte etrafı gözlüyorum.
İlk intibaım şu;
Evet, Türkiye sınıf atlıyor.
Düne kadar kavgasız, gürültüsüz konuşulamayan sorunlarını aşmaya hazır.
Mecalsiz, çaresiz bakınmıyor kimse.
Demokratik açılım şemsiyesi altında, kendilerine de yer olduğunu hissediyorlar.
Onlara bu duyguyu veren, muhafazakâr bir Başbakan.
Tutuculuk, gericilik, yobazlık, bağnazlık gibi her ne marazi sıfat varsa, yüzyıldan fazladır boynuna asılagelen muhafazakârlığın siyasi temsilcisi.
Bunu doğru okumalıyız.
Değişim, tek yönlü, tek taraflı
değil.
AK Parti, muhafazakâr
demokrat bir siyasi kimlikle ortaya çıktıysa da...
Aradan geçen 8 yılda, yeni bir muhafazakârlık inşa etti.
O kötü sıfatların üzerine yapışmadığı, yapıştırılamadığı bir muhafazakârlık...
Ben buna, ‘yeni muhafazakârlık’ diyorum.
***
İlerici solun da, milliyetçi sağın da henüz bu vasata uyum sağlayamadığını görüyoruz.
Hâlâ eski klişelerle konuşuyorlar.
Demokratik açılım karşısında takındıkları tavır, bu gerçeği acı bir şekilde yüzümüze vuruyor.
Dünkü Vatan’da Zülfü Livaneli ile Taraf’ta Ahmet Altan, aradaki farkın nasıl açıldığını anlatıyorlardı.
İşe bakın ki muhafazakârlık, Türkiye’nin değişen, ilerleyen, çağdaş yüzünü temsil ediyor.
Bağnazlık, gericilik, yobazlık, tutuculuk yakıştırmaları da, onları yıllarca bila bedel kullananların üstüne kaldı.
Sağ ve sol, sağını solunu ayırt edemez bir halde.
Koordinatlar değişti, toplumsal merkez başka bir yere kaydı; onlar, eski pozisyonları tutmaya devam ediyor.
Sonuçta Türkiye’nin önünü açan vizyonu, muhafazakâr siyaset geliştiriyor.
Bu konuda neredeyse tekel bile oluşturdu.
Büyükada buluşmasıyla...
Başbakan Erdoğan, sorun olarak tanımladığımız müzmin bir alana daha girmiş oldu.
Bir sorunlu alan ki, bütün diğerleri gibi çözüme açılmayı bekliyor.
Talep, doğuştan insan onurunun ayrılmaz parçası sayılan haklar için...
Eşitlik, adalet ve hürriyet, bunu sağlamaya yeter.