Ahmedinejad'dan nafile bir mektup

Onun akıbeti, Chavez'inkine benzer mi? Bu dünyada iki çılgın popülist olarak birlikte haşrolacakları kesin.

Ahmedinejad, Papa Francis’i tebrik etti. Molla rejiminin başından Katolik âleminin başına yollanan herhangi bir mektubun haber değeri büyük olurdu. Velev ki içinde büyük laflar edilmemiş olsun.

Kaldı ki bu Papa Arjantinli, yani tarihte bir ilk. Vatikan’ın, Latin Amerika’daki Katolik kilisesiyle ideolojik ihtilafını sonlandırabilir. İncil’i soldan yorumlayan Kurtuluş Kilisesi’ne ve devrimci ilahiyatına bir selam da olabilir seçilmesi.

Araları düzelsin düzelmesin, her halükârda Latin solunun mümin kitlesini etkileyecek bir gelişme. ABD karşıtlarının faydasına mı zararına mı dokunacak?

Ahmedinejad, imayla dahi olsa Vatikan’daki değişimin tarihsel ve siyasi anlamına değinmiyor mektubunda. Ama değinse ne yazar!

Chavez’in tabutuna sarılıp ağladıktan sonra artık ne yapsa ilgi uyandırmayacak. Çıtayı o kadar yukarı çekti ki bundan böyle girişeceği hiçbir atraksiyon onun üstüne çıkamaz.

Chavez’in, İmam Mehdi ve İsa Mesih’le birlikte yeryüzüne geri döneceğini söyleyerek sözünü de ucuzlatabileceği kadar ucuzlattı. İçindeki Mehdi kompleksi açığa çıktı çıkalı, ciddiyetinden çok şey kaybetmişti zaten. Artık sözünün değeri hiç kalmadı. Ülkesinde cinci, büyücü bir şarlatan gibi alay edilirken ne dese ciddiye alınmayacak.

Ahmedinejad örneği, yakayı popülizm çılgınlığına kaptıran liderlerin varacağı yeri göstermesi açısından ibretlik.

Akıbeti, Chavez’inkine benzer mi? Öbür dünyalarını bilemeyiz, fakat bu dünyada iki çılgın popülist olarak birlikte haşrolacakları kesin. Amerikan düzenine kafa tutmayı abartıp şirazesinden çıkardılar. Başdüşmanlarını bütün kötülüklerin arkasındaki deccal, kendilerini ise göksel kurtarıcı zannetmeye başladılar.

Diyeceksiniz ki onları sevenler de var. Evet, eğlenceli oldukları doğru. Ama bazılarına tatlı gelseler de tatlı kaçıklar sonuçta.
Muhammed Hatemi’yi hatırlayın. Ahmedinejad’dan daha mı az popülerdi, daha mı az seviliyordu? Hayır. Ama kime sorsanız çok daha saygındı.

Hatemi zamanında da Amerika ‘büyük şeytan’dı, şimdi de... O zaman da Amerikalılar nezdinde İran, ‘şer devleti’ydi, ‘haydut devlet’ti. Şimdi de öyle.

Fakat Hatemi’yle Clinton, birbirlerine ağızlarını bozmadan seslenebiliyorlardı. Medya üzerinden konuşuyor, el altından mektuplaşabiliyorlardı.
Hatemi’nin gölgesi ağırdı. Sözünün bir vakar ve ciddiyeti vardı. Amerika’yla diyaloğu, tabu olmaktan çıkardı. CNN mülakatı, Batı medeniyetiyle ilişkilerde çığır açan bir devrimdi. Amerikan halkına hitabı, olgun tonu ve felsefi derinliğiyle bütün dünyada yankı bulmuştu. İran’ın siyasi itibarına itibar katan bir vesika olarak tarihe geçti.

Bir devlet ve bir dava adamı olarak Ahmedinejad’ı kaale alan kim? Ucuz popülizmin adamı düşürdüğü hale bakın. Çizgi roman kahramanı gibi. Matrak olmasına matrak ama saygınlığı yok. 

İstanbul Barosu’nda bir Deki

İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal, Olağanüstü Genel Kurul’da meslektaşlarına birlik çağrısı yapıyor. Avukatlık mesleğinin onuruna saldıranlara karşı ideolojik kamplaşmaları bırakıp birleşelim çağrısı. Ardından, konuşmasını Nâzım Hikmet’in dizeleriyle hitama erdiriyor. Necip Fazıl’dan da iki dize okusa ideolojik ezberinden sapacak. Fakat Allah’tan, incileri dökülmesin diye buna tenezzül etmediği için layıkıyla haftanın Bay Deki’si oluyor.