Ahmet Altan ile Alfred Hitchcock

Asuman Kafaoğlu Büke'ye bir kez daha katılmadan edemiyorum. Çünkü Ahmet Altan, Hitchcock'un aksine sadık okurunu hayal kırıklığına uğratmamak gibi bir kaygı taşıyor.

Alfred Hitchcock tarzını değiştirdi, ortaya Sapık gibi bir film çıktı. Gerilim sinemasının başyapıtlarından biri.

Ahmet Altan tarzını korudu, ortaya iyi romanlarından biri daha çıktı. Farkı fark ettiniz mi?

Son Oyun, eleştirmen Asuman Kafaoğlu Büke’nin Radikal’deki başlığıyla “Tam bir Ahmet Altan romanı.”

Tam da burada bir sorun var sanki, yani yazarın ‘tam bir Ahmet Altan romanı’ daha yazmasında. Üstelik 8 yıl gibi uzun sayılacak bir aradan sonra.

Yanlış anlaşılmasın, Asuman Kafaoğlu Büke’ye aynen katılıyorum. Katılıyorum derken Ahmet Altan’ın, günlük gazete yazılarından romancılığa dönmesini ben de mühim bir edebi kazanım sayıyorum. Yeni romanı beni de sevindirdi, ben de çok beğendim, ben de çok başarılı buldum, okurken müthiş keyif aldım.

Roman hakkındaki şu tespitleri de paylaşıyorum:

“Son Oyun, tipik bir Ahmet Altan romanı diyeceğim, tam okurlarının özlediği türden. Kadın-erkek ilişkilerini merkeze alan, sağlam kurguya sahip ve her zamanki gibi akıcı. Başka deyişle teması, kurgusu ve diliyle belki de en iyi Ahmet Altan romanı örneği.”

Asuman Kafaoğlu Büke üzerinden gidiyorum, çünkü aynı şeyi ben söylersem kişisel saiklerle hareket ettiğime yorulabilir, başka yerlere çekilebilir.

Son Oyun, övgüyü hak ediyor elhak. Ama Büke’nin methiye sadedinde dile getirdiği hakikatlerin sorunlu bir yanı da yok mu?

“Altan’ın romanlarında beni tek rahatsız eden şey, kadınlarla erkeklerin kişilik yapılarını bu denli farklı kılması olur. Kadınların hepsinin ‘kadınsı’, erkeklerin de ‘erkeksi’ özelliklerle donatılmış olmaları fazla kalıplaşmış gelir. Bunu yaparken asla kadınları aşağılamaz ya da erkeklerin dünyasını yüceltmez ama bu denli keskin çizgilerle ayrılmış kadın/erkek karakteri bana pek inandırıcı gelmez. Tanrının romanı mı böyle yazılmış, yoksa Ahmet Altan’ın romanı mı, düşünmeliyim bu konuyu.”

Ben, bu düşünme eylemini bir adım daha öteye götürelim diyorum.

Gösterimi devam eden Hitchcock filmini seyrettiniz mi mesela?

Kült sinemacı, aşağı yukarı Ahmet Altan yaşlarında. Son filmi yine sükse yapmış, eleştirmenlerden övgü yağıyor. Geride 40 küsur filmi var, artık sinemada bir Hitchcock tarzından söz ediliyor.

Fakat Hitchcock usta mutsuz, tatmin etmiyor bu kadarı. “Tarz dedikleri, daha önce yaptıklarını bir daha yapmaktır” diye hayıflanıyor.

Sapık filmi, tekrara düşmekten sıkılan büyük bir ustanın arayışından doğuyor velhasıl.

Hitchcock, kendini tekrar etmekten hoşlanmıyor. Sadık izleyicisini şaşırtmak gibi bir derdi var. Alışılagelen tarzının dışına çıkarak seyircisini sarsmayı amaçlıyor.

Asuman Kafaoğlu Büke’ye bir kez daha katılmadan edemiyorum. Çünkü Ahmet Altan, Hitchcock’un aksine sadık okurunu hayal kırıklığına uğratmamak gibi bir kaygı taşıyor. Onları ürkütüp kaçırmak istemiyor. Bedeli de kendi tarzını tekrar edip durmak.

Hülasası şudur: Ahmet Altan’ın önceki romanı, ‘En Uzun Gece’ydi. Yeni romanı, daha uzun bir geceyi anlatıyor.

İşte tam da bu sebeple, yani “Tam bir Ahmet Altan romanı daha” yazdığı için, en tarz Bay Deki’miz oluyor. Bin yaşasın!