Ahmet Kaya şarkılarıyla CHP yazıları

Yasadışı kayıtlar, pespaye iftiralar, şantaj kasetleri, özel hayat arşivleri... Kepazelik diz boyu, rezaletin biri bin para.

Darağacına giderken öptüğü kızları hatırlayan, tabancasını helada unutan, sevgiliye inat her gidişte kafasına sıkan, adı bahtiyar kendi ihtiyar asi bir gençliğe söyledi şarkılarını. Doğum günlerinde karakola düşürdü şen kutlamaların yolunu; aşk namelerine cop sesleri karıştırdı; ayrılıkların içinden yanık kurşun kokuları geçirdi; özlemdi, hüzündü, neşeydi demeden ağlaştı; beladan hiç kurtulmadı bestelerinin başı.
Derdi neydi rahmetlinin de protest olanını seçti müziğin? Yok muydu bu işin düzü?

Mehmet Akif’in viranesi
İsrail’de yerel radyo kanallarından herhangi birini açın. Sevda türküleri bile askeri marş ritmiyle okunur orada; notalar sert, sözler barut, bıçak gibi keskindir sesler. Hayat bir savaş halini aldığında, onun katılığına bürünür müzik, dayanma gücü vermek için. Coşkuyla tempo tutarak yapar bunu.
İstiklal Marşı’nın kabulünün 90. yıldönümü bugün. Sevdiğim sesler, bu akşam Maslak’taki TİM Gösteri Merkezi’nde 11 farklı bestesini seslendirecek. Dinlemeye gidecekler arasındayım, ama okuduğunuz yazıdaki asıl konum yine CHP.
Dönüp dolaşıp lafı CHP’ye getirmemi yadırgamayın sakın. Nedenini, Mehmet Akif’ten bir dörtlükle anlatayım size.
Şöyle der İstiklal Marşımızın şairi: “Viranelerin yasçısı baykuşlara döndüm/ Gördüm de hazanında bu cennet gibi yurdu/ Gül devrini bilseydim onun bülbülü olurdum/ Ya Rab, beni evvel getireydin ne olurdu!”
Ben de, mesleğin cerahat içinde yüzdüğü günlere kaldım. Ne yazabilirdim ki başka?

Gandigate skandalı
İklim Bayraktar adlı Oda TV muhabirinin Kılıçdaroğlu’yla görüşmesinden çıkan şantaj skandalını biliyorsunuz. Taraf gazetesi, ABD başkanlarından Nixon’u istifaya götüren ‘Watergate Skandalı’na benzetti haklı olarak ve ‘Gandigate’ adını verdi bu olaya.
Çünkü Nixon, yasadışı yollarla siyasi rakiplerini dinletmişti. Kılıçdaroğlu da, ister Baykal’ı ister bir AK Partiliyi hedef alsın, siyasi rakiplerinin mahremini gizlice kaydetmeyi amaçlayan bir şantaj tuzağının parçası oldu. Benzer bir skandal, Amerikan başkanını koltuğundan etmişti, oysa Kılıçdaroğlu ‘bana mısın’ demiyor.
Baykal, neden o kadınla görüşmeyi hemen kesip komplo hazırlığından kendisini haberdar etmediğini soruyor. Kılıçdaroğlu, ciddiye almadığı için Baykal’ı rahatsız etmek istemediğini söylüyor. “Hem kadın tuzağına çekilecek kişi Baykal değil, bir AK Partiliydi” diyor. Siyasi rakibine şantajı meşru görüyor, mübah sayıyor yani. Bu da makbul bir savunma oluyor. Vay vay vay!..
Hızını alıp orada kalsa gene iyi. Fakat Kılıçdaroğlu, bir de skandalı ortaya çıkaran teknik takipte kabahat buluyor. “Bütün bunlar, o bayan gazetecinin bir başkasıyla yaptığı telefon görüşmesinin dinlenmesinden yansıtılıyor. Bu yasadışı bir iştir” diyor.
Hayır hayır!.. Bu olayda neyin yasadışı olduğunu ben size söyleyeyim. Bir suç girişimine muttali oluyor Kılıçdaroğlu. Kendisinden yasadışı kayıt yapmak için cihaz isteyen muhabiri uyarmıyor fakat. “Bu bir suçtur” demiyor, diyemiyor. Hedef seçilenleri uyandırmıyor. Vâkıf olduğu bir suç girişimini polise ihbar etmiyor, asgarisinden.
Ya ne yapıyor? Oda TV muhabirine, şantaj tuzağını kendi imkânlarıyla kurmasını salık veriyor.
Tezviratçı diye, güya İklim Bayraktar’ı ciddiye almadığı için aramıyor Baykal’ı. Ama 45 dakika zaman ayırıyor bu önemsiz görüşmeye; ama o kadının telkinleriyle Soner Yalçın’ı savunuyor; ama gazeteciliğine ve masumiyetine kefil oluyor; ama birlikte iş tutuyor savcılara baskı yapmak için; ama sufle hizmeti alıyor onlardan; ama ‘konuş’ dediklerinde konuşuyor; ama ne isterlerse onu söylüyor. Ve bütün bunları da, nasıl bir müptezellikle karşıya karşıya olduğunu içeriden bilerek, taammüden yapıyor.
Yasadışı kayıtlar, pespaye iftiralar, şantaj kasetleri, özel hayat arşivleri... Kepazelik diz boyu, rezaletin biri bin para. Ortalığı necaset götürüyor. Ne yazsaydım peki, görmezden mi gelseydim?
Ahmet Kaya’ya o şarkıları söyleten İskandinavya ülkesi miydi ki, bu CHP manzarası başka şeyler yazdırsın bize?

.