Alevileri doğru yerden sevmek

Aleviye Aleviliğin aslında ne olduğunu tarif etmeye, onu zorla hazır kalıplardan birine sokmaya, devlet eliyle başka bir kimlik vermeye kalkışmamak gerek.

Meram tam anlaşılmadı, daha açık yaz” deniyor.
Hayhay açayım.
‘Demokrasi ve ramazanla imtihanımız’ başlığı altında şöyle yazmıştım:
“Din, kendi nefsinde yaşamak içindir, başka yaşamlara dayatmak için değil. Bakınız; diyanet siyaseti altında belli bir din yorumunun din yerine ikame edilmesi ve herkesi bağlayıcı kılınması...”
Bu cümleden murat ve maksadım şuydu:
İslam, yorum çoğulculuğuna imkân veriyor.
Doğru yorum tek değil ve kimsenin tekelinde de değil.
Bu yorumlardan birini, dinin yegâne hakikati gibi mutlaklaştırıp diğerlerini dışlamaya kimsenin hakkı olamaz.
Hem dinde anlayış, yorum, meşrep ve mezhep farklılıklarını korumak, inanç özgürlüğü ile toplumsal barışın da gereklerindendir.
Kaldı ki baskı dönemlerinde çekilen acılar tarihen sabit. Dindaşların yanlış, batıl veya sapkın olmakla suçlayarak birbirlerine çektirdikleri acılardan söz ediyorum.
Sözüm, Diyanet kurumunaydı.
Tevafuken aynı gün, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hoca konuştu ve beni mahcup etti.
Çünkü benden bir adım daha ileri gitti, İslam’ın özgürlükçü anlayışını hiç sağ-sol yapmadan dümdüz ortaya koydu.
Üç şey söyledi.
Bir: “Herhangi bir inanç grubu kendini nasıl tanımlıyorsa, inancının gereklerini yerine getirmek için toplandığı mekâna ne ad veriyorsa o öylece değerlendirilir. Onun söylediği gibi muhteremdir, değerlidir.”
İki: “Bu ülkede bırakalım Sünni vatandaşımız kendi Sünniliğini, Alevi Aleviliğini, varsa ateist o da kendi arayışını istediği gibi yaşasın. Bunun üzerinden bir teolojik tartışma başlatmak, tanımlamaya gitmek yeni sorunlar getirir.”
Üç: “Kuran, herkese bir inanma ve inanmama özgürlüğü verdiğini ifade eder. Dünyada dileyen inansın, dileyenin inkâr etme özgürlüğü var. Yaradan, inkâr etme özgürlüğünü tanımışsa benim tanımamam söz konusu olamaz.”
Toparlayalım...
“Alevilik, Hz. Ali’yi sevmekse ben de Aleviyim” demek doğru ama yetmez.
Aleviye Aleviliğin aslında ne olduğunu tarif etmeye, onu zorla hazır kalıplardan birine sokmaya, devlet eliyle başka bir kimlik vermeye kalkışmamak gerek.
Ayrıca Hz. Ali’yi sevmek, onu Sünniler gibi değil de kendi itikatlarınca seven Alevileri de sevmek için iyi bir neden değil midir?
Sorun, burada çatallaşıyor.
“Ama hangi Alevilik, ama hangi Aleviler” demeden, oldukları gibi sevebilmektir mesele.
Üstat Said Nursi’nin Mektubat’ta dediği gibi; “Yolum haktır veya daha güzeldir (veya en doğrusudur) demeye hakkın var. Fakat, hak yalnızca benim yolumdur (veya tek doğru benimkidir) demeye hakkın yoktur.”
Alevileri ister Yaradan’dan ötürü, ister Hz. Ali sevgisinden sevin.
Her yerden sevebilirsiniz.
Üstat, ‘Ehli imanı kardeşliğe ve muhabbete davet’ ederken birbirimizi sevmek için ne çok nedenimiz olduğunu da anlatır.
Binlerce neden içinde herhangi birinden başlayabilirsiniz yani sevmeye. Ancak, ‘Tek ve mutlak doğrunun sadece sizinki olduğu’ noktasından başlayamazsınız.
Maruzatım bundan ibarettir.