Aleyküm selam, Bay Başkan!

Obama'nın ilk günü, beklendiği gibi. Cumhurbaşkanı, Başbakan, muhalefet liderleri derken... Meclis Genel Kurulu'na hitaben konuştu.

Obama’nın ilk günü, beklendiği gibi.
Cumhurbaşkanı, Başbakan, muhalefet liderleri derken...
Meclis Genel Kurulu’na hitaben konuştu.
Mesaj üstüne mesaj verdi.
Selamlama konuşması, diyelim.
Herkese rüşvet-i kelam dağıtmakla geçti.
Cümlemize...hatta cümle âleme...
Aleyküm selam diyelim, biz de.
‘’Hoş geldiniz, Bay Başkan!’’
İster misiniz; birlikte oturup, bu kısa günün kâr-zarar bilançosunu çıkaralım?
***
İşte, ilk gün muhasebe notlarım:
Obama’nın kabusu, Bush...
Rol modeli ise, Clinton.
Meclis’e hitabında gördüm, bunu.
Arada sıkışıp kalmış bir
hali, vardı.
Bush’un gölgesinden kurtulmak istediği, aşikâr.
Clinton’ı aşma arzusu da...
Hem kendini herkese sevdirmek...
Hem ikisinden de farklı görünmek...
Sonuç, fazla dengeci
bir konuşma oldu.
Evvela, neocon’ların kötülükleri için tövbe etmeliydi.
Günah çıkarmalıydı, apaçık.
O’ysa, Clinton kompleksinden kurtulamadı.
***
Clinton; hem en büyük şansı, Obama’nın.
Hem de talihsizliği.
O da başkanlığı, bir Bush’tan devralmıştı.
Ne ilk adı, Hüseyin’di; ne de derisi, siyah.
O başardıysa, Barack Hüseyin Obama haydi haydi yapabilir.
Dünyadaki değişim taleplerini karşılasın, yeter.
Amerika’nın bir daha eskisi gibi olmayacağını göstersin...
Bush’un kötü mirasını,
kolayca kendi avantajına dönüştürebilir.
Dengelere oynamazsa...
Clintonvari davranmaz; herkese çiçek atmaya kalkmazsa...
Kendisi gibi olursa, eğer.
Kendisinden beklendiği gibi.
***
Sevgimizi kazanmak için,
nefreti yenmeli, önce.
Neocon’ların içindeki İslam düşmanlığını...
Açık seçik konuşmalı, bizimle.
Herkesi idare etmeye kalkışmamalı.
Buna, karnımız tok.
Bush’un yaktığı ateşi söndürmek...
Anti-Amerikanizm’i dindirmek istiyorsa...
Mesajları, daha güçlü olmalıydı.
Cesur ve kararlı durmalı...
İşte bu, iyi bir başlangıç olurdu.
Ona, bir fırsat vermeye
hazırdık, baştan.
Hüseyin aşkına da olsa...
Siyah derisinin hatırına...
Lakin ilk gün, beklentileri karşılamaktan uzak geçti.
Duymak istediklerimizi,
söylemedi henüz.
Bu fırsatı heba ederse, çok yazık!

Obama, tezahürat istiyor ama...
Obama, nihayet Türkiye’de.
Nedense benim aklım, o
fotoğrafta.
10 yıl önce İzmit’te, Clinton’ın burnunu sıkan Erkan bebek’te.
Obama’nın programı,
tezahürat bekliyor.
Diyor ki, ‘Clinton gibi
beni de sevin’.
Bakalım bu kez, Amerikan Başkanı’nın burnunu sıkan çıkar mı?
Bakalım bu kez Obama’ya, sevgi gösterisinde bulunacak mıyız?
***
Sayalım ki, Obama da
bir Clinton’dır.
Programlarına bakıp karşılaştırıyorum.
Acaba ne kadar
benzerler, diye...
Sanki bir şey, eksik.
Tamam olmayan bir şey var, sanki.
Her şey, Clinton’ın 99’daki ziyaretine göre tasarlanmış.
Ankara ve İstanbul ayakları, tamam.
Anıtkabir ve Sultanahmet ziyaretleri de var.
Meclis’e hitap faslı da aynı.
Muhalefet’le görüşmeler,
hakeza öyle.
Sanki, 10 yıl öncesinin
tekrarı gibi.
Yeni Başkan, Türkiye’de
sevgi arıyor.
Halkımızla temas...
Clinton gibi karşılanmak istiyor.
Sultanahmet meydanında, alkışlanmak...
Yeniden başlamak istiyor.
İmaj tazelemek...
Kalplerimizi, yeniden kazanmak...
Peki biz, hazır mıyız, Sultanahmet meydanında onu alkışlamaya?
Yeni bir Erkan bebek,
buna yeter mi?
***
Devraldığı imaj, bir enkaz.
Sıfırdan başlamak gibi, hatta daha geriden.
Ve, tek rakibi Clinton değil, artık.
Tayyip Erdoğan’ın karizmasını da aşmak zorunda.
Çıta, hayli yüksek...
Bence eksik olan,
Erkan bebek değil.
Deprem acılarımız,
daha çok tazeyken...
İzmit’te Erkan bebeği
kucağına alıp seven Amerikan Başkanı’nı, çok sevmiştik.
O Başkan, Sultanahmet meydanında tezahüratlarla karşılanmıştı.
Obama, şimdi aynı sevgi gösterilerini bekliyor, bizden.
Ama işi, kolay değil, bu kez.
Erkan bebekler, artık lider kucağına hasret değil, çünkü.
Bizde de, çocuklarımızı sevmeyi bilen bir Başbakan var, artık.
Yaralarımız sıcakken koşup gelebilen biri.
O pozisyon dolu.
Orada boşluğumuz yok, bu kez.
***
Gönlümüzü çelmek, eskisi kadar kolay olmayacak.
Hem derisinin rengiyse mesele, bizimkine de ‘zenci’ diyorlar, zaten.
Clinton’dan daha fazlasını başarmalı, Obama.
Yeni Clinton olması,
idare etmez, bizi.
Daha sahici, daha gerçek olmalı.
Beklentimiz, daha yüksek çünkü.
***
Bush’u devirmiş olması iyi,
ama yetmez.
Şeceresinde müslüman dalların bulunması, tek başına kesmez.
Derisinin rengi çok da hoş fakat, kanıtlaması gerek.
Beyaz bir maske takmayacağına bizi ikna etmesi...
Bush’laşmayacağını göstermesi; Clinton’la benzerliğine bile inandırması gerek.
Bir daha hayalkırıklığı yaşamaya hazır değiliz, hiçbirimiz.
Bush’un hayaleti ortalarda dolaşmamalı.
Bunu görmeliyiz.
Zamana ihtiyacımız var.