Aleyna ve aleykümselam

Her şeye rağmen tavrımı açıkça koyuyorum: Adayların kampanyalarını kısıtlayacak her türlü engellemeye karşıyım.

Sırrı Süreyya Önder, nazik selamımı alıp da Radikal üzerinden aynı nezaketle iade etmiş. Velakin, oyumu almak için lazım olan bir küçük sebebi vermemiş bana.
Birkaç tatsız vakayı mübalağa sanatına malzeme yapıp, bir davet ile bir de nasihat iliştirmiş cevabi yazısına. Meşakkate girip laf ordusuna kışlak kurdurmuş yani. Halbuki ben kanaatkardım, tam sayfa mektup döşenmeye ihtiyaç yoktu. Yerli yerince iki satırlık bir cümle kursa, yeterdi ikna olmama.
Onca propaganda teşgalesi arasında, kıymetli mesaisinden çalarak fazladan zahmet vermiş olmanın mahçubiyeti içindeyim şimdi.
Elinde kaya parçalarıyla bekleyen hazır kıtalara seslenseydi ve deseydi ki; ‘’Demokratik tepkinizi göstermek için taş atmayın arkadaşlar, sandığa oy atmanız kafi!’’ Başka söze gerek kalmazdı, dikkatini meşgul etmezdim bir daha.
Deseydi ki, “Kaya parçalarıyla düşünce açıklaması olmaz, konuşmayı deneyin...’’
Deseydi ki, “Akıl var, mantık var, dil bu iş için var; sopayla siyaset olmaz, sözün gücüyle ifade edin kendinizi...’’
Deseydi ki, “Siyasi karşıtınızı recme girişmek, asla ve kat’a demokratik bir siyaset yapma biçimi değildir...’’
Yine deseydi ki, “Silah ve şiddet, siyasetin meşru araçları değildir...”
Yahut şöyle deseydi: “Şiddete başvurulmasını hiçbir gerekçe haklılaştırmaz. Hiçbir mazeret, seçim araçlarına taşlı sopalı saldırmayı, seçim bürolarını yakıp yıkmayı meşru kılmaz...’’
Veya “Fiziki şiddet unsuru içeren hiçbir protesto eylemi, düşünce ve ifade hürriyetine girmez’’ deseydi, kabulümdü yine de.
Mesele kapanır giderdi benim açımdan. Bu cümleleri peş peşe sıralaması da gerekmezdi. İçlerinden hangisini beğeniyorsa, bir tekini sarfetmesi yeter de artardı bile.
O ise, seçim çalışmalarının polisiye tedbirlerle zorlaştırılmasından yakınıyor sadece. Hakkıdır elbette. Polis, Sırrı Süreyya Önder’in müşteki olduğu güvenlik tedbirleri için çeşitli gerekçeler öne sürebilir. Kampanya faaliyetlerine sızan bazı unsurların yanıcı ve patlayıcı maddeler taşıdığını, diğer siyasi partilerin araç ve bürolarına saldırdığını, insanların canlarına ve mallarına zarar verdiğini, buna karşı tedbir almaya mecbur olduklarını da söyleyebilir. Her şeye rağmen tavrımı açıkça koyuyorum; adayların kampanyalarını kısıtlayacak her türlü engellemeye karşıyım.
Diğer siyasi partilerin başına neler geldiğini, fikirlerine hangi araçlarla mukabele edildiğini, ne tür saldırılara maruz kaldıklarını da görüyorum fakat.
Sırrı Süreyya Önder’in seçim aracına yönelik saldırıya, burada yazı konusu yaparak tavır almıştım daha önce. Hiç ayırt etmeksizin MHP’lilerin, CHP’lilerin ve AK Parti’lilerin uğradığı saldırıları eleştiri konusu yaptığım gibi... Aslında Sırrı Süreyya Önder’den de aynı ilkesel tavrı bekliyordum. Kimi hedef alırsa alsın ve kimden gelirse gelsin, siyasi sonuç almak için şiddetin kullanılmasını kategorik olarak reddetmesiydi beklentim.
İstediğim sebebi, oyumu almak istemediği için vermemiş olabilir mi? Kafam daha da karıştı.
Polisin miting alanlarını düzenlemesine tepki gösteriyor ama şiddeti dışlayan bir cümleyi çok görüyor bana. Hadi, siyasi rakiplerini vurup kıranlara söyleyecek sözünün olmaması bir yana diyelim. Militanları zapturapt altına alma, kitleye mukayyet olma sorumluluğunu da yıkmayalım ona. Fakat madem polisiye tedbirlerden haklı olarak mustarip ve şikayetçi; bari alana patlayıcı sokmamaları, cam çerçeve indirmemeleri, kimseye saldırmamaları, taş ve sopaya başvurmamaları konusunda kendi taraftarlarını uyarsa olmaz mıydı?
Onun yerine, mesajını iletmek için Başbakan’la arasına girmemi istiyor benden. Sırrı Süreyya Önder de Başbakan’ın yabancısı sayılmaz. İlk karşılaşmalarında, meramını bizzat kendisinden duyması daha doğru olmaz mı?
Hem, benden davet beklediği TV 24 ekranına da yabancı değil. Kendi tabiriyle ‘halk güçlerine kapalı’ ama ona her daim açık ekranlardan fırsat bulduğunda, teklifsiz gidip gelebileceğine ne şüphe!
Olmadı, beni bir mitingine davet ediyor. Ya hazır kıtaların hışmından beni koruyamayıp yardıma polis çağırmaya mecbur kalırsa? Arkadaşımı böyle nahoş durumlara düşürmekten korkarım. Yoksa dostluk baki de, şu kör olası şiddet olmayaydı!

.