Amerika Gezi'nin neresinde?

Türkiye'nin, Kürt sorununu kendi dinamikleriyle ilk çözme girişimi... Bozulmasını, en çok rol kapamayanlar ister.
Amerika Gezi'nin neresinde?

Gezi’nin bir yerinde illa bir yabancı parmağı aranacaksa orası Çözüm Süreci’ne değdiği yerdir.

Ve galiba o fasla geldik.

Gezi enerjisinin çözümü tehdide yöneldiği, ilerleyişini aksattığı ya da önünü tıkadığı noktada, bilin ki harici bir yönlendirme işbaşındadır.

Kürtler sokağa çıkıyor, süreç rayından çıkıyorsa bir yoldan çıkaran da mutlaka vardır.

Amerika’nın nüfuz edemediği, Avrupa’nın içine giremediği bir süreç.

Baştan sona yerli yapım.

Dış mihrakların ne parmağı ne dahli var.

Türkiye’nin, Kürt sorununu kendi dinamikleriyle ilk çözme girişimi.

Bozulmasını, en çok rol kapamayanlar ister.

Gezi olaylarına sonradan bir yabancı parmağı karıştıysa onun da karışma nedeni olsa olsa budur.

Kendilerine yer açmak istiyorlardır.

“Ya bizle çözersiniz ya da kendi başınıza size de çözdürtmeyiz” tavrı.

Anlaşılabilir. Göbek bağını kendi kesen daha da başkasına eyvallah etmez.

Oslo görüşmelerinde devrede olanlar, Demokratik Açılım’da belli bir rol oynayanlar, yeni süreçte tamamen devre dışı.

Sürece etki edemiyorlar, Kürt meselesi kontrollerinden çıkıyor.

Tek başına sonuç almayı başarırsa Türkiye, muazzam bir güç kazanacak. İşlerine gelir mi?

ABD’nin, Avrupa’nın Gezi üzerinden Kürt meselesine söylenmesi, bu sebeple akla yatkın.

Bize faydası yok ama kendilerince bir mantıkları var.

Fırsat bu fırsat köşeye sıkıştırıp sonra da arayı bulmak için yardım önerecekler. Dediklerine getirecekler yani.

Raconu kesmek üzere masaya buyur ettirecekler kendilerini.

Fakat Gezi’deki ana kitleye eklemlenen ulusalcı muhalefetin mantığını anlamak zor.

AK Parti’yle gelecekse barış marış gelmesin” diyecek kadar ileriler.

AK Parti’yi götürecekse Çözüm Süreci’ni çökertmeye de ekonomiyi batırmaya da razı görünüyorlar.

Gözünü bu kadar karartmış bir anlayışa reform beğendirmek de haliyle imkânsız.

Her reforma, her yeniliğe, her demokratikleşme adımına karşıydılar eskiden.

Daha düne kadar darbecilik yapıyorlardı, bugün birden demokrat kesildiler.

Karşı çıktıkları reformları şimdi yetersiz buluyorlar.

“O da bir şey mi” diye burun kıvırıp duruyorlar.

Kürt düşmanlığıyla nam yapanlar, Kürt’ten fazla Kürtçü olup çıktı.

Silahsız çözümden yana ve uzlaşmacı diye Öcalan’ı bile teslimiyetçilikle suçlayacaklar neredeyse.

Çözümün üstüne titreyen BDP’lileri küçümseyip beğenmiyorlar.

Kurtlar kuzu postuna büründüyse tehlike çanlarını çalma vaktidir.

Bu kadar kuzu, dışarıdaki hangi kurdun iştahını kabartmaz?