Anıtkabir ve cami

Atatürkçülük, bölücü müdür? Bütün fraksiyonları, her mevkiden temsilcileri ile bilumum Atatürkçülere sesleniyorum.

Atatürkçülük, bölücü müdür?
Bütün fraksiyonları, her mevkiden temsilcileri ile bilumum Atatürkçülere sesleniyorum.
Durup, kendi kendinize şunu sorun;
Biz, ne yapıyoruz?
Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ü, partizan görüşlerin bayrağı yapmaya hakkımız var mı?
Bütün millete mal olmuş bir değeri, bir siyasi tercihin sembolü, hatta rozeti haline getirebilir miyiz?
Eğer ‘yok’ diyorsanız, türkücü Volkan Konak gibilere, siz de bir şey söyleyin.
***
Ay yıldızlı bayrak, birliğimizin sembolüdür.
Onu tekelinize alıp, tek bir mahallenin gönderine çekemezsiniz.
Bütün mahallelerin müşterek semasında dalgalanır, o bayrak.
Bir mahalleyi değil, bütün bir milleti temsil eder.
Dinimize, inancımıza, yaşam biçimimize, etnik kökenimize bakmaksızın...
Hepimizi, aynı gökkubbe altında birleştirir.
Peki ya Atatürk?
Bütün mahallelerin ortak sembolü müdür; yoksa, bir tek mahallenin mahsus sancağı mı?
Ayrıştıran mıdır, birleştiren mi?
Onu çalıp, Atatürkçüler mahallesine hapsetmek isteyenler, neye hizmet ediyor?
***
‘Siz bilirsiniz, ama iyi düşünün’ derim.
Küsüp, mahalleleri ayırmaya mı karar verdik?
Atatürk de sizin hissenize mi düştü?
Alıp götürüyorsunuz, öyle mi?
Her türlü kullanım hakkı babadan miras kalan bir sembol, sanki.
İstedikleri göndere çekiyorlar, istemedikleri direklerden de indirip geçiyorlar.
İstiklal mücadelemizin lideri, bir siyasi hizbin sancağı haline getirildi.
Bununla ne kadar övünseler az!
Yeni bir moda salgını, sanat dünyamızı kolaçan ediyor.
Duyuyorum ki, Volkan Konak da, Fazıl Say sendromuna yakalanmış.
Antalya’da, insanın içine işleyen Karadeniz türkülerini söylerken...
Bir ara aklına esmiş; tutup, boyundan büyük laflar etmeye kalkmış.
Diyormuş ki;
“Çorap kokulular, Anıtkabir ziyaretine gelmesin.”
Lafın nereye gittiği belli.
Cami cemaatini kast ediyor.
Peki o cemaat, senin Cerrahpaşa türkünü dinlerken ağlayabilir mi?
Müsaaden yok mu, onlara?
Ya da, Antalya sıcağında seni dinlemeye gelenlerin çorapları kokmaya başlarsa...
Camiye mi, Anıtkabir’e mi gitsinler?
Bari oraya kadarını söyle de, bilelim.
Volkan Konak’ın sözleri, bana Kemalettin Kamu’nun o talihsiz dörtlüğünü hatırlattı.
“Ne örümcek, ne yosun,
Ne mucize, ne füsun,
Kabe Arab’ın olsun;
Çankaya bize yeter.”
***
Bölücülük, her hal ve şartta kötüdür.
Hele bunu kutsallar, dini ve milli semboller üzerinden yapmak, en kötüsü...
Mahalleleri ayıralım... Ve cami bir tarafta, Anıtkabir diğer tarafta kalsın...
Anıtkabir cemaati bir tarafa, cami cemaati de diğer tarafa ayrılsın...
Böyle kitapsız taksim olur mu, haydi siz söyleyin?
Millet, ikisinden birini seçecek yani.
Ya Atatürk, ya cami...
Birbirlerinin karşıtıymış; ya da biri, diğerinin yerine ikame edilebilirmiş gibi...
Bundan ilkel, bundan yobaz bir kafa olmaz.
Hülasası, Atatürk, hiçbir şeyden çekmemiştir, kimi Atatürkçülerden çektiği kadar...
***
Semboller üzerinden tartışmayı tehlikeli bulurum.
İnsanları, öncelik sıralaması yapmaya zorlar.
İşin içine, bir de cami kudsiyetini katarsanız...
Sonuç, daima yanıltıcıdır.
Hele bunu aşağılayıcı bir üslupla yaptığnızda, ibre hepten şaşar.
Siz, siz olun; sembolleri şiar edinmeyin, kendinizi anlatamazsınız.
İbretlik bir örnek istiyorsanız, Volkan Konak’ın sözlerine bakın.
Atatürk sevgisini, başkaları üzerinden göstermek zorunda mıydı?
Hem de kutsal sayılan sembollere fütursuzca müracaat ederek.
İnsanda hiç mi izan olmaz?...
Cami ile Anıtkabir’i kıyaslamak kimin neyine?
Çorap kokulular, Anıtkabir’e gelmesinmiş...
Sen mi karar vereceksin, kimin gelip, kimin gelemeyeceğine?
Sen kendin git, gerisine karışma birader!
Neyine gerek!...
Bırak, başka kim istiyorsa gelsin.
Ya birileri de çıkıp,  ‘Anıtkabir’e giden, daha da camiye gelmesin’ derse?...
Al başına belayı...
Uğraş ki, ‘bu bir meczuptur, cami cemaatini temsil etmez’ diye anlatasın...
***
Kendi mühim olduğundan değil.
Volkan Konak, adı tam konmayan bir fikri mugalatanın berraklaşmasına vesile oldu aslında.
Yani, çarpık bir zihniyeti anlatmak için onu vesile yaptım.
Ben, her ikisine de giderim; birbiriyle de karşılaştırmam.
Çorabımın kokusundan
sana ne?