Ankara'nın umumi manzarası

Bugünlerde Kızılay'a bir iskemle çekip, kenardan, gelen geçeni seyretmek vardı... Genelkurmay kavşağı, bakanlıklar... Karşı kaldırımlarda, seyyar satıcıların arasına saklansam...

Bugünlerde Kızılay’a bir iskemle çekip, kenardan, gelen geçeni seyretmek vardı...
Genelkurmay kavşağı, bakanlıklar... Karşı kaldırımlarda, seyyar satıcıların arasına saklansam...
Kısa bir tatil kaçamağı yapıyorum, ama aklım Ankara’da.
Bir merak, bir merak...
Umumi manzara nasıl görünüyordur?
***
Balıkgözü objektifle şöyle bir baksam...
Panoramik manoramik, ne kareler yakalarım?
Kaldırımdan trafiği seyre
dalmak, bura gecelerinin rengârenk, ışıltılı ambiyansından daha çok çekiyor beni.
Acaba komutanlık forslu, plakasında yıldızlar olan, siyah makam arabaları ne sıklıkta geçiyor?
Hangi istikametlerde yoğunluk var?
Trafik, ne yönde daha akışkan?
Kırmızı plakalar, acı acı çalan sirenler, yanar döner ışıklı  konvoylar, cayır cayır kaçışıyor mu sağa sola?...
***
Eskiden iş kolaydı.
Yön tayini için, Genelkurmay karargahının ışıklarına bakılırdı.
Gece yanıyorsa ışıklar, faaliyet var...
Harp zamanı değil... Acep neden harıl harıl çalışıyorlar?...
Gece, pencerelerden görünen lambalar, deniz feneri yerine geçerdi.
Lakin, köprü altından çok sular aktı.
Devran değişti... Dem, o dem değil.
Asker, medyanın köpürttüğü yalancı dalgalara değil, millete verdi sırtını.
Siyaset, aynı milletten bel alıyor.
Kıbleler bir olunca, araya nifak sokmak daha zor.
***
Ciddi bir boşluk görüyorum...
Niye aklıevvel bir yazar, sezgileri kuvvetli bir yayıncı olsun, kimseler daha ayıkmadı?
Oysa çok basit... ‘Gazeteci için yeni dönem el kitabı’ yazılsa, haftasında bestseller olur.
Çünkü yeni trend, yoldaki işaretleri okumak.
Şimdilerde ne varsa, gündüz trafiğinde... Aleni, uluorta, gözler önünde yaşanıyor.
Anladınız herhalde!...
Yani bakmayın siz bana, aslında Ankara’da cay-ı dikkat bir durum yok.
Ben de tatili yarıda kesip, dönme niyetinde falan değilim.
Anladınız herhalde!...
Ankara gazetecileri, kendilerine iş çıkarmaya çalışıyor.
Şu siyah Mercedes’ler garajlara çekilse, ne yapacaklarını şaşıracaklar.
İyi ki devlet ricalimiz, ekseriya tatil yapmayı bilmiyor.
Allah eksikliklerini göstermesin... Ortalıktan bir çekilseler, haber merkezlerinde yaprak kımıldamayacak.
***
Aklıma o fıkra geliyor.
George, Hans, bir de bizim Temel, ıssız bir adaya düşmüşler.
Usuldendir, bizim kadrolu köle olan cin, çıkmış karşılarına... Dileklerini sormuş.
Çoluk çocuk hasreti işte, dayanılmıyor...
Biri Londra’ya, diğeri Berlin’e... Sıcak yuvalarına, ailelerinin yanına dönmek istemişler.
Siyahi cin, ‘Bundan kolay ne var?’ deyip, parmaklarını şıplatmış, dileklerini anında yerine getirmiş.
Sıra Temel’e gelince...
‘Kuş uçmuyor, kervan geçmiyor. Ben burada yalnız sıkılırım, ikisini de geri çağır’ diye buyurmuş.
Gazeteciler de can sıkıntısına gelmez.
Asker, kışladan çıkmıyor; hükümet, meydanı boşaltmıyor...
Ne yapar, ne eder, herkesi Ankara’ya toplarlar.

Bizim sokağın liderleri
Farazi bir soruyla başlayalım;
Dar geçitlerden, karanlık yollardan geçeceksiniz...
Etraf, görünmez tehlikelerle
dolu... Her an, herşey olabilir...
Yanınıza şu isimlerden birini alacaksınız:
Barack Obama, İlham Aliyev, Mahmud Ahmedinecad, Beşar Esad, Hüsnü Mübarek, Angela Merkel, Vladimir Putin ve Tayyip Erdoğan.
Hangisinin liderliğine daha çok güvenirsiniz?
Bu tehlikeli yolculukta, kimi klavuz seçersiniz?
***
Amerikan World Public Opinion firması, 20 ülkede buna benzer bir anket yapmış.
Dün, bazı gazetelerde sonuçları yayımlandı.
Dikkat çekici verilerden biri şuydu:
Bütün o ‘Davos fatihi’ tezahüratlarına rağmen, Başbakan Erdoğan, Arap sokağında liste başı değil.
Ama ‘en güvenilir liderler’ sıralamasında, derece alıyor.
Hatta bazı müslüman memleketlerdeki şahsi puanı, yerli rakiplerinin bile üzerinde.
Yani, kredibilitesi hayli yüksek.
***
Gelgelelim Türkiye’ye...
Bence en çarpıcı kısmı bu.
Anlıyoruz ki ne Ahmedinecad, ne Esad, ne Putin, ne de bir başkası halkımızın gönlünde yok.
Bu isimler, bizim hanede çok az güvene mazhar olmuş.
Obama ile Aliyev, nispeten daha iyi durumda.
İlkini, Ahmedinecad’a; ikincisini de Esad’a tercih ediyormuşuz.
Yani hamaset, bir yere kadar...
Sırf  ‘delikanlı’, sırf  ‘ona
buna kafa tutuyor’ diye...
Sütçüye, tüpçüye meyletme ihtimalimiz görünmüyor.
Hem, körü körüne kimsenin peşine takılıp gitmiyoruz...
Hem de,
her ulusalcı komploya
teşne olsak bile, Amerika’dan  ölümüne
nefret ettiğimiz görülmemiş.
***
Gönlümüzü çelen, gene
bizim mahalleden...
Evimize, barkımıza sadakatimiz tescillenmiş oldu.
Gerçi Baykal, ‘Sana güvenim yok’ dedi, ama...
Belli ki milletin güvenini kazanmış.
Tayyip Erdoğan, yüzde 57 ile açık ara önde...
Sağlıklı bir gösterge
değil mi?
Toplumsal sıhhate işaret eder.