Anket muhafazakârlığında reyting tutarsızlığı

Kadınların yarısı gazete okumuyor, yarıdan fazlası internete takılmıyor. Varsa yoksa televizyon. Erkekler ise sosyal medya kurdu.

Anketörlere resmi ağızla verilen cevaplar gayet muhafazakâr ama kumanda cihazına kadar. Oradan itibaren izleyici hakkında bildiğimiz her şey tersyüz oluyor. Kamuoyu araştırmalarında gördüğümüz çoğunluk tercihleri, reyting sonuçlarına yansımıyor. Formel ortamlardaki kitabi söylemlerle gerçek hayattaki gayri resmi davranışlar birbirini tutmuyorsa RTÜK hangisini esas almalı?
Elimdeki araştırmaya katılanların yüzde 78,9’u evlerinde en çok kullanılan kitle iletişim aracının televizyon olduğunu söylüyor. Yaygınlıkta ikinci sıra, yüzde 17,1 ile internetin. Gazete tüketimi yüzde 1,9’da kalıyor. Diğerlerine nazaran daha çok radyo dinlemeyi tercih eden hane oranı ise yüzde 1,7.
Görüşülen kişilerin yüzde 38,8’i gazete okumadığını, yüzde 48,6’sı ise internetle haşır neşir olamadığını belirtiyor.
Cinsiyet faktörü önemli tabii. Medya tüketim alışkanlıkları kadından erkeğe şöyle değişiyor: Kadınların yarısı gazete okumuyor, yarıdan fazlası internete takılmıyor. Varsa da yoksa da televizyon. Erkekler kadınlara nispeten daha bir sosyal medya kurdu, sanılanın aksine daha sık internete giriyorlar.
Yaş değişkeni de medya kullanımında belirleyici. Yaş yükseldikçe internet kullanma alışkanlığı düşüyor. 35 yaş üstü kadın ve erkeklerin yüzde 50’sinden fazlası internete hiç meraklı değil. 55 yaş üstü kişilerinse yüzde 80’inin dijital medyayla yıldızı barışmıyor.
Gelelim içerik meselesine. Sürpriz yok, TV’yi de interneti de önce haberleşme, sonra eğlence için değerlendiriyor halkımız. Eğlenmekten ziyade bilgi kaynağı olarak başvuruyorlar yaygın medyaya.
Umulduğu üzere, cömertçe sergilenen cinsellik ve şiddet sahneleri yine takbih ediliyor. Deneklerin kahir ekseriyeti, TV dizilerinde fuhşiyat denilen ahlaksız tekliflerin, dağınık yatakların, çarpık ilişkilerin, yatak odası mahremiyetinin alabildiğine teşhirinden mustarip. Ekranlardaki ahlaki çöküntüden şikâyet ediyorlar. Kültürel yozlaşmayı önleyici tedbirler geliştirilmesi fikrini de destekliyorlar haliyle.
Ahlaki değerlerimizin aşındırılmaktan korunmasını doğrudan talep edenler de azımsanmayacak bir çoğunluğa sahip. Çoluk çocuk maaile izlenebilecek ekranlar görmek istiyorlar.
Unutmadan, deneklerin yarıdan çoğu, tarihi dizilerle dönem filmleri yapılırken gerçekliğin tahrif edilmesine de tepkili. Tarihi gerçekliğe uygun hareket etmeyen kötü örnekleri kınıyor, ayıplıyor, yeriyorlar. Dahası, eğitici ve öğretici içerikte, beğenebilecekleri şeyler üretmesi için medyanın RTÜK ve kamu yayıncılığı marifetiyle yeterince özendirilmemesini de eleştiriyorlar.
Beyanı esas almak kaydıyla, buraya kadar her şey çok güzel. Diyelim ki bu veriler üzerine muhteşem politikalar bina edilebilir. Fakat tatbikatta küçük bir sorun görüyorum. Anketlerde doğruyu söyleyen, ekran başında şaşıyor her ne hikmetse.
Kısacası, hayat pratiğiyle anket kitabilikleri birbirine uymuyor. Reyting ölçümlerinde ortaya çıkan izleyici davranışları, deneklerin resmi beğenilerini doğrulamıyor.
Daha önceki gün açıklandı. Araştırmayı yapan SETA. Projenin başında Prof. Talip Küçükcan var. İsimler saygın, gereken ihtimam gösterilmiş, kapsamı geniş, tekniği harika. Bu hacimli çalışmayı Kültür Bakanlığı, RTÜK ve TRT’nin de desteklediği anlaşılıyor. Elde edilen veriler o kadar yeni, zengin ve detaylı ki faydalanılacak çok şey bulacaklardır.
Yalnız, bu anketin sonuçları herhangi bir uygulamaya esas alınacaksa şu küçük tutarsızlığı da gidermek gerekiyor zannımca: ‘Van için tek yürek’ başlığıyla ortak yayın yapan 15 küsur TV’den hiçbiri reyting sıralamasında ilk 20’ye giremedi o akşam. Ama çokça tepki alan, hatta başlarda aşırı infialle karşılanan Muhteşem Yüzyıl dizisi gün birincisi oldu. Doğrusu yanlışı, haklısı haksızı bir yana; buna ne buyurmalı şimdi? İzleyicinin dediğini mi yapmalı, yaptığını mı?