Anti-despotluğun da hayırlısı

Gezi protestolarının en önemli kazananı küfürsüz mizahtır, sövgüsüz hicivdir. Hayli sarkastik bir kuşağın mirası olarak kalacak.

Sokakta görülmedik bir heyecan fırtınası esti. Duygular taştı bir kere. Karşılıklı öfke boşaltılıyor.
Bir düşünün; bu heyecanlar yatıştığında, bu fırtına dindiğinde geriye ne kalacak?
Sandıkla sokağı kapıştırmak isteyenler, eli boş dönecek mesela.
Sokakla sandık arasında kavga çıkarma hesabı, bu oyuna AK Parti gelmedikçe tutmayacak.
Velev ki arkasında karanlık tertipler olsun. İktidar, sokağa dökülenlerin hepsini aynı kefeye koyup haklı, haksız demeden bastırmaya kalkışmadıkça hiçbir tertip işe yaramayacak.
Ama Twitter gençliğinin zekası, mizahımıza taze bir bahar yaşatacak.
Kabul edelim ki Gezi Parkı’nda yepyeni bir mizah dili kuruldu.
Vaktiyle, “Memlekette baskı var, sansür var” diyenlere “O zaman niye mizahta patlama yok” demiştim.
Eski tarz mizahçılar çok kızmıştı bana.
Galiz küfürler, bodoslama hakaretler, kaba espriler çizmeye devam ettiler. İnce ince dokunduruyor, bayağı bayağı hicvediyoruz zannettiler.
Ta ki bu gençlerin mizahı, tur üstüne tur bindirdi onlara.
Muziplik, alaycılık, ince ince taşlamak, nüktedanlık nasıl olur, kaya parçası gibi karikatürlerle sağa sola hakaret sokuşturan ağabeylerine gösterdiler. Hınzırca gülümseyerek tabii.
Gezi protestolarının en önemli kazananı küfürsüz mizahtır, sövgüsüz hicivdir. Ki, sarkastik bir kuşağın mirası olarak kalacak.
Mizah patlaması nasıl kazandırdıysa zırnık zeka barındırmayan öfke patlaması da o kadar kaybettirdi.
Başbakan’ın üslup sorununu mesele yapanların tavır ve üsluplarını da gördük bu vesileyle.
Tasavvur edin ki Yılmaz Özdil, eşinin rahatsızlığı sebebiyle köşesinde boy gösterememiş. Tencere-tava çalmadı diye demediklerini bırakmadılar.
Ne yavşaklığı kaldı, ne yalakalığı ne yandaşlığı ne satılmışlığı ne yusufçuk yusufçuk oluşu ne ödlekliği ne de korkaklığı...
Yoksun ortalarda, nereye kayboldun arkadaş, başına bir iş mi geldi diye sormadılar bile. Pısmış da arazi olmuş muamelesi çekip yekten giriştiler.
Şikayetnamesinden anlıyoruz ki küçük dünyasını daha da dar ettiler adama.
Kimler? Özdil çiziktirmelerinin sadık tiryakileri.
Ona bunu yaptılarsa sana, bana neler yapmazlar?
Bu, üslup kısmıydı. Bir de tavırları var. Hani iktidarın sert tavrına tepki gösterip sokağa dökülenlerden bazılarının tavrı.
Baskıdan şikayet ederken karşı baskı kurdular, medya figürlerini kendilerinden yana konuşmaya zorladılar.
Acun Ilıcalı’ya da, Hülya Avşar’a da destek açıklattılar. Bezdirip yıldırıncaya kadar yakalarını bırakmadılar.
AVM basıp restoran ve kafelerde oturanları taciz ettiler. Milleti yemek masalarından kaldırarak kendilerine katılmaya mecbur tuttular.
Başbakan’ın hışmını çektiği için yazıyorum. Medyasına kızdıkları bir grubun bankasını dahi bastılar. Genel müdürüne, “Ben de çapulcuyum ne olmuş yani” dedirtmeden yatışmadılar.
Arada kalıp pres makinesinde sıkışanlar da var böyle.
Türkiye’nin entelektüel sermayesi, büyük oranda Gezi protestolarına destek verdi. Ama vandalizmi onayladıkları için değil. Başbakan’ın “Canım feda” dediği demokratik itiraz haklarını kullanmak için.
Despotizme başkaldırdıklarını söyleyenlerin yarattığı bu sokak despotizmine, tek kelimeyle şapka çıkarıyorum.
Tavrına hayran olduğum anti-despotluk, yer darlığından oynayamıyormuş meğer. Fırsat bulsa ne harikalar yaratacak!