Arkadaşın böylesi!...

Bunca zaman 'arkadaş' dedik, bağrımıza bastık. İster Ahmet Hakan ol, ister Ahmet Arsan!

Bunca zaman ‘arkadaş’ dedik, bağrımıza bastık.
İster Ahmet Hakan ol, ister Ahmet Arsan!
Yüzüne isediğin maskeyi tak, lafı dilediğin gibi eveleyip gevele...
İstersen ninja suikastçisi ol...
Yok istersen, birilerinin baston değneği de olabilirsin.
Ki, zaten öylesin...
Madem ki sen kendine yakıştırıyorsun, bana söz düşmez.
Ama suç ortağın olamam.
Var, git... Yolun açık olsun,
arkadaş!
***
Sen istediğin gibi yazacaksın, istediğine şarlayıp çamur sıçratacaksın, ona buna sataşıp duracaksın...
Sonra da baskıdan söz edeceksin, tahammülsüzlük diyeceksin.
İyi valla, her tarafı sen kesmişsin.
Bundan iyisi, Şam’da kayısı...
Daha ne olsun, arkadaş!
Zalim de sen, mazlum da sen...Bize, arafta olsun bari, hayat hakkını çok görmesen...
Var mı böyle bir lüks, nerede görülmüş böyle saltanat?
Sultan Süleyman’a bile nasip olmadı,
arkadaş!
Sen, bir elin muhalefette, bir elin iktidarda keyif çatacaksın...
Ama ben, kendi fikirlerimi bile yazma hürriyetine sahip olamayacağım, öyle mi?
Bela mısın arkadaş, tepemize de çıktın, daha ne özgürlüğü istiyorsun.
Yapmadığın haylazlık, yemediğin herze kalmadı.
Beni eğip bükmeye kalkışmak sana mı düştü, arkadaş!
***
Eski mahallen gibisini bir daha zor bulursun, sen.
‘Kol kırılır, yen içinde kalır; arkadaşımızdır, insan içine çıkamaz hale gelmesin’ diyen bir mahalle o.
O mahallenin edep adabını da kabahat sayabildin, iyi mi?
Seni ömür boyu koruyup kollama borcumuz mu var, arkadaş!
Görüyorum ki, iktidar muhitlerinde artık şahsen baş göz edilmediğin için hayıflanmışsın...
‘Beni sevmiyorlar’ diye, ağlayıp sızlıyorsun.
Sövüp saydığın herkes, bir de seni sevip alkışlamaya mecbur mu, be arkadaş!
Kirlettiğin yerlerde bir de ağalar, paşalar gibi ağırlanmak istiyorsun, öyle mi arkadaş?
Şımartılmaya, pohpohlanmaya çok alışmışsın.
Mükâfaat olarak bir de Başbakan’ın uçağına mı binmek istiyorsun?
Üstüne tüy dikmek derler buna, ama sen bilirsin, arkadaş!
Git bin, orada duruyor işte; alıp yanımda Doğan Gurubu’na getirmedim ya...
Benden ne istiyorsun, arkadaş!
***
Sonra, sana ne benim ne yazdığımdan...
CHP komiseri mi kesildin şimdi de başımıza?
Onay makamım mısın, sana mı soracağım ne yazacağımı, arkadaş!
Suç bende... Dile düşmeyelim derken seni yanıltmışım, yanlış bir intiba uyandırmışım.
Memleketin başbakanına bile ‘bak Tayyip!’, ‘utanmaz’ diyecek kadar ileri giden senden başka kim var?
Günah mı çıkarıyorsun, hepsi hepsi ‘biraz mesafeli, biraz eleştirel’ olduğunu söyleyerek...
İnsaf yahu!... Birazı buysa, tamamı nasıl bir şeydir?
Porno film mi seslendireceksin daha, bir o mu kaldı eksik?
İstediğin kadar kendine suç ortakları ara...
İstediğin kadar arkama saklanmaya çalış...
Ne benden, ne de başkasından sana hayır var.
Senin yazın sana, benin yazım bana.
***
Her şirreti denedin, çirkefleştin, en bayağısından ağza alınmayacak hakaretlere tevessül ettin.
Çok alçaldın, arkadaş.
Sana refakat etmemi bekleme.
AK Parti iktidar olmasa, sen şimdi nerede olurdun, düşündün mü hiç?
Sahi, sen ne zaman yazar kesildin başımıza, hatırlatsana!...
Hadi, ‘diyet borcun var da öde!’ demiyorum.
Bana ne!...
Fikir de değiştirebilirsin, mahalle de...
Ne yadırgarım, ne de dışlarım; bunu da en iyi sen bilirsin.
Dibine kadar eski mahallene düşman da olabilirsin.
Bir tek gün ‘dönek’ demedim sana; hakkındır, keyif veren her tarafa dönebilirsin.
Ama bu kadar kin ve nefretle neyi saklamaya çalışıyorsun?
Herkes senin gibi mahalle değiştirmek zorunda mı, arkadaş!...
Sana gösterilen müsamahanın ne kadarını hak ettiğini geçtim...
Sen, senin gibi olmayanlara ne kadar anlayış gösterdin, onu söyle bana.
O ‘çizik yediler’ diye saydıkların, sana şefaat edemez.
Aslında senle hiç işleri de olmaz.
Çünkü hiçbiri senin kadar alçalmadı.
Saydığın isimlere bak;
‘İsmet Berkan, Hasan Cemal, Fehmi Koru, Cengiz Çandar, Mehmet Altan, Sedat Ergin, Ertuğrul Özkök, Nazlı Ilıcak, Hakan Albayrak, Uğur Dündar, Fatih Altaylı ve
diğerleri...’
Senin yanında edep abidesi kalır, onların her biri be!...
Kimsin ki sen, kendini onların arasında gizlemeye çalışıyorsun.
Nasıl sırıttığının da mı farkında değilsin?
Bu kadar mı körleştin, arkadaş!
***
Sen çirkefsin, çirkef!... Anlamadın mı hâlâ?
Yok inanmam, kendinin farkında değil olamazsın.
Var git yoluna, ayağımın altında dolaşma daha fazla.
Efendiliğimi acziyete yormuşsun, belli.
Şansını daha fazla zorlama.
Ben hiçbir zaman ‘mücahit’ olmadım; sonra kredimi bozdurup, ‘müteahhit’liğe de vurmadım işi.
Uçan kuşa da selam borcum yok.
Onların kim olduğunu sen iyi bilirsin, arkadaş!
Ama unutma; hem bir ayağın içeride, hem diğer ayağın dışarıda dolaşamazsın.
Eline ayağına mukayyet ol; aleyhinde şahitlik yapmasınlar.
Güya hesapsız, kitapsızsın ya... Güya gelene gidene çakıyorsun ya...
Seni gidi çakma Molla Kasım!...
Neler döndüğünü kimse anlamıyor mu sandın, yoksa?
Hadi kişisel maceraların seni ilgilendirir, mahremiyetine karışan olursa ben de hakkını müdafaa edeyim.
Peki ya, üçüncü tarafların hakkına hukukuna girdiysen... Bir düşün istersen...
Bu kez çok ileri gittin arkadaş!
Sonra seninle aynı tiynetteyim zannederler; erkekliğe yediremem.
Çekil ayaklarımın altından; beni aşağı çekme bari.
Cüretin, muhataplarının adamlığına güvenmenden...
Ama efendiliklerine çok güvenme, nasılsa kimse senin kadar bayağılaşamaz diye düşünme.
Çok yanılırsın, çook... Aklın hayalin şaşar, ama iş işten geçmiş olur, arkadaş!
De haydi ordan!..