Askeri şeylerin düzeni

Dün 'biz'e doğru gelenler, bugün yanlış çıkabiliyor. Bilgimize temel teşkil eden varsayımlarımız, değişime uğruyor çünkü.

Dün ‘biz’e doğru gelenler, bugün yanlış çıkabiliyor.
Bilgimize temel teşkil eden varsayımlarımız, değişime uğruyor çünkü.
Bunu fark etmeyenler, her defasında büyük bir şokla karşılaşıyor.
Afallıyor, bocalıyorlar...
Meçhul bir subayın gönderdiği ‘ihbar mektupları’, böyle bir ‘şok’ etkisi yaşatıyor kimilerine.
Anlayabiliyorum ve anlamak, nedense acı veriyor çoğu zaman.
Düşünün ki ordunuz, ‘düzen kurucu’ olmuş; sizin yerinize neyin ‘doğru’ olduğuna karar veriyor.
Oy veriyorsunuz, ‘Yanlış tercih’ diyor; gazete seçiyorsunuz, ‘yalan yazdığını’ söylüyor; inanıyorsunuz, ‘aldatıldığınızı’ iddia ediyor.
Elini üzerinizden çekmiyor; ısrarla, inatla siyaseti, medyayı, sivil toplumu, hatta cemaatleri tanzime girişiyor.
Toplum mühendisliği gibi teknikler kullanıyor size karşı, ama sizin iyiliğiniz için.
Şeyleri düzene sokuyor fakat, bu düzen hep kendi etrafında dönüyor.
Merkezinde ‘ordu’nun yer aldığı bir güneş sistemi yapılanması sanki...
Geri kalan her şey, bu merkezin yörüngesinde pervane olmuş peyklerden ibaret!
Dünün doğruları, bugün yanlışlanmış...
Hayatın akışı içinde yeni ve doğal bir cazibe merkezi çıkmış ortaya.
Merkez, yer değiştirmiş... Sivil toplum rüştünü ispatlayıp, ele almış kaderinin dizginlerini.
Bazıları ise, hâlâ şeyleri ‘eski düzen’ içinde tutma çabasında.
Bana acıklı gelen budur işte; birilerinin şoktan çıkamaması da bu yüzdendir.
Profesyonel yardım isterlerse, Michel Foucault’ya başvursunlar.
Ders kitabımızın adı, ‘The Order of Things: An Archaeology of the Human Sciences’ (Şeylerin Düzeni: Beşeri Bilimlerin Bir Arkeolojisi).
***
Kimlikleri, mutlaka alt alta, üst üste istifleriz.
Bazılarını da yan yana dizeriz.
Hayat, bir organizasyon şemasına tabidir.
Hiyerarşik bir düzen işler, o şemada.
En üstte, ‘düzenleyici akıl’ olarak herkesin kendi ‘ben’i durur.
‘Number one’, odur.
Geri kalan herkes ve her şey, yatay ya da dikey oklarla bu ‘ben’e bağlanır.
Bütün varlık alemi, merkezdeki ben’le ilişkisine göre kıymet alıp, anlam kazanır.
İnsan aklı, çevresini böyle bir düzen içinde tanımlaya programlanmış.
O düzende, bir yere oturtamadıkları da olur.
Yüzer gezer, yabancı ve tehlikelidir onlar.
Meraklı, mütecesssis zekâlar, kurcalamadan duramaz; diğerleri el sürmez onlara.
Kadere bakın ki, artık zamanın bütün çocukları, kurcalamaktan başka yol bilmiyor.
Bu saatten sonra da öğrenmeye niyetleri olmaz hiç.
Teslimiyet arayan ‘düzenleyici akıl’ dönemi bitti, zaman itaatsizlik isteyen ‘kurcalayıcı akıl’ zamanı.
Şeyler, yeniden diziliyor şimdi; hayat, yeni bir düzene kavuşuyor.
Eskisinden kopamayanlara, kaotik gelebilir bu yenisi.
Ama nasıl ki her düzen, içinde bir kaos barındırır, her kaosun içinde de mutlaka bir düzen vardır.
Belki de kurcalamaya devam etmek, bizim için daha hayırlıdır!