Atatürk Atatürkçülere karşı

Atatürk'ün Kuzey Kore diktatörüne benzer bir tarafını göremiyorum ama Atatürkçüleri karalar bağlamış Kuzey Korelilerden ayırt etmek zor.

Maziyi olasılıklar üzerinden tartışmaya açmak, Atatürkçülerin hiddetini bir hışımla üzerime çekmeye yetti. Geçmişe dönük ihtimal senaryolarına hayalen dahi tahammülleri yok. Fakat alınmakta haklılar. Çünkü zaten eleştirim onlaraydı, Atatürk’e değil.
“Atatürk’ün bir oğlu olsa tarihin akışı değişir miydi” diye sordum. Atatürk de Kuzey Kore hanedanı Kim Jong-il gibi mi davranırdı? Yani sözümona özel mülkiyete düşman komünist bir ülkeyi eti ve kemiğiyle babasının tapulu malı gibi oğluna miras bırakan Kim Jong-il gibi...
Bence öyle yapmazdı, kendi sulbünden bir erkek çocuğunu kurduğu cumhuriyete vâris tayin etmezdi.
Atatürk’ün Kuzey Kore diktatörüne benzer bir tarafını göremiyorum ama Atatürkçüleri karalar bağlamış Kuzey Korelilerden ayırt etmek zor. Anlatmaya çalıştığım buydu.
Kızıyorlar, çünkü Atatürk’ü Kim Jong-il’e benzer ritüellerle anıyorlar.
Madem Atatürk Kim Jong il’e benzemiyor, madem kıyas yapılamaz aralarında, öyleyse neden Kuzey Kore halkına benziyor yas tutma alışkanlıkları, süregelen anma biçimleri?
Atatürkçüleri uyandırmaya çalıştığımı anlamışsınızdır umarım. Uyansınlar, çünkü yattığı yerde Atatürk’ü de rahatsız ediyordur Atatürkçülerin bu ululaştırılmış fetişizmi, bu cilalı bağnazlığı, bu lider kültü hurafeciliği.
Kim Jong-il gibi kanun emriyle anılmayı hak etmiyor Atatürk. Aklı ve bilimin rehberliğini vasiyet eden, halkına dogma bırakmadığını söyleyen, eleştirel aklı yücelten bir lideri tabulaştırmak ona en büyük haksızlık.
Atatürkçülük, Atatürk’ün mirası değil. Atatürkçülük Atatürk’ten farklı bir şey, birini eleştirdiğinizde diğeri de isabet almaz o yüzden.
Kim Jong-il’in kendisi için nasıl bir yas modeli tasarladığını biliyoruz. Atatürk’ünkine de biraz kafa yormalıyız. O nasıl bir matem töreni görmek isterdi? 10 Kasım’ların böyle mi olmasını arzu ederdi? Olur ya, belki Atatürkçülerin zannettiği gibi onlardan değil benden yanadır merhum.
Radikal İnternet’te Ayhan Fahri koduyla yazan okur, “Komünist Kore’nin 10 Kasımı” başlıklı yazım üzerine eski 10 Kasımları hatırlatmış. Yorumu şöyle:
“...1938’den sonra, sıcağı sıcağına 10 Kasım’da, yıllarca tüm Türkiye’de yas tutulduğu, o gün için içki yasağı konulduğu, sinemalarda yalnız Atatürk’ün filmlerinin gösterildiği, gazetelerin simsiyah basıldığı, öğrencilerin önceleri Etnografya Müzesi’ne, sonra Demokrat Parti tarafından bitirildiğinde, Anıtkabir’e ziyarete zorunlu olarak götürüldükleri, okullarda tören, radyoda o günün tüm programlarının, müzik yayını dahil yalnız bu konuya hasredildiği yaşı müsait olanlar tarafından bilinir. İstesen de istemesen de bunlara uymak mecburiyeti vardı.
Sonra yasakların kalkmasıyla 10 Kasım, olması icap ettiği gibi normalleşti ama yine de istekle anma törenleri yapılmaktadır.
Zamanımıza uygun bu değişimle Atatürk sevgisi, onun ilke ve inkılaplarına olan saygı hiçbir şekilde eksilmedi. Tam tersine, mecbur bırakılmamasına, yasakların kalkmasına rağmen O’nu anma törenlerine devam edildi, nesiller boyu da devam edecek. Bu çok normal.
Anormal olan, Atatürk’ün arkasına sığınanlar, Atatürk’ün ilke ve inkılaplarının ne olduğunu bilmeden muarızlarını ‘Atatürk düşmanı’ olarak damgalamak isteyenler, konuşmalarında fikir olmayınca O’nun adını kullanarak istismar edenlerin ortalıkta hâlâ gezinmekte olması...”
Gözleri çakmak çakmak, kaşları çatık halde etrafa kesik bakışlar atıyor Atatürkçüler. Başlarını ellerinin arasına alıp kendi kendilerine şunu sorsunlar bence: Bir erkek evladı olsa Atatürk ne yapardı?
Kim Jong-il’in ne yapacağını biliyoruz; halkının başına oğlunu bıraktı halifesi olarak. “Atatürk farklı davranırdı” diyorlarsa, -ki benim görüşüm budur- neden onu hiç benzemediği Kim Jong-il gibi anmaya layık görüyorlar?
Kuzey Koreliler ‘sevgili’ diktatörlerini tam da onun arzuladığı şekilde anıyorlar. Histerik ağlama ayinleriyle onurlandırıyorlar matemini. Atatürkçüler, Atatürk’ün de bu tarzda anılmak istediğinden emin mi?
Atatürk’ü yanına alıp Atatürkçülerin karşısına geçmek gibisi yokmuş. Rahatlığı başka oluyor. Dertlerine yansın Atatürkçüler...