Bab-ı Âli'nin katırları

Tehdit, tehlikeli bir silahtır. Her çeşit ilişkiyi zehirler. Ters teptiğinde de sahibini vurur.

Tehdit, tehlikeli bir silahtır.
Her çeşit ilişkiyi zehirler.
Ters teptiğinde de sahibini vurur.
Birçok örnek hatırlıyorum.
ABD ile Çin’i karşı karşıya getiren Tayvan gerilimi, bunlardan biri...
Bir başkası da, bizdeki ‘Kırk katır mı, kırk satır mı?’ dedirten kalem kavgalarıdır.
***
Tayvan, 23 milyon nüfuslu bir ada...
Çin için Tayvan, kanlarının son damlasına kadar savunulacak ‘toprak bütünlüğüdür’.
ABD içinse, ceberrut Çin rejimine karşı bağımsızlık mücadelesi veren potansiyel bir müttefik.
Çin’i ürkütmeden, kışkırtmadan bazen el altından, bazen açıktan destekliyorlar.
Stratejistlerin Tayvan’ına gelince, o biraz daha karışık.
Tayvan ihtilafı, gelecekteki ilk büyük savaşın sebebi olarak gösteriliyor.
10 yıl kadar önce birara,  bardak taşar gibi olmuştu.
Çin hükümetinden, ‘Biz bir Los Angeles nüfusunu gözden çıkarmaya hazırız, ya siz?’ şeklinde, akılalmaz bir tehdit gelmişti.
Gözdağı vermek için seçtikleri mesaj, korkunçtu.
Ama ABD’nin, Tayvan için Los Angeles’ı feda etmeye hazır olmadığından emindiler.
***
Riskler yükseldiğinde, kaybedecek çok şeyi olanlar daha makul davranır.
İnsan ilişkilerinde, diplomaside, siyasette, şirket yönetiminde böyle yürür işler.
Bunun tek istisnası, kalem kavgalarıdır.
Sicilya mafyasının kanunlarına tabidir, egoların kapışması.
Sicilyalı Mazzini, suç işlemeye icazet verir.
Mafya, bir rivayete göre bu fetvadan alır adını.
Bahanesi, özgürlük mücadelesidir.
Her şeyin mübah olduğu bir savaş
Paraguay’da olsanız, belki haysiyet meselesi yapıp düelloya çağıracaksınız.
Orada erkekçe karşılaşmak yasal ama, her iki tarafın da kan bağışlaması şartıyla...
Burada yasal olsa bile, düelloya çağıramazsınız.
Çünkü bağışlayacak bir damlacık kanı dahi olmayanların kalemine, zehirli mürekkep doldururlar.
Sokakta olsanız, yolunuza çıkan o veletin haylazlığı karşısında, ‘La havle’ çeker geçersiniz.
Olmadı, ‘Sen git, ağabeyin gelsin’ dersiniz.
Baktınız, gene durmuyor hergele; hem ağzı bozuk, küfürbaz mı küfürbaz...
‘Bu edepsizin sahibi yok mu?’ diye, bakınırsınız etrafa.
Üstünüze çamur sıçrattığında, sabrınız taştığında...
‘Artık benden günah gitti’ deyip, bir tokat aşk edersiniz...
Fakat, ayıplanan gene siz olursunuz.
Muhatap olmaya değmez çünkü, yakıştırmazlar size haklı olarak.
***
Neylersiniz ki, merhametten de maraz doğuyor.
İşler çığırından çıkmak üzere!
Bir kere başladı mı, nerede duracağı belli olmaz.
Farkında olmayanlara, bir okuma parçası tavsiye ediyorum.
Bilhassa medyamızın perişan hallerine bakıp, sorumlu arayanlar okusun.
Zakir Avşar’ın ‘Türk Basınında Kavgalar, Bab-ı Âli’de Kırk Katır’ başlıklı kitabından ilgili bölümlere bakınız!...
Bu kitaptan çıkarılacak ders;
Ne ekerseniz, onu biçersiniz.