Bahçeli'nin kırıp geçiren mizahı

Bizim siyasi cinayetler mezarlığımız, şakadan anlamayan afacan çocukların yaramazlıklarıyla dolu.

Neydi o Feriştah Yenge esprileri, Tatar Ramazan’a göndermeler, sinema eleştirisi üzerinden ironi yapmalar, Gencebay şarkılarından ince nükteler filan. Tebessüm ettiriyor ettirmesine de Bahçeli’nin grup konuşmasında seçkin örneklerini sunduğu siyasi mizah, gülmece olarak kalacak mı?

Adliye önlerinde toplanmaya başlayan Gençtürkler’in şakası yok gibi. Yüzleri hiç gülmüyor. Üniversite kampüsleri deseniz fokur fokur, fiziki hareketlenmeler yaklaşan el şakalarının habercisi.

Bu sataşmalar, diğerleri gibi şakayla başlayıp nefret cinayetlerindeki trajik sonla bitmezse canımıza minnet.

Devlet Bahçeli’yi böyle şen şakrak muhabbetlerde görmek güzel tabii. Siyasi güldürü, en sert salvolardan bile daha etkili, üstelik eğlenceli de. MHP sözcüleri, bunun tadını almışa benziyor.

Keşke hep tatlı tatlı atışsalar Başbakan’la. Biri, sitcom karakterlerine nispetle âkil insanları hicvetse, diğeri de “Aman motoru yakmayasın ha, dikkat et kayış atmasın” diye kafaya alsa onu.

Gelin görün ki bizim siyasi cinayetler mezarlığımız, şakadan anlamayan afacan çocukların yaramazlıklarıyla dolu.

Latife bir yana, nefret suçu mevzularında bir şaka daha kaldıracak hali yok memleketin. “Vur de vuralım, öl de ölelim” diyenlerin, işi abartıp elle şakalaşmaya kadar götürdükleri çok kere vaki çünkü.

Üniversite gençliği, bıçakla, satırla, palayla birbirine yoklama çekiyor şimdiden. Karşıt görüşten birini yakaladılar mı şakalayacaklar besbelli.
Âkillere suç duyurusu pozu veren Gençtürkler de pek bir alaycı. Karamizaha kaçan buz gibi bir espri anlayışları var. MHP’nin siyasi taşlama edebiyatını uygulamalı sanata çevirecek tatbikatçılar da yavaş yavaş sokağa çıkarsa şaşırmayın.

Bu şakacı arkadaşların, ekran başında patlamış mısır eşliğinde komedi dizileri izlemekten beslenmedikleri açık. İlham kaynakları, Mükremin Çıtır ve ailesinin matrak hikâyeleri olmayacak elbette. Tatar Ramazan’ın maceraları, Orhan Gencebay’ın şarkıları ya da Lale Mansur’un çok enteresan filmleri hiç olmayacak.

Bahçeli’nin köşeli esprilerine gülenlerden biri, âkil insanlardan herhangi birinin canını istemeden yakarsa tamam mı diyeceğiz? Delikanlı, bu sefer hafiften güleç, az da muzip ve haylaz çıkarsa okey midir?

Umberto Eco demiş ki



Boğaziçi Üniversitesi’nde birlikte panele çıktığı Orhan Pamuk’un cömert iltifatlarını aynı nezaketle iade etmek yerine, “Söylediklerini tekrar edersem intihal yapmış olurum” dediği için değil...

Muhatap olduğu, “Bizi seviyor musun, ülkemizi beğendin mi, demokrasimiz hakkında ne düşünüyorsun” gibi soruların onaylanma ihtiyacından, yani aşağılık kompleksinden kaynaklandığını söylerken karşısındakini fena halde aşağıladığı için değil...

Zekâ arz edeceğim diye “İnsanların yarısı aptaldır” gibi bayağılıklara tevessül edip Aziz Nesin’den öteye geçemediği için de değil...

Yapmadık nobranlık bırakmayıp herkesle dalgasını geçtiği halde, “Duydunuz mu, Umberto Eco demiş ki” dedirtmeye devam ettiği ve tepeden baktıkça aşağıdan daha çok alkış koparmayı başardığı için kendisi en sofistike Bay Deki’miz oluyor. Bir alkış daha...