Bahşiş devrimini başlatan yazı

Hayatı bu renksiz girdaptan çekip çıkarmak, asıl devrimdir. Bahşişin ilgasını tartıştırmak gibi. Amerika'da bazı lokantalar, bahşişi kaldırıp hesaba dahil ediyor.

Şakayla karışık bir bahşiş devrimi önermiştim. Fakat iş tahminlerimin üstünde ciddiye bindi.
Şakası şuradaydı: Koca New York Times bahşiş deyip geçmezken bizim yeme-içme yazarlarımız, devrim gibi büyük işlerden başlarını alıp bahşiş sorununa eğilemiyor.
Misyon gazeteciliğinin, orta sınıf halka ve onun sıradan dertlerine nasıl yabancılaştığını gösteren bir örnek.
Medyanın gündemiyle hayatın olağan gündemi farklılaşıyor.
Son 10 yılda kalınca bir orta tabaka oluştu, toplumun yüzde 60’ına ulaştı.
Dışarıda yiyip içenlerimizin sayısı katlanarak artıyor ama yeme-içme yazarlarımızın lokanta sorunlarına ilgisi azalıyor.
Bahşiş tartışmasına tenezzül edip inmiyorlar.
Herkesin gözü yüksek siyasette.
Sokağın gündemi denince, artık sadece sokak eylemlerinin gündemi anlaşılıyor.
Gezi’den başka park, arka sokaklardan başka da sokak tanınmıyor zaten.
Hayata dair bütün tartışmalarımız, oraya sıkışıp kaldı.
Stadın gündemi, maçtan ziyade tribünlerin koyacağı eylemle ilgili.
Konsere gidiyorsunuz hakeza sloganlar, şarkıların da söyleyenin de önünde.
Bütün sahnelerde devrim şovu var, gazetelerde o yazıyor, ekranlarda o konuşuluyor.
Renkli dünyalar, hep birden siyah-beyaz renge döndü.
Onun için “Bir de bahşiş devrimi lazım” dedim.
Hayatı bu renksiz girdaptan çekip çıkarmak, asıl devrimdir. Bahşişin ilgasını tartıştırmak gibi.
Amerika’da bazı lokantalar, bahşişi kaldırıp hesaba dahil ediyor.
Türkiye’de Zuma’sıyla, Da Mario’suyla, Gina’sıyla bir Doors grubu neden yapmasın?
Kökü dışarıda zincirler de başı çekebilir, kökü içeride müesseseler de. Bir Sunset, bir Günaydın, bir Duke, bir Masa, bir Borsa, bir Ulus 29 ne güne duruyor!
Bakın, medyada bahşiş reformu başladı bile. ilk vuruşu, Hürriyet Pazar’dan Arda Türkmen yaptı.
‘İlle de bahşiş zorla bahşiş’ başlıklı reform karşıtı yazısı şöyle:
“Yurtdışında birçok lokanta, siz isteseniz de istemeseniz de hesaba %10 civarında bahşişi ekleyip, hesabı masanıza bırakır.
Oysa bahşiş, iyi servis sonucunda, size servis yapan kişi ya da ekibe verdiğiniz bir ödül gibidir. Bu bahşiş zorlamasına karşı olduğum kadar işini iyi yapan ekibe bu küçük ödülün az verilmesine de karşıyım.”
Bahşişin gönüllü olması, hesabı öderken üste para bırakmayı zorunlu olmaktan çıkarmıyor. Prestij meselesi...
Yemeği beğeniyorsunuz, servisten o kadar memnun kalmadınız diyelim. Bahşiş yine de garsonun cebine gidiyor, mutfaktakilere metelik yok. Haksızlık değil mi?
Masa ve servisle birlikte statü, itibar ve ayrıcalık da satın alınıyor ekstra parayla. Bahşişe göre muamele reva mı?
Ne dersiniz, kaldırılsın mı kaldırılmasın mı lokantalardan?