Bakanlara rol taksimi

Memlekette sanki iki başbakan var. Biri, yeni bakanlara görev taksimini yaptı.

Memlekette sanki iki başbakan var.
Biri, yeni bakanlara görev taksimini yaptı.
Bakacakları alanları, sorumluluk bölgelerini belirledi.
Diğeri, hâlâ rol dağıtmakla meşgul.
Nerede duracaklarını, nöbet yerlerini tebliğ edip duruyor.
Biri, Ankara’da hükümetin başı olan Tayyip Erdoğan.
Diğeri de, her gazetecinin içinde sipere yatmış duran başbakan.
Bu ikincisi, kafa çıkarmak için daima fırsat kollar.
Yani gazeteci, biraz çift kimliklidir.
Bir tür şizofrenik kişilik bölünmesi.
Kişiliklerden biri gazetecidir; öteki ise başbakan.
Birlikte göremezsiniz, onları.
Biri ortaya çıktığında, öteki mutlaka kaybolur.
Bir bakarsınız, ‘gazeteci olan’ gitmiş, yerine ‘başbakan’ gelmiş.
Başbakan kişiliği, şimdi gene bir fırsat yakalamış gibi.
Gazeteci olanı bastırıyor, geri itiyor.
‘Super ego’yu ele geçirmiş...
Benliğin karanlıklarına ittiği ‘gazeteci kişiliğin’ üzerinde tepiniyor.
Bu ‘üstün şahsiyet’in, kendi oyun planları var, çünkü.
Başbakan Erdoğan’ın takımına, elleriyle biçtiği rolleri oynatma derdinde.
Kabineye giren isimlere kendince anlamlar yüklüyor.
Yeniden görev tanımları yapıyor.
Oyuncuları değiştiremediğinden olsa gerek...
Beğenmediği şapkaları değiştiriyor, bazen.
Yeni bakanlara, rol taksim ediyor.
Misyon biçiyor.
Velhasıl, gazetecinin ‘başbakan şahsiyeti’, kendi kabinesini kurmakla meşgul.
*  En çok da Bülent Arınç’ın üzerinde çalışıyor.
Kâh, Deniz Feneri dosyasından mesul bakanlığa atıyor, onu.
Kâh, “Başbakan’a diklenecek olan sensin, ha!” diyor.
Kabineyi karıştırmak  yetmezse...
MGK’da maraza çıkarma pozisyonuna da Arınç’ı tayin
ettiği oluyor.
Gerektiğinde ‘laiklik’ tartışmasının başlama vuruşu da ondan bekleniyor.
* Ahmet Davutoğlu da, şapka dayandırılmayan bakanlardan.
Dışişleri’ndeki araziye, tam uyum mu sağlasın?
‘Monşer’ geleneğinin yeni hükümet temsilcisi mi, olsun?
AK Parti’li olmayan apolitik teknokrat bakanı mı, oynasın?
Hamas’a mı, Suriye’ye mi, İran’a mı, ABD’ye mi, AB’ye mi, Rusya’ya mı, yakın dursun?
Başbakan’a mı, Cumhurbaşkanı’na mı; hangi mesafede görünsün?
Nöbet mahalli o kadar çok değişiyor ki.
Nasıl yetişecek bilmem.
Şapkalardan şapka beğen, ölümlerden ölüm, deniyor.
Sanki Başbakan, onu şapkasız bırakmış da her yola gelirmiş gibi.
* Nimet Çubukçu’nun işi nispeten daha kolay.
Ona çizilen oyun sahası daha net, çünkü.
Takımın, ‘tanımlanamayan akreditesiz kadrolara’ geçit vermeyen defans oyunculuğu.
Hattı müdafaadan sorumlu Milli Eğitim Bakanı olarak görmek isteniyor.
* Ve, Ömer Dinçer.
En ‘maden’ muamelesine tabi.
Her role teşne ‘joker bakan’ gibi, yani.
Her şapka, başına geçer diye bakılıyor.
Özel bir görev tanımı, o yüzden yok.
Biraz ters manyal verilirse, herkese, her şeye kafa tutar, deniyor.
Hin-i hacette mutlaka el altında bulundurulması gereken bir oyuncu.
***
Gazetecinin  ‘başbakan şahsiyeti’, işte böyle bir kabine peşinde.
Kendi oyun planını kuruyor.
Yenilere, daha baştan ‘duruş’ empoze ediyor.
Yalnız, gazetecinin hayalindeki kabine ile Başbakan’ın gerçek kabinesi pek de örtüşmüyor.
Hani, Demirel’in lafıdır; mealen der ki:
“Ankara’nın gündemi ile halkın gündemi birbirinden kopuyorsa, sonun başlangıcıdır.”
Ya, Başbakan’ın kabinesi ile gazetecinin oyun takımı birbirini tutmuyorsa?
Hangisi halktan kopmuş olur, sizce?