Bakanlıktan nasıl gitti?

İnsanın hiç ummadığı böyle talihsiz bir haberi alıp en ufak bir falso vermeden hazmetmesi kolay mı?

Bir adab-ı muaşeret kuralı yok bu konuda. Ama bir kalibre kuralı var. Bakanlıktan alınanların ilk tepkilerine bu gözle baktım. Kim olgunlukla karşılamış, kim hazımsız?

Gidenlerin davranışlarında büyük bir hayal kırıklığı gözlemedim. Dünyası başına yıkılan, neye uğradığını şaşıran yoktu. Fakat biri istisna.

Ne hikmetse gidişi en çok beklenen, en hazırlıksız yakalanmış. Herkes onun üzerine bahse girerken, ilk değişiklikte gideceğine kesin gözüyle bakılırken o hiç ihtimal vermemiş görevden alınabileceğine.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay değil tabii ki o kişi. Habere şaşırmadı çünkü dünden hazır gibiydi.

Mahkemenin kadıya mülk olmadığını hatırlattı, her görevin bir gün sona ereceğini söyledi, güleryüz ve tatlı sözle veda edip gitti Ertuğrul Günay.

Ne asık yüz ne ekşi söz işareti veren bir diğer isim de Sağlık Bakanı Recep Akdağ’dı.

"Filan bakan da 11 yıldır fasılasız aynı koltukta oturuyor. O başarılıysa ben de başarılıyım. Kan tazelemekse mesele, neden o değil de ben gidiyorum" demedi.

Ertuğrul Günay gibi herhangi bir sürpriz yaşamadığını belli etti. Olağan bir hadise, beklenebilecek bir gelişme olarak söz etti gidişinden. Başbakan’ın takdirini saygıyla karşıladığını, aynı şevkle çalışmaya devam edeceğini söyledi.

Hayret nidasıyla "Nereden çıktı şimdi bu revizyon" diyen kişi, Recep Akdağ da değil yani.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’e gelince... Hakeza kırgınlık, küskünlük belirtisi göstermeyenlerden. Halefi Nabi Avcı’ya koltuğunu zorlanmaksızın, hem de geciktirmeden devretti.

Veda sözleri iyi seçilmiş, gayet nazik sözlerdi. "Görevi devralırken nasıl gurur yaşadıysam devrederken de aynı gururu yaşıyorum" dedi.

Beklediği bir haber olmayabilir. Ancak adını gidenler arasında görmek, şok etkisi yaratmamıştı üstünde.

Ömer Dinçer, kendisinden beklenmeyecek ölçüde sabır ve metanetle karşıladı başına geleni. Davulla, zurnayla gelip davulla, zurnayla gitti.

Yazıyı yazdığım saatlerde henüz sesi soluğu duyulmayan tek bir isim çıktı. O da İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin.

Kararı bir türlü içine sindiremediği için mi umursamazlıktan mı artık, ne diyeceğini bilememekten mi? Tek kelime konuşmadan, sessiz sedasız bakanlığını terk edecekmiş gibi bir hali vardı.

Tutulmuş ki en geç onun nutku açılıyordu. Yaşadığı şoku atlatması uzun sürmüş ki en son o geliyordu kendine.

E, insanın hiç ummadığı böyle talihsiz bir haberi alıp en ufak bir falso vermeden hazmetmesi kolay mı? Sindirmek zaman alıyor, sindirmek ve kabullenmek.

Söylemesi dile kolay, tam bir sene 7 ay oturduğu koltuğu terk edecek. Alışkanlığa dönüşmüş bazı şeyler.

Malum, koltuk sevdasından daha ağır bir imtihandır alışkanlıklarla sınanmak. Boşuna değil tevekkeli, alışmak sevmekten zor demeleri. Hayata küser insan.

Bir adab-ı muaşeret kuralı yok belki. Ama söyledim ya, bir kalibre kuralı var makam bırakmanın.

Boyundan büyük yerlere gelebilirsin. Fakat en azından bıraktığında, oturduğun koltuğu aşmış olmalısın. Çapın oradan belli olur, nasıl geldiğinden çok nasıl gittiğinden.

Yüzün düşmeyecek bir kere. Güle oynaya gelip sirke satarak gitmeyeceksin.

Görenlerin yalancısıyım, yüzünden düşen bin parça diyorlar sabık İçişleri Bakanı için.

Geldiği gibi gitmeyi bilenle hak etmediği yerden bile gitmek bilmeyeni ayırt etmek gerek.

Kabinenin ortalama peformans çıtasının çok altında kaldı İdris Naim Şahin. Beceri ve başarı kıstaslarından geçer not almak bir yana, emsalsiz bir faciaydı. Bari giderken olgunluk notunu kırdırmasaydı.