'Barış için demokrasi'yi anlamıyorum

Barış yola koyulmuş geliyorsa 'Git koluna o sepeti tak da öyle gel' diye geri çevirmenin âlemi ne?

Hayır, mümkünatı yok.

Çok denedim, çok çabaladım ama olmuyor. Kızsalar da darılsalar da anlamıyorum işte.

Çözüm sürecinin barış getireceğine inanmayanları anlıyorum. Yanlış bir analize bel bağlamış olabilirler ama ne dedikleri belli.

Terör sorununu müzakere yoluyla halletmek istemeyenleri anlıyorum.

Silahsız değil silahlı mücadeleden yana olanları anlıyorum.

Konuşarak çözmek yerine ilanihaye savaşmayı savunanları anlıyorum.

Benimsemesem de ne dedikleri belli.

Hakeza... Özel yetkili mahkemeler kaldırılsın, Silivri Cezaevi boşaltılsın, Türkiye başkanlık sistemine geçmesin ve benzeri talepleri de tek tek anlıyor, kimine hak da veriyorum.

Gelin görün ki bunların hepsinin bir torbaya tıkılıp çözüm sürecine kelepçeyle bağlanmasını anlayamıyorum bir türlü.

Savaş isteyenleri dahi anlıyorum da “Barış için demokrasi” sloganıyla ne anlatmak istediklerini anlayamıyorum arkadaş.

Muğlak konuşuyorlar, ne dedikleri belli olmuyor.

PKK silah bırakacak. Dağdakiler bunu kabul ettikten sonra mesele nedir? Anlamıyorum.

Türkiye bir diktatörlük olsa da silahı bırakacaklar diyelim. Diktatörlük yıkılana kadar bırakmasınlar mı yani? Bunu mu demek istiyorlar?

Tam demokrasi olmadan da barış olur. Öyle barış olmaz mı olsun?

Siyasi partiler yasası değiştirilinceye, yüzde 10’luk seçim barajı indirilinceye kadar kan durmasın, akmaya devam mı etsin?

“Barış için demokrasi” diyorlar. Barış yola koyulmuş geliyorsa “Git koluna o sepeti tak da öyle gel” diye geri çevirmenin âlemi ne? Kalan taleplerimiz arkadan gelse niye olmuyor?

‘Ya hep ya hiç’ tavrını bile anlayabilirim. Zorlansam da denerim anlamayı. Ve fakat ‘hepsi birden olmuyorsa hiçbiri olmasın’ mı demeye uğraşıyorlar, o da anlaşılmıyor.

Bildiride barış ile demokrasi karşı karşıya getirilmiyormuş da öncelik sıralaması yapılmıyormuş da önce demokrasi denmiyormuş da metni ben çarpıtıyormuşum filan.

Metnin lafzı değil manasıdır aslolan. Lafız, laf cambazlarının ağzında aldatıcı olabilir çünkü.

Lafazanlık süslerini kazıyınca makyajın altından ne çıkıyor, ona bakın.

Kemal Kılıçdaroğlu da çözüm için demokrasi paketi açıklıyor. Söylediklerinden çözüm sürecini desteklediği sonucu çıkıyor mu?

CHP’nin ne dediği ayan beyan anlaşılıyor mu sizce?

Kusura bakmayın, özel yetkili mahkemeler kaldırılana kadar PKK’nın niye silah bırakmaması gerektiğini ben anlamıyorum.

Kılıçdaroğlu ve imzacılar buna açıklık getirdi de ben mi kaçırdım? Ne dedikleri belli mi yani?

Şam’ın Deki’leri



“Esad’ın borazanları” desem ağır kaçardı ama yaptıkları borazanlıktan farksız. Esad terörle vuruyor, bunlar “Suçlu Ankara” nidalarıyla tempo tutuyor.

Reyhanlı saldırısından sonra Şam’ın Deki’lerine başka bir cesaret geldi. Özgüvenleri arttı, bülbül kesildiler.

Hazır kıta halinde bu anı bekliyorlarmış. Şam vuruyor, onlar çığlık çığlığa Ankara’yı sorumlu tutuyor.

Esad’ın terör makinesi, buradaki menfi propaganda makinesiyle entegre tesis gibi çalışıyor.

Türkiye’nin Suriye politikasının ne kadar yanlış olduğu, bir katliamla mı gösterilecek? Bunlar, kurulmuş saat gibi Türkiye’nin Suriye politikasını suçlamaya başlıyor. Çığırtkanlar, istediğini fazlasıyla veriyor Esad’a.

O, bombaları patlattıkça Şam’ın Deki’lerinde özgüven patlaması meydana geliyor. Son katliamla sesleri nasıl gürleşti, fark ettiniz mi?