Barıştan korkanların aklını koru Allah'ım

Silahla demokrasi getirilebileceğini savunmak hiçbir demokrasi kavgasında görülmemiştir.

Dağdaki adam, silahla hak aramaktan vazgeçecek. “Sakın ha” diyorlar, “Bir daha düşün, haklarının hepsini daha almadın, silahı bırakmak istediğinden emin misin?” Bunu diyenler Kürt siyasi hareketinden olsa gene iyi. Ama değiller.

Biri, dağdakilerin akıl hocalığına soyunan Baskın Oran. “Büyük barıştan korkuyorum” başlıklı makalesi, akıllara seza. Mart başında Agos gazetesinde görüldü. “Silah, Kürtlerin tek pazarlık gücü. Ya karşılığında hiçbir şey verilmeden ellerinden alınırsa” diye korkuyor.
Biri de AB uzmanı Cengiz Aktar. “Demokrasisiz de barış olur ama Kürtlerin istediği gerçekten bu mu?” diye uyarıyor. Hafta başında Radikal’de çıkan röportajının başlığıydı.

Dudak uçuklatan bu sorulara ben ancak ‘Fesübhanallah’ diyebiliyorum. Şeytanın aklına gelmez.

Dağdakilerin silahla hak aramaktan vazgeçmesi, düz ovadaki akıldaneleri korkutuyor. Çünkü daha anayasal garantiye alınmamış haklar, yeni anayasa daha tamamlanmamış, demokratikleşme kaleminde yapılacak işlerin hepsi bitmemiş vesaire.

İyi güzel de silahtan vazgeçiyorlar yahu, hak aramaktan değil ki. Bu ne yas! Gülsün biraz yüzünüz, sevinin silahlar gömülecek, kan duracak diye.

Herkesten çok demokrat olabilirsiniz. Ne âlâ da aşırı demokrat olmaya ters midir ki barış gelecek diye karalar bağlıyorsunuz? Dağdan inişin ayak sesleri sizi sevindireceğine niye tedirgin ediyor?

“Silahla mücadele verilmeyen her yerde mutlaka demokrasi vardır” denilemez, evet. Fakat silahla demokrasi getirilebileceğini savunmak da hiçbir demokrasi kavgasında görülmemiştir.

Yarın 21 Mart Nevruz Bayramı, büyük gün. Öcalan’ın tarihi çağrısı, Diyarbakır’daki Nevruz Meydanı’nda yankılanacak. Önden bazı itirazları duyunca aklını oynatacak gibi oluyor insan. Bu itirazlar da ekseriya âkil adamlarımızdan geliyor. Hani mesela, “Bir âkil adamlar listesi yapın” dense birçok kişinin listesine girecek isimlerden.

‘Barış barış’ diye çırpınanlar, barış gelecek diye akıllarını kaçıracak neredeyse. Hale bakın!

Ne diyelim; barıştan korkan âkil adamlarımızın aklına sen mukayyet ol bari Allah’ım.

Hasan Cemal’de yakalandım



İnsanı sersemleten sorulardan birini de pazartesi günü Cengiz Çandar köşesine taşımıştı. Hatta dayanamayıp bir de cevap vermişti. Soru şuydu: “Hasan Cemal’in yazmadığı ülkeye demokrasi gelmez mi?”

Okur okumaz, içimdeki iflah olmaz Bay Deki harekete geçti. Sorunun muhatabı benmişim gibi, dilimi tutamayıp kendimle atışırken yakaladım kendimi: “Hasan Cemal yazmayınca da demokrasi gelir bir ülkeye, olmazsa olmaz şartlarından değildir ama bu, Hasan Cemal’e yazdırmama gerekçesi olabilir mi? Hasan Cemal’e yazdırmayınca demokrasi mi gelir sanki?”

Ne yaptım ne ettimse içimdeki atışmayı bastıramadım. Hâlâ ciddi ciddi tartışıyor bu felsefi soruyu. Şu Bay Deki’nin bildiğinden şaşmamasına şapka çıkarılmaz mı!